1. YAZARLAR

  2. Mert Özdağ

  3. Sayıştay… İyiyi reddettik!
Mert Özdağ

Mert Özdağ

Yazarın Tüm Yazıları >

Sayıştay… İyiyi reddettik!

A+A-

2014'teki Anayasa değişiklik paketinde yargının işleyişi ve denetim organları konusunda temel değişiklikler dikkat çekiyordu.
Ombudsman, iradi yargı ve Sayıştay konusunda çok ciddi değişiklikler gündeme gelmişti.
Bu ülkede insan hakları konusunda çok ciddi sorunlar, bir de iradenin ve yönetenlerin denetimi konusunda çok ciddi sorunlar var.
Sayıştay konusundaki değişiklikte amaçlanan ne, sorun ne?
Sayıştay’la ilgili değişiklik önerinde yapılmak istenen;  Sayıştay’ı özerk bir kurum olmasıydı…
Burada temel amaç Sayıştay’ı siyasetten ayırmaktı.
Siyasetten Sayıştay kurumunu ne kadar ayrı tutarsanız o kadar özerk hale gelir demektir.
Şimdi uygulamada olan durum nedir, kısaca bakalım:  Sayıştay mensupları (memurlar) bile şimdilerde Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından atanıyor.
Kamu Hizmeti Komisyonu’nun üyelerinin de nasıl atandığı belli…
Cumhurbaşkanı tarafından…
Sayıştay kendi içinde iradi bir özerkliğe sahip değil…
Peki mali açıdan özerk mi?
Hayır…
Sayıştay mali açından da özerkliğe sahip değil, çünkü kullanacağı kendisine ait bütçeden her defasında hükümette onay almak zorunda…
E Sayıştay kimi denetliyor, görevi nedir?
Hükümeti…
Bu haliyle Sayıştay’ın sağlıklı bir denetim yaptığını söylemek mümkün mü?
Kocaman bir hayır…
Maddi açından da, idari açıdan da hükümete bağlı…
Bu, kendi içinde çelişmiş bir durum.
Dünyadaki Sayıştay uygulamalarında Sayıştay’lar özerktirler ve meclis adına hükümeti denetlerler…
Yani sorun siyasetin Sayıştay’a etki yapması.
Sorunu tespit ettiğimize göre, çözümüne bakalım.
Çözüm: Sayıştay’dan hükümetin elini çekmek.
İşte tam da bu 'el çekme'  ihtiyacını Anayasa değişiklik önerileri karşılıyordu.
Anayasa’da yapılacak değişiklikle  Sayıştay artık hem idari hem de mali açından özerk bir kurum olacaktı.
Bu durum idari denetimi çok daha sağlıklı hale getirecekti.
Çünkü siyasetten arınmış mali ve idari açıdan özerk bir Sayıştay çok daha sağlıklı görev yapacaktı… Ama olmadı…
Bu değişiklik paketi reddedildi, eski Anayasa yürürlükte kaldı…
Hani şimdi Sayıştay’dan şikayet ediyor, “başkanına” kıyak iddialarına kızıyoruz ya!
Hatırlatmak istedim…
Yani biz, toplum olarak 2014’te biz, o çokça şikayet ettiğimiz 'eskiyi' tercih ettik.
Durum tam da budur…
Şimdi şikayet etmeye devam edebilirsiniz…


 

Engel kim?

Siyasetten başka memleket meseleleri da var hiç kuşkusuz…
Mesela yargı… Başını kaşıyacak vakti yok.
Binlerce dava… Birçoğu alacak verecek meselesi…
Bir de günlük adli olaylar…
İçinden çıkılmaz bir durum.
40 civarında yargıcın görev yaptığı mahkemeleri bu yük artık ağır geliyor.
Aynı şekilde polise de…
Yargıç sayısını artırmak bir “çözüm” gibi görünse de aslında geçici bir çözümden ileriye gitmez.
Belli ki  sosyal sorunlar, ekonomik sorunlar yaşanıyor.
Belli ki finansal sektörde bazı sıkıntılar var.
Belli ki ticari hayat çok ama çok olumsuzluklar yaşıyor.
Bunlar beraberinde mahkemeye yük getiriyor.
Bu saydığımız alanlarda eksikliklerin giderilmesi için çalışmalar yapılabilir ise ve sağlıklı bir ortam yaratılırsa, mahkemelerde dosyalanan dava sayısında bir azalma sağlanabilir.
Yapılması gereken budur.
Bunlar yapılmadığı taktirde bugünkü yargıç sayısını üçe de katlasanız, dörde de katlasanız, daha da ileriye gideyim, her muhtarlığa bir mahkeme kursanız vatandaşın davasını gönlünde arzu ettiği kısa süre içerisinde bitirme şansı olasılığı yoktur.
Bu boyutuyla iş yargıyı aşar, aslında yargının alanı değil…
Sadece ekonomiyi düzeltmekle de olmaz, hiç kuşkusuz.
Limanlarda da ciddi tedbirlerin alınması gerekiyor.
Bu konuda da çok geç kaldık.
Elini kolunu sallayan ülkeye geliyor, suçunu işiyor, kaçıyor.
Son dönemde bunların örneklerini yaşadık.
Kurşunlamalarda ithal tetikçiler memlekette ek mesai yaptı.
Birçok cinayette tetiği çekenlerin birçoğu deniz ötesinden geldi.
İşin özü sorunun anahtarı ekonomiyi düzeltmekte, limanlarda önlem almakta…

Olur mu dersiniz?
Olmaması için engel var mı?
Engel olan varsa, nedir, kimdir, nerededir?
Çok mu uzaktadır, yoksa ta yanımızda, içimizde midir?


Günahlar…

Her taciz, tecavüz haber çıktığında, bir feveran, bir feveran…
Ta ki yenisine kadar…
Sosyal medyadan izliyorum, “idam edelim, hadım edelim” modunda bir hava esiyor…
Millette bir günah çıkarma hali ki, sormayın.
Eski dönemlerdeki tecavüzleri bir kenara bırakıyorum.
Yenilerine baksak ya!
Gece kulüpleri yanı başımızda…
Her gece tecavüz ediliyor oradaki kadınlara…
Her gece…
GÖRMÜYORUZ!
Görmek istemiyoruz.
Diğer taraftan büyük kentlerimizin arka sokaklarında yaşananlara ne demeli?
Çocuk yaştaki kızlar-erkekler fuhuş batağında…
Yeni bir iddia-medyatik bir gündem mi lazım silkelenip kendimize gelmemiz için…
Farkında değil miyiz olanların…
Hadi şimdi ayıklayın pirincin taşını…
“Kimlikle giriş yasaklansın” da yetmez bunu temizlemeye…
Ne diyeceğiz şimdi?
Kaldık mı günahlarımızla baş başa…
Kaldık mı?


 

“Tesettür oteli” diye bilinen otelle ilgili yayınlarımızı “Yenidüzen otelin reklamını yaptı” mealinde anlayanların, limon yiyerek baklava tadı aldıklarından eminim… Ciddi bir algı sorunu, ya da ön yargı ile yıpratma güdüsü olduğu kesin…

 

Bu yazı toplam 869 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar