1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ŞEHİRDEKİ KALP HARİTAMIZ
ŞEHİRDEKİ  KALP  HARİTAMIZ

ŞEHİRDEKİ KALP HARİTAMIZ

Her birimizin bir haritası vardır şehirde… Gün içinde uğradığımız mekanlara ilişkin izleğimiz sözünü ettiğim… Geçen yıl bir telefon almıştım şimdi anımsamadığım bir Avrupa ülkesinden gelen bir öğrenciden… Bir okul projesi için arkada

A+A-

Her birimizin bir haritası vardır şehirde… Gün içinde uğradığımız mekanlara ilişkin izleğimiz sözünü ettiğim…  Geçen yıl bir telefon almıştım şimdi anımsamadığım bir Avrupa ülkesinden  gelen bir öğrenciden… Bir okul projesi  için  arkadaşlarıyla birlikte Lefkoşa’nın iki yanında gittiğim yerlerde beni izlemek istediklerini söylemişti. Ellerinde haritalarla peşime takılmışlardı sonra. Şehirdeki hareketleri grafik tasarımlara dönüştüren İtalyan sanatçı geldi aklıma.  Büyükada’da arkadaşıma ait  konakta kaldığım bir yazdı. Sabah mutfağa gittiğimde karşılaşmıştım onunla.  Bir süredir aynı evde kalıyormuşuz ama yollarımız kesişmemiş. Ben tatilimin sonuna gelmiştim ve bavulumu toparlamıştım. Dışarıda kahvaltı yapıp vapura birlikte binmeye karar vermiştik. Bu arada bavulumu taşımama yardımcı olacak birine rast gelmiş  olmak günün en tatlı sürpriziydi. Çok güzel sohbet etmiş ve birbirimizi geç bulduğumuz için hayıflanmıştık. Lefkoşa’ya gelmek istediğini ve sadece benim için bir tasarım yapıp bana Lefkoşa’yı giydirmek istediğini söylemişti. Nasıl da heyecanlanmıştım bu proje karşısında. Birkaç kez yazışmıştık ama arkası gelmedi sonra. Ne çok gerçekleşmemiş proje var diye düşündüm bugün. Bazen bir şeyin hayalini kurmak bile yeterli gelebiliyor insana. Sanki gerçekleşmiş gibi hayalle tatmin oluyorsun. Uçucu vaatlerle dolu bir dünya bu…

Garip bir tutuculuğum, kör bir sadakatim vardır benim. Hep aynı kafelere  gidip aynı masalara  otururum mesela… Sevdiğim bir parçayı defalarca dinler, sevdiğim yemekleri hiç bıkmadan yerim belirli aralıklarla. Yorucu aşklarda en az beş yıl sürüklenirim.  Hiçbir yere kök salmak istemeyen, bütün aidiyetlerden ürken kimlik kaçkını halimi düşününce bu biraz tuhaf belki ama her türlü canlı, cansız varlığa acayip bağlanırım. Birileri bir kez hayatımda yer tuttu mu kolay kolay vaz geçemem onlardan. Çok keskin, radikal bir terk etme anım olduğu doğrudur. Bir an kesin olarak bırakmaya karar veririm ve bir daha geriye dönmem. O ana varıncaya kadar acayip sürünürüm ama.

Bu bırakma anı biraz da kendimi sıkışmış ve özgürlüğümü yitirmiş hissetmemle ilgilidir. Verdiğim sevgi ve güvenin yerlerde sürüklendiğini görmüş, bir süre buna inanmazdan gelip eski günlerin hatırı ve onları geri alabilmek hayaliyle sürünmüş ama canıma tak ettiği noktada da kapıyı kapatmışımdır.

Belki de çağın vefasızlığına, obur ve tüketici karakterine, inkar ve ret dolu adaletsizliğine, her şeyi hızla geçen ezici ritmine bir direniştir benim bazı mekanları ve ilişkileri sahiplenme halim.

Bu kırılıp bozulmaların ardından yeni bir mekan ve kalp haritası  çizerim kendime ve yeni sadakat alanım başlamış olur böylelikle.

Yılın belli bölümlerini geçirdiğim iki şehir, Lefkoşa ve Istanbul’da da böyle  haritalarım oluşmuştur. Uğradığım mekanlar bellidir az buçuk. Sivil polisler için büyük kolaylık.

Büyük şehirlerde kaybolmayı hem severim hem de tam bir kaybolmuşluk ürkütür beni. Hansel ve Gretel gibi ekmek kırıntıları bırakmak isteyen cinstenimdir ben. Sürekli uğradığım yerlerde oluşturduğum bağlar, selamlaşmalar  avutur beni. Büyük marketler yabancılaştırıcıdır. Lefkoşa’da evimin yakınındaki bakkal çok daha rahatlatıcı gelir bana. Hal hatır sorup günlük dertleri paylaşacak zaman ve ortam vardır oralarda. Bakkal kadın ile sürdürdüğümüz  şakalarımız vardır. Kıbrıs’ın güneyinde  milletvekili adayı olduğum günlerde kurduğu cümleyi hala hatırlayıp gülümserim mesela: ” Neşe sen televizyonda Mihalis’in yanında durma. O çok iri. Yanında küçük bir kıza benziyorsun” demişti Onun güleryüzlü hal  hatır soran hali bile çoğunlukla yerlerde sürünen moralime iyi gelir. Sonra müdavimi olduğum  kafeye gittiğimde ne yiyip içeceğime garsonun karar vermesi hoşuma gider. Yormayan, hafif ilişkilerdir bunlar.

Bu mekanlar, bir süre sonra başka anılara sahip olurlar. Onları paylaştığım insanlarla yaşadığım bazı acı anların hatırası bazen ağırlaştırır oraların duygusunu… Yine de uzaklaşamam bir türlü. Bu hüzünlü acı akrabalığı bir biçimde daha da bağlayabilir beni mekana.

Aslında anılar şehridir benim esas yaşamımın sürdüğü yer. O yüzden iflah olmam hiç… Belleğim içimdeki sesi esir almıştır.

 Nereye gidersen git, dünyanın neresinde olursan ol  anılarının  şehri yürür peşinden. Yine de yeni sokaklar, yeni yüzler iyi gelir insana. Hayat, ardı sıra sürükleneceğimiz yeni hayaller taşır içinde. Gün gelir sen bile şaşarsın bunca kırgınlıktan sonra yeniden nasıl kapılıp gittiğine... Her yeni gün yeni bir vaat demektir çünkü… Canımızı ne kadar acıtsan da, her sabah “ Günaydın Dünya”.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1148 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler