1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sayı Olan İnsan...
Sayı Olan İnsan...

Sayı Olan İnsan...

İnsanın yaşamdaki değeri, isimlendirilmesi daima başka insanlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Siz ne kadar da ismim şudur, karakterim böyledir deseniz, yine de bu ismin sürebilmesi için, sizin dışınızdaki diğer insanların bunu kabuş edip kullanması ge

A+A-

 

 

İnsanın yaşamdaki değeri, isimlendirilmesi daima başka insanlar tarafından gerçekleştirilmiştir.

Siz ne kadar da ismim şudur, karakterim böyledir deseniz, yine de bu ismin sürebilmesi için, sizin dışınızdaki diğer insanların bunu kabuş edip kullanması gerekir.

Bu ismin daha çok insanlar tarafından kullanılması da, daha çok insan tarafından bilinmenize, popüler olmanıza yol açar.

Demek ki insanın adının duyulması için sadece kendi ismini kabul etmesi yeterli değildir.

O ismi başka insanlara taşıyacak ve tanıştıracak başka insanlara da gereksinim var.

Yaşamımızı sürdürdüğümüz sürece, ismimizle, karakterimizle, sevildiklerimizle daha bir hayat bulur, var olmanın gerçekliğini ya da yanılsamasını yaşarız.

Evet; gerçek veya yanılsama!

Hangisinin doğru olduğunu, hangisinin gerçek olduğunu pek düşünmeyiz... ta ki, önümüze bir ölüm haberiyle “sayılaşan” insanın sureti gelene kadar.

İnsan bir sayı mıdır? Yoksa ismiyle, yaşamındaki rolüyle bütünleşen bir varlık mıdır?

Savaşlar; tıpkı kazalar, doğal afetler, terör gibi olaylar neticesinde, insanı bir sayıya dönüştüren etkenlerdir.

Düşünün bir kere; doğu’da şu kadar terörist öldürüldü, şu kadar asker şehit oldu, uçak kazasında şu kadar insan yaşamını yitirdi, savaş soykırım yapılan insanların sayısı şu kadara yükseldi... sürüp gider sayılar.

Ve ölümlerle artık o insanın yaşamdaki rolünden, isminden, nasıl tanındığından öteye, bir “sayıya” dönüşüp toprağa gider.

Savaş zaiyatı denilen ölümler bile bir rakamla anılıyor.

Şu savaşta toplam 179 ölü, 265 yaralı...

İnsanları insan yapan; kimlikleriyle, yaşamdaki hayalleri, mutlulukları, aileleri, sevdikleriyle koca bir renkli havuza benzeyen yaşanmışlıklar, bir anda bir “sayıya” bürünür...

39 sayılı ölü...

Bundan dolayıdır ki; insanın; yani bizlerin, ölümle karşılaştığımızda, bir ölüm haberi alıp üzüldüğümüzde, bunun kısa bir süre sonra sadece anıların verdiği iç burukluğuna dönüşmesini anlayamıyorum.

Ölüm oldu ve bitti. Bundan ders çıkarıp, bir dakika sonra bizim de bu yolun yolcusu olacağımızı kafamızın tam merkezine oturtup, insanlarla iyi geçinme ve özellikle mutlu olmaya çalışmamız gerektiğini anlamakta her zaman gecikiyoruz.

Kimisi; ölene kadar bunun farkına bir anlık varıp yeniden hayatın dünyevi hedeflerinin, ihtiraslarının, daha fazlasını alabilmenin, birilerinin üzerine basıp yükselmenin, birilerinin ayağını kaydırmanın uğraşını verir ve kendini bu anlaşılması zor hırsın girdabına bırakır.

Aklını; güzel şeyleri bulmak, mutlu olmak için arayışlara yöneltenler ve buna inananlar ise, hayatın gerçek güzel tarafını yakalamann huzuru içerisinde, mutlu şekilde ölmeyi beklerler.

Bir bakın kendi hayatınıza; bir arabanız var bir daha istersiniz. Bir ev... bir daha, daha fazla para, daha fazla kariyer...

Ama aslında elinizdekilerle de mutlusunuz ve size yetiyor. O zaman niye daha fazlası için sürekli kendimizi yoruyor, yaşamı kendimize zindan ediyoruz?

Niye bize yetenini bırakıp üzerindeki fazlalığı, bir “fazlalık” olarak görüp de daha ihtiyaçlı insanlara yardım etmiyoruz?

Çünkü insanoğlu doyumsuzluğun, dünyevi ihtirasların girdabındadır.

Kefenin cebi yok deriz de, yaşamdaki mücadele ve hırsımıza baktığımızda, cebi var mış gibi davrandığımızı göremiyoruz.

Sonunda kabristanlıkla hepimiz de bir “sayı” olmayacak mıyız...

(“Siyah/Beyaz/Gri Yazılar” kitabımdan, s:92, 2003)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 751 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler