1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Şeffaflık Üzerine
Şeffaflık Üzerine

Şeffaflık Üzerine

Mertkan Hamit: Kimi zaman, gündem ve gündeme dair olan konular kafamızı o kadar meşgul eder ki politikanın özüne yönelik meseleleri konuşmaya vaktimiz olmaz.

A+A-

 

Mertkan Hamit
mhamit@gmail.com

 

 

Kimi zaman, gündem ve gündeme dair olan konular kafamızı o kadar meşgul eder ki politikanın özüne yönelik meseleleri konuşmaya vaktimiz olmaz. Böyle olunca da, politize olmuş kişilerin bile bir illüzyona yakalanarak, politik özü ve öze ilişkin meseleleri görmezden gelmeleri ve de  basma kalıp söylemler üzerinden politika yapmaları olağan görülmeye başlanır. Kuzey Kıbrıs’ta şimdilerde tedavülde olan ‘icazet’ söylemi bu bağlamda ilginç bir örnek. Hatırlayalım, ‘icazet’ çoğu tartışmanın merkezinde olduğu gibi aynı anda bu  tartışmalarda yer alan tarafların birbirlerini suçlamalarının da aracı. Siyasi olarak toplumsal muhalefet görevini yapan örgütler ve partiler genellikle birbirilerini başkalarından icazet almakla suçlarken  bu tarz yaklaşımların toplumun genelinde geniş kabul gördüğü de aşikâr. Bu noktada siyasetin ve siyasal partilerden başlayarak örgütlü tüm toplumsal kesimlerin, bir yerlerden ‘icazet’ almak yerine özgür iradelerini sergilemeleri ve halkın ‘gerçek çıkarlarını’ korumaları onlara yönelik ciddi bir eleştiri olarak dile getirilir. Siyasal partilere ve örgütlere yönelik bu eleştirilerin kimi zaman onların ‘dış güçler tarafından desteklendikleri ve güdüldükleri’ boyutuna indirgenmesi ise adeta  ‘paranoyak’ bir hali ima etmektedir.  Hal böyle olunca da  ‘icazet’ söylemi üzerinden  yapılan karalamalar, şeffaflığa duyulan ihtiyacın önemini daha da açığa çıkarmaktadır.

         En başından belirtmeliyim ki, siyasi partilerin ve örgütlerin karar alma aşamasında hiçbir şeyden etkilenmemelerini beklemek kanımca aşırı bir iyimserliktir. Şundan ki, siyasi oluşumların tarafını ve çizgisin net olarak belirlemeleri haklı bir beklenti olsa da,  mevcut koşullar altında bu yapılanmaların sürekli bir biçimde kendi içlerindeki büyük veya küçük iktidar bloklarının rızalarını almaları gerektiği gerçeği de gözden kaçırılmamalıdır. Bu durum  küçüklü büyüklü iktidar bloklarının bir anlamda icazetin alındığı mekanizmalar olduğunu göstermektedir. Öyle ki ‘örgüt içi muhalefet’ denen olgu Kuzey Kıbrıs’taki küçük büyük bütün örgütlerin gerçeğidir. Bunu daha iyi anlamak için ise, örgüt içi muhalefetin niteliğine bakmak gerekmektedir.

         Kabaca bu örgüt içi muhalefetin kaynağını iki ana gruba ayırmak mümkündür. Birincisi, ideolojik olarak oluşan cephelerdir. Bunlar genellikle örgütler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu genişleme potansiyelinin gündeme getirdiği farklılaşmış karar üretme gerekliliğinin bir sonucudur. Yaşanan tüm hayat tecrübeleri, sosyal ilişkiler, ekonomik olarak sınıfsal durum, yaş vs... bu noktada büyük bir etkiye sahiptir. İdeolojik olarak farklılaşmalar siyasi örgütlenmelerin özlerinde olan, ve kendini sürekli yenileyen bir süreci işaret etmektedir. Ana meselelerde olmasa da, bugün yekpare bir fikri savunan tek bir örgüt yoktur. İkincisi ise, güç ile ilgilidir. Özellikle bu güç ve etki alanı siyasi örgütlenmelerde genellikle ekonomik güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Örgüte, ekonomik anlamda sağlanan kazanç ile örgüte verilen emek karar alma aşamasında birbirinden ayrışmalar yaratmaktadır. Özellikle örgüt kitleselleştikçe ve örgütlerin çalışma prensipleri profesyonelleştikçe, ekonomik güç ile örgüt için verilen emek, karar alma aşamasında ters orantılı bir boyuta ulaşmaktadır.

Bu noktadan hareketle, bahsi geçen örgüt ve özellikle siyasi partiler, iktidar olmak ile ilgili  bir kaygıyla güdülüyor olmalarından da olsa gerek, ekonomik ilişkiler düzleminde kapitalist çıkar ilişkilerinin bir aracı haline gelmektedirler. Böyle olunca da, büyüklü küçüklü tüm siyasi örgütlenmelerde, ekonomik gücü elinde tutabilen kişilerin ve kurumların tek belirleyici olmasalar da, karar alma aşamasında örgüt içi iktidar ilişkileri içerisinde etkileri büyük olmaktadır.

         Tam da burada, ekonomik anlamda örgütler içerisindeki güç ilişkilerinin, siyasi partilerin iktidarda iken, ya da iktidara gelmek için, kimlerden icazet aldıklarını da göstermek açısından son derece etkili bir ölçüt olarak görülebilir. Burjuva demokrasisinin bir sonucu olan bu ilişki, bir diğer taraftan da, mevcut şartlar altında şeffaflığın önemini ortaya koymaktadır. Siyasi olarak şeffaflık, her ne kadar göreceli bir kavram olsa da, demokrasi ve kapitalist ilişkilerin bir arada olduğu günümüz dünyasında önemli bir gereksinimdir. Bu açıdan, en başa dönecek olursak bahsettiğim ilişkiler içerisinde şeffaflığın mevcut olmadığı siyasi dünyamızda, ‘icazet’ üzerine söylenen sözler de toplumsal açıdan ciddi bir biçimde desteklenmektedir. Siyasi anlamda güç odaklarının doğrudan veya dolaylı olarak beslendiği günümüzde, bu ilişkilerin şeffaflığını araştıracak bir komisyonun dahi olmaması, aslında Kıbrıs’ın kuzeyindeki ‘demokrasinin’ ne derece yozlaşmış olduğunu ortaya koymaktadır.

         Bu noktadan itibaren konuyu daha iyi açıklayabilmek için sözü, son günlerde İngiltere’de bir vesileyle gündeme gelen şeffaflık merkezli bir tartışmaya getirmek istiyorum. Peter Cruddas, İngiltere’de iktidardaki Muhafazakar Tory Partisi’nin mali sorumlusuyken, 26 Mart tarihinde bu görevinden istifa ettiğini duyurdu. İstifasının sebebi ise, Sunday Times gazetesi muhabirlerinin kendilerini İngiltere’ye yatırım yapmaya gelen kişiler olarak tanıtarak Peter Cruddas’la yaptıkları görüşmeyi  gizli kameraya kaydetmeleri ve bu kayıtta Cruddas’ın söyledikleriydi. Bu görüşmede Cruddas; Muhafazakar partiye 200.000 Sterlin ve üzeri bağış yapan kişi ve kurumların, ‘birinci lig’de yer aldığını ve onların bazı özel haklara sahip olacağını belirtiyordu. Kayıt sırasında bu kişilerin taleplerinin parti içerisindeki politika departmanında öncelikli olarak tartışılacağı ve David Cameron ile Başbakanlık konutunda özel bir yemek yeme şanslarının bulunduğu da belirtiliyordu.[i]

         Beklendiği gibi bu olay, basında siyasi şeffaflık üzerine yeniden tartışmaların alevlenmesine sebep oldu. Hatta bu vesileyle İngiltere özelinde partilerin kendilerini çeşitli bilgilerle aklamaya çalıştığı da görüldü. Seçim komisyonu tarafından verilen bilgiler ışığında, 2011 yılında iktidar partisinin bireysel ve şirketlerden gelen toplam 12 milyon sterlin değerinde katkı aldığı, muhalefetteki işçi partisinin ise sendikalardan 10 milyon sterlin değerinde bir gelir sağladığı ortaya çıktı. Bu noktada aslında söylenebilecek çok söz olsa da,  yazının kapsamı açısından, iktidarın ve muhalefetin ideolojik duruşlarınına bağlı olarak hitap ettikleri kitleleri görmek çok da zor olmayacaktır.

Buradan hareketle partilerin çeşitli meselelerdeki siyasi söylemlerinin ideolojik duruşlarından çok, kendi içlerinde yaşadıkları iktidar çatışmaları sonucunda olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir. Benzer bir biçimde, son yıllarda atılan adımların şirketler ve varlıklı kişilerce desteklenen Muhafazakar partinin gücüne güç kattığı da başka bir gerçektir. Kısacası, ideolojik ayrımlardan çok, bahsedilen durum, var olan demokratik yapının, ekonomik gücün, karar alma sürecine bir ölçüde de olsa, doğrudan etkisini göstermektedir.

Bu örneğin ışığında, Kıbrıs’ta da şeffaflık üzerine taleplerin, yıkıcı bir dille yapılmakta olduğu ve ‘icazet’in bu dilin hareket noktasını oluşturduğu söylenebilir. Burada ‘icazet’ten kastedilen ise kimilerine göre Türkiye üzerinden alınan onay, kimilerine göre ise Kıbrıslırumlar’dan ya da ‘dış mihraklardan’ alınan onay şeklinde yorumlanmaktadır. Halbuki, ‘icazet’ sadece öteki tarafından sunulan ve işbirlikçiler tarafındaın kabul edilen birşey değildir. Tıpkı yukarıdaki örnekteki gibi ‘icazet’ sadece ötekiler tarafından sunulmaz, bu benzer bir biçimde, örgütlenme içindeki küçük/büyük iktidar odakları tarafından da yerine getirilmiş olabilir. Bunu görmeden siyasi söylem oluşturmak ise son kertedede problemli bir durumu da beraberinde getirebilir. Bu noktadan baktığımızda, şeffaflık üzerine güçlü bir talep oluşturmak kuvvetle muhtemeldir ki ak ve karayı belirlemek için önemli bir zemin oluşturacaktır.

         Yukarıda gösterilen tablonun bir benzeri olarak, Kıbrıs’taki hiçbir siyasi parti tarafından halk ile paylaşılmadığı gibi, bunu sunacak yüksek seçim kurulu gibi bağımsız bir kurum da böyle bir görev üstlenmemiştir. Toplumun siyasi temsiliyetini üstlenen kişilerin ekonomik olarak nerelerden gelir sağladığına dair, şeffaf bir bilgi olmamasından dolayıdır ki şeffaflık üzerine yapılan söylemler adeta paranoyak bir hal almakta, bizleri kör dövüşüne hapsetmektedir. Hiçbir siyasi oluşumun günün sonunda diğer oluşumlara güvenemediği gibi, toplumun kendi içinde siyasete dair güvenin artmasını sağlayacak herhangi bir adım da atılmamaktadır. Siyaseten yozlaşan, üretim yerine birbirlerini kuru sıkı yermekle yetinen, çeşit türlü yolsuz işlere giren siyasi karakterlerimiz ise, günden güne tepkisel olarak apolitikleşen toplumumuzun bu tavrını da fırsat bilerek kendi yüksek çıkarlarını korumak, güçlerini ellerinden kaybetmemek adına  siyasi ve ekonomik şeffaflık üzerine hiçbirşey söylememek konusunda fikir birliği göstermektedirler..

Siyasete, insana ve birliklere güvenin gerilediği bugünlerde şeffaflık, bu noktada sadece siyasi partiler için değil, özel şirketler, örgütler ve devletin çeşitli kurumları için de gereklidir. Üstelik burada  şeffaflıktan kastım göstermelik, dostlar alışverişte görsün cinsinden değil, can yakıcı bir toplumsal ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır. Ancak bu şekildedir ki, resmin bütünü izlenebilecek  ve o zaman da gerçekten kimlerin icazet aldığı, siyasi karar üretme süreci içinde, etki gruplarını ve etki gruplarının iktidara ve muhalefete yaptığı müdahaleleri görmek mümkün olacaktır.

         Bunu muhalefetin yeni dilinin ana ihtiyaçlarından biri olarak yeniden kurgulamak ise kanımca atılması gereken en önemli adımlardan biridir. Demokratik olarak kurumların işlevselliğini, meşruluğunu sağlamak, toplumsal anlamda gerilimi ve kutuplaşmayı azaltmak, politik örgütlere güvenin yeniden tesisini gerçekleştirmek  ve apolitizasyonun önüne geçmek için şeffaflık aslında daha çok demokrasi demektir ve bunun için de taban olarak kabul edeceğimiz toplumun daha net bir biçimde bilgilendirilmesine ihtiyaç vardır. Bu öneri toplumsal anlamda radikal bir dönüşüm sağlamayacak olsa da  demokratik kazanıma yönelik bir ilk adım olarak kabul edilebilir. 



[i] Yazıda geçen haberle ilgili daha detaylı bilgi http://www.bbc.co.uk/news/uk-scotland-scotland-politics-17574289 adresinden erişebilinir. Ayrıca kamera kayıtları http://www.youtube.com/watch?v=bcTZjqn8MwM adresinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 878 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler