1. YAZARLAR

  2. Neşe Yaşın

  3. SAVAŞA KARŞI ÇIKMAK
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

Yazarın Tüm Yazıları >

SAVAŞA KARŞI ÇIKMAK

A+A-

 

Sükûnet sonsuza kadar yitirilmiş bir şey artık… Oradan oraya koşuşturan, dünya misafirliğinden alabileceğinin en fazlasını koparmaya çalışan kalabalıklar için pazarlanan, paket içinde sunulan meditasyon kursları, tatil paketleriyle ilgili bir durum. İç sükûneti mi? O paha biçilmez bir şey işte. Baş döndürücü zamanların yalan, yanlış bilgi akışı arasında hakikat kırıntılarını arayarak yolumuza devam etmeye çalışıyoruz.

İnsanın rakamlarla ifade edilen durumlarını izliyoruz. Birinin terörist diye verdiği rakamı diğeri özgürlük savaşçısı diye veriyor. Birinin kahramanı diğerinin haini…

Vahşetin, kanın, aksiyonun filmiyle büyülenmiş kalabalıklar bir futbol takımının taraftarları gibi coşuyor. Her ölüm yeni bir goooool!

İtiraz etmek isteyenin sesi kısılıyor. Karşı çıkan hain ilan ediliyor. Bir korkular cumhuriyeti yaratılan. İşte böyle bir ortamda, yan sokaktan cenaze geçerken biz şampanyalarımızı patlatıp hayatı kutluyoruz. Hayatın nasıl da elimizden alındığını gördüğümüz için. Kalan zamanda bize sunulan acılara teslim olmamak için.

İkinci dünya savaşı döneminde filmlere yansıyan eğlence sahneleri, savaş dönemleri ardından yaşanan “baby boom” (doğum oranında patlama) biraz da bunun için. Hayatın elimizden alınışına direnmek için. Savaşa, gencecik insanların ölümüne en çok karşı çıkanlar hayatı en çok sevenler, en büyük yaşama sevincini duyanlar aslında. Doğayı böylesine çok sevdikleri için onu tahrip eden sisteme ve savaşa bu kadar çok karşılar. İnsanı sevdikleri için onun kötülüğüne bu kadar kızgınlar, onun iyiliği ve masumiyetinin yanındalar.

Bugünün içinde yolunuzu bulamıyorsanız tarihe bakın. Tarih size geçmişte yaşanan bugüne benzer olaylarla yol gösterebilecektir.

Bu kanlı oyunun bazı kafası karıştırılmış izleyicileri var. Şöyle bir paradigmaya tutsak edilmişler çünkü: Yaşamak için öldüreceksin. Barış için savaşacaksın. Bir güzelliğe ulaşmak için birileri onun uğrunda can vermeli. Bu yüzden onlara bir savaşın adı barış kavramlarıyla sunuluyor.

Neyin ne olduğu, neyin ne için yapıldığı, onca düşünce kirliliği, yanlış bilgilendirme filan bir yana, dünyanın başına bela olan işte bu paradigma. Bu değişmedikçe düzlüğe çıkmak mümkün değil.

Bunun değişmesine direnen ise savaşı ekonomiye ve paraya tercüme eden dünya düzeni. Savaş olunca para babaları ellerini ovuşturuyorlar. Önce yıkmak için para harcanıyor sonra onları yeniden yapmak için… Büyük şirketler için büyük iş imkanları…

Ve gençler ölüyor… Yoksul gençler… İnsanlar ölüyor… Kadınlar, çocuklar, yaşlılar… Evleri, barkları yıkılıyor. Göç yollarına düşüyorlar. Ölmeyenler ise yaşadıkları dehşetin acısıyla intikam arzusuyla doluyorlar. Savaş yeni savaşları besliyor.

Her savaş bir “savunma” iddiası ile sunuluyor. Kendimizi savunmayacak mıyız yani? Karmaşık ittifak ağları kuruluyor. Yalanla uyuşturulmuş gençler büyülenmiş halde ateşe ve ölüme doğru yürüyorlar. Yoksulluk ve gerginlik içinde kötü bir hayat yaşayanlar için ölüm yaşamın karşısında değil çünkü. Onları çok kolay şehadetle ulaşacakları bir cennetin varlığına inandırabilirsin. Bu dünyayı bir cehenneme çevirmişsin zaten.

Bayraklarla, marşlarla, kahramanlık motifleriyle ölmeye ve öldürmeye yürüyorlar. Buna karşı çıkarken kalbimi yerinden fırlatacak kadar güçlü bir isyanla doluyum.

Bu savaşı destekleyenler, şu veya bu biçimde yanında duranlar, korktukları için karşı çıkmayanlar, başım belaya girmesin diye sessiz kalanlar. Sözüm sizedir: Kalplerinizde bir parça merhamet varsa ses verin! Vicdanınızın önünde yürüyen o günah keçisini azat edin ve yeniden düşünün.

 

Bu yazı toplam 1387 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar