1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Savaşa ve Zulme Direnen Kadınlar: Sophie ve Leila*
Savaşa ve Zulme Direnen Kadınlar: Sophie ve Leila*

Savaşa ve Zulme Direnen Kadınlar: Sophie ve Leila*

Akdeniz’deki ölümlerde olduğu gibi kendi bölgemizin hazırlıklı olmadığı bu durum, devletlerin çizdiği kesin sınırlar, yanlış uygulamalar ve politikalar sonucunda binlerce insan her sene hayatlarını kaybetmeye devam ediyor.

A+A-

Fezile Osum
Fezileosum8@gmail.com

İçinde bulunduğumuz dönem özellikle dünyada hızla artan çatışmaların yarattığı yüksek sayıda ağır insan hakları ihlallerini içeriyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde halen devam eden çatışmalar, içinde bulunduğumuz çağın önüne geçilemez bir zorunlu göç dönem olarak adlandırılmasını sağlıyor. Dünyanın ve özellikle de son dönemde acı şekilde tanık olduğumuz Akdeniz’deki ölümlerde olduğu gibi kendi bölgemizin hazırlıklı olmadığı bu durum, devletlerin çizdiği kesin sınırlar, yanlış uygulamalar ve politikalar sonucunda binlerce insan her sene hayatlarını kaybetmeye devam ediyor. Çatışma ortamlarının birçok erkeği silah tutmak, öldürmek, öldürülmek, işkence veya insanlık dışı muameleye maruz kalma riskleri ile karşı karşıya bıraktığı aşikâr. Lakin mesele kadınlara gelince, şiddetin boyutları çeşitlilik göstererek bunlara ek olarak cinsiyet temelli şiddeti de içeriyor. Çoğunlukla kadınlar savaşta yalnızca ölüm riski ile karşılaşmıyor. Kadınlar bunun yanında tecavüze maruz kalıyor, zorla evlendiriliyor, kaçırılıyor, satılıyor ve çeşitli şekillerde cinsel şiddete maruz kalıyorlar. Bu yazıda belki ülkelerinde iç çatışma olmasaydı yolları bu kurak adaya hiç düşmeyecek iki kadının deneyimlerini anlatmaya çalışacağım. Ten renkleri, yaşları, hayatları ve kültürleri birbirlerinden çok farklı ancak kendilerine yaşattırılanlar temelinde ortaklaşan bu iki kadının deneyimleri aslında mülteci kadınların yaşayabilecekleri ciddi hak ihlallerini, baskıyı ve sıkışmışlığı anlatıyor.

                Sophie, Afrika’da hayatını sürdüren genç bir kadındı. Ülkesinde yaşanan çatışmalar sırasında sokaklarda insanların öldürüldüğüne, dövüldüğüne ve zorla alınıp başka yerlere götürüldüklerine çokca şahit olmuştu. Bir gece savaş ailesiyle yaşadığı evine kadar girdi ve onu beraber yaşadığı anne, babası ve kardeşlerinden zorunlu olarak ayırdı. O gece silahlı adamlar evlerine adım attıklarında onu zorla bir odaya hapsetmiş, diğer aile fertlerini ise giriş kısmındaki salonda tutmuşlardı. Üç adam gözlerini bağladı ve ona defalarca tecavüz etti. O bunları yaşarken, çığlıklarının arasında yan odada diğer aile fertlerinin de çığlıklarını duyuyordu. Her şey bitip evin içi boşaldığında, kaçmaktan başka bir şansı kalmamıştı. Odaya zorla alındığı andan sonra bir daha ailesinden kimseyi göremedi. Hızla kaçtı ve kendi gibi hayatını kurtarmaya çalışan insanları yolda buldu. Kendisine yardımcı olan birileri sayesinde Kıbrıs’a gelen bir gemiye bindi ve insan kaçakçıları vasıtasıyla düzensiz yollar ile Kıbrıs’ın kuzeyine giriş yaptı. Hayatını kurtardığını düşünürken, bu ülkede ona yardımcı olabilecek yasaların olmadığını ve yalnızca “kaçak” yaşayan bir yabancı olarak görüleceğinin hızlıca farkına vardı. Bu nedenle Kıbrıs’ın güneyine gitmeye karar verdi. En azından orada yasal hakları olabilecek ve hayata tekrardan tutunabilmesi için desteklenebilecekti. Ancak olmadı. Sophie Kıbrıs’ın güneyine geçmeye çalışırken askerler tarafından görüldü ve hızlıca polisler tarafından tutuklanıp polis hücrelerine konuldu. Sonrası ise malum, dava süreci, uzayıp giden tutukluluk ve cezaevi. Ben Sophie ile tanıştığımda cezaevindeydi ve oldukça ürkmüştü. Bütün bunlardan sonra ürkmemesi mümkün müydü? Bilmediği bir ülkede, dilini bilmediği insanlar ile bir cezaevine konulmuştu. Üstelik ten rengi de onlardan farklıydı, bu nedenle ona olan bakışlar da diğerlerinden ayrıydı. Hayatını kurtarmaya çalışırken aslında bir anda zanlı, sanık, suçlu ve mahkum olmuştu. Maruz kaldığı muamelelerin ise hukuk sistemimizde bir karşılığı yoktu. Sophie bu sistemde mülteci olamazdı, üstelik suçlu olarak görülmekten de kurtulamazdı.

                Leila ile Sophie’den birkaç ay önce tanışmıştım. Geldiği Ortadoğu ülkesindeki savaş öngörülemez boyutlara ulaşmış, bu savaşın gençliğini nasıl elinden alacağını belki ilk günlerinde henüz kestirememişti. 15 yaşına girmeden bilmediği adamlar tarafından bir gün içinde kaçırılmış ve başka genç kızlarla bir eve yerleştirilmişti. Evde geçirdiği sürede küfürlere ve aşağılanmalara maruz kalmış, defalarca gözleri bağlanmış ve kafasına silah dayanmıştı. Evde tecavüze uğrayan, bilinçli şekilde hamile bırakılan ve başka adamlara satılan kadınların yaşadıklarına şahit oluyordu. Bir gün uyandı ve ona da aynı şekilde satılacağı söylendi. Onu satın almak isteyen adama kendisinden yaşça oldukça büyüktü. Leila bunu öğrenince çok ciddi bir direnç gösterdi, kendisini zorla götürmeye çalışanları ittirdi, yalvardı, ağladı ve tüm gücüyle hayatını çalanlara direnç gösterdi. Daha sonrasında ise kaç paraya satılacağını öğrendi ve bunu ailesinden parası olduğunu bildiği bir akrabasının ödeyebileceğini söyledi. Bunu söylerken bile oldukça korkuyordu, o akrabasıyla aylardır konuşmamıştı, iyi olup olmadığını bile bilmiyordu. Leila’ya bir şans verildi, arayıp akrabasına bu parayı onu kaçıranlara verip veremeyeceğini soracaktı. Para verilirse, Leila artık onların elinden kurtulabilecekti. Sonrasında akrabası telefonu açtı ve onu kurtarabileceğini söyledi. Bu noktadan sonrası ip söküğü gibi geldi, bir eşya gibi bu sefer yaşlı bir adama değil belki ama akrabasına “satılmıştı”. Bu onun kurtuluşu oldu. Leila yaşadıklarını anlatırken birkaç ay önce yine Kıbrıs’a gelen ve kızını tam da onun söylediği dönemlerde kaybeden bir anne ile tanışmıştığımı anımsadım. Acaba annesi olabilir mi diye şansımı denemek için fotoğrafını gösterdiğimde kendini tutamadı, ağladı ve yine ağladı... Aslında birkaç ay önce kızım nerde bilmiyorum diyen anne sonunda kızına kavuşabilecekti. Fakat Leila sıkışmıştı, onu tanıdığımda havaalanında ülkeye girişine izin verilmiyordu. Bu ülkede Leila gibi, Sophie gibi kadınların canlarını kurtarmak için buraya sığınmaları sistemde bir anlam ifade etmiyordu. Leila ülkesine geri gönderilme riskiyle karşı karşıyaydı ve bu amaçla polis tarafından tutuluyordu. Herşey düzelecekken, üstelik bu kadar da yaklaşmışken her şey yarım kalacak, Leila yeniden onca şeye maruz kaldığı ülkesine, o adamların olduğu bölgelere geri gönderilecekti. Hayatını kurtarmak için silahlı adamlara bile defalarca direnen bu kadının haklılığını görememek hangi uygulamaya, hangi idari karara, hangi yasaya sığabilirdi?

                Mülteci kadınların savaşlarda maruz kalma riski olan muameleler yukarıdaki iki kadının deneyimlerinden çok farklı değil. Üstelik yalnızca bununla da kalmıyor, kadınlar zorunlu olarak göç ettikleri ülkelerde de ciddi risklerle yüz yüze geliyor. BMMYK tarafından hazırlanan bir rapora göre 2014 yılında yapılan bir anket çalışması sonucunda Ortadoğu’da bulunan mülteci kadınların %60'ı kendilerini güvende hissetmiyor, fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalmaktan korkuyorlar. Buna ilaveten kadınlar kendi ülkelerindeki zamanlara kıyasla evlerinden daha az dışarı çıkıyorlar. Kız çocuklarının zorla evlendirilme yaşları ise tüm bu etkenlerden dolayı düştü. Aileler kız çocuklarını çok erken yaşlarda çevredeki risklerden korumak gayesiyle daha düşük yaşlarda zorla evlendiriyorlar (1). Bazı yolculuklar ise, hayatta kalmak umuduyla başlasa da Akdenizin dibinde son buluyor. Kendi hayatlarını savunmak için çıktıkları yolculukta BMMYK verilerine göre 2018 yılında toplam 2.277 kişi, 2019 başından günümüze kadar ise toplamda 207 kişi hayatını Akdeniz’de kaybetti (2). Bunlar olup biterken Kıbrıs’ın kuzeyinde devlet tarafından halen bir sığınma sistemi oluşturulmadı. Sophie ve Leila gibi daha birçok kişi tam kurtulduklarını düşündükleri anda kaçtıkları yere geri gönderilme riskiyle karşı karşıya kaldılar. Biz birçoğunu görmedik, belki de hiç göremeyeceğiz. Ve biliyorum ki sığınma sistemini oluşturmadıkça daha nice hayatları feda edeğiz.  


Kaynakça:

* Bu yazıda anlatılan iki yaşam hikayesi gerçek kişi ve olaylardan alınmıştır. Kişilerin isimleri ise değiştirilerek yazılmıştır.

1. Leitner Center for International Law and Justice, “Gendered-Approach Inputs to UNHCR for the Global Compact on Refugees (2018): Lessons from Abuses faced by Syrian Female Refuges in Lebanon, Turkey, and Jordan” s. 16

2. https://data2.unhcr.org/en/situations/mediterranean

Bu haber toplam 1529 defa okunmuştur
Gaile 462. Sayısı 8 MART ÖZEL

Gaile 462. Sayısı 8 MART ÖZEL

Önceki ve Sonraki Haberler