1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Savaş tutsağı olarak sanat ve o annenin kucağı gibi bir hayat
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Savaş tutsağı olarak sanat ve o annenin kucağı gibi bir hayat

A+A-


Tam 46 yıl sonra Ledra Palace’ın rutubetli duvarlarında asılı duran tabloda, kucağındaki bebeğiyle birlikte kendine bakmıştır, ressam Rhea Bailey…Yirmili yaşlarda boyadığı tablosu ile yetmişlerine yakın yüzleşmiştir yeniden… Bu yüzleşme savaş tutsağı bir tabloyu özgürleştirse de, adanın esareti yerli yerindedir halen…



Yıllar sonra yeniden sergilendi Kıbrıs savaşının tutsak tabloları…
Yıllar sonra…

Savaş ganimeti

Savaş ganimetleri arasında sanat eserleri önemli bir yer tutar.
Kıbrıs’ın trajedisinde de böyledir.
Kimi hayalet kent Maraş’ın yıkıntıları arasında kalmış, kimi yurdun dört bir yanındaki evlerden depolara aktarılmış yüzlerce tablo vardır.
Pek çok sanat eseri ise “süs” niyetine halen farklı mekânlarda “savaş hatırası” olarak yerini bekler.

‘Sanat Yağma Birliği’

Biraz tarihe bakalım…
İnsanlık yangınının acımasız kundakçısı Adolf Hitler'in kayıp koleksiyonu, uzun yıllar sonra Çek Cumhuriyeti'nde bulunmuştur, örneğin. Eski Çekoslovakya yönetimi bu eserleri "savaş ganimeti" olarak ilan etmişti.
Hitler’in sanat uzmanı Hildebrand Gurlitt’in evindeki tablolara ise yıllar sonra mahkeme kararı ile el konmuştu. Picasso gibi usta ressamların imzalarını taşıyan bu tabloların toplam değeri 1,35 milyar dolar olarak bilinir.
Napolyon savaşlarında özel oluşturulmuş “Sanat Yağma Birliği”nden söz edilir. Bu özel birlik, yağmalanacak sanat eserlerinin seçimi ve nakliyesini yapar.
Biraz daha yakına gelelim.
Osmanlı İmparatoru Kanuni Sultan Süleyman'ın Budin Seferleri’nden savaş ganimeti olarak aldığı eserler, 150 yıl sonra Budapeşte Sarayı Milli Kütüphanesi'nde sergilenmiştir.
Elbette Kıbrıs savaşı böylesi bir “entelektüel birikime” sahip değildir (!)

“Dünyanın en büyük müzesi”

Amerikalı sanat tarihçisi Noah Charney, "Savaş Tutsağı Olarak Sanat" çalışmasında, sanata el konulmamış olan bir savaşı düşünmenin imkânsız olduğunu anlatır.
Sanat, yaratıcılıktır, hayal gücüdür ve hayattır.
Silahlar hayatın canına okur!
Savaşlar “hayal gücü”nün kaybolduğu derin bir uçurumdur.
O nedenle “dünyanın en büyük müzesi”, dünyanın en büyük mezarlığıdır da aslında!

“İşe yaramaz”

Kıbrıs savaşından geriye kalan sanat eserleri ‘savaş ganimeti’ olarak kaydedilmemiştir dahi!
Pek çok tablo, temeline kan sızmış evlere savrulmuş, çoğu, yıllar önce “işe yaramaz” denilerek ambarlara atılmıştır.
Kim bilir nerelere kaçırılmıştır, o devasa otellerden alınan onca heykel, tablo…
Tiyatro binaları bile “savaş tutsağı”dır yıkıntılar içinde, müzeler de öyle galeriler de…
Yine de önemli sayıda eserin korunması başarılmıştır.
Savaşın belki tek tesellisidir bu!

Kültür Komitesi’nin başarısı

Kıbrıs’ta İki toplumlu Kültür Teknik Komitesi kolektif bir başarıya imza atmış, istenirse, yeni müşterek alanların ve işbirliklerinin mümkün olduğunu göstermiştir.
1974 öncesi Kıbrıslı Rum ressamlara ait, adanın kuzeyinde kalan 219 tablonun iadesi sonrası Ledra Palace Otel’de düzenlenen sergi anlamlıdır.
– ki çok kısıtlı bir zaman, umarım, bu sergi adanın tüm sanat merkezlerini gezer.-
İki Toplumlu Kültür Teknik Komitesi eş Başkanı Kani Kanol’un, süreci anlatırken dudaklarından dökülen sözler belleğimde yer etmiştir:
“Sanki bu ülkenin, bu toplumun üstünden bir yük alınmış gibi hissettim. Sanki omzumuzda büyük bir yük, bir kaya vardı da silkelenip attık…”

İnsan öyküleri

Ada’da onbinlerce insanın sokaklarını, avlularını, anılarını yitirdiği bir gerçekliktir savaş…
Tablolara yansıyan renkler, imgeler, hayaller gibi çocukluklar da yitirilmiştir, gençlikler de…
Sanat tarihçiler ya da ressamlar, geride kalan tabloların estetik boyutunu yorumlarken, araya sızan insan öyküleri yürek burkar.
Bir ressam, sattığı bir eserini belki ömrü boyunca bir daha da göremez.
Belki yıllar sonra görür, umulmadık bir salonda, belki bir otel duvarında, rastlantı sonucu bir misafir odasında…
Belki yirmi, belki elli sene sonra…
Öylesi bir deneyimde, eserine dair bir tutsaklık hissetmez.
‘Savaş Tutsağı Tablolar’ o nedenle ayrışır, ressamla eseri arasındaki doğal ilişkiden…
Tam 46 yıl sonra Ledra Palace’ın rutubetli duvarlarında asılı duran tabloda, kucağındaki bebeğiyle birlikte kendine bakmıştır, ressam Rhea Bailey…Yirmili yaşlarda boyadığı tablosu ile yetmişlerine yakın yüzleşmiştir yeniden… Bu yüzleşme savaş tutsağı bir tabloyu özgürleştirse de, adanın esareti yerli yerindedir halen…

Hırsız kim?

Kıbrıslı Rum bir avukat, bir gün, adanın kuzeyinde konakladığı bir otel duvarında, Georghio Pol Georghiou’nun tablolarını görür.
O tabloların fotoğraflarını çeker, güneye döner, bu fotoğrafların “taklitlerini” çizdirir.
Sonra yeniden kuzeye aynı otele gelir, sahte tablolarla orijinallerinin yerini değişir.
Bir anlamda, o tabloları çalar!
Bugün halen adanın kuzeyine geçemez bu avukat.
Aslında yanıtlamamız gereken “Asıl hırsız kim?” sorusudur.
Savaşın açtığı derin yaralardan biri de budur galiba…

Siz mi?

Katıldığı bir sergide Alman bir General Picasso'ya yaklaşır ve sorar; "Bu tabloyu siz mi yaptınız."
Picasso "Hayır” der…
“Siz yaptınız."

 

ledra_-foto-1.jpg
“Kıbrıs’ın Sembolik Bölünüşü” 1963 tarihli olduğu tahmin edilen Kıbrıslı Rum ressam George Pol Georgiou’nın tablosuna böyle yansır.

ledra_-yuzlesme.jpg

Leonidas Malenis isimli Kıbrıslı Rum müzisyen,  3 Şubat tarihinde Ledra Palace Otel’de açılan sergide, yıllar önce ressam George Pol Georgiou tarafından çizilen portresi ile yüzleşir.
 

rhea-bailey__-foto-2.jpg

Rhea Bailey, kendi tablosunu, 46 yıl sonra görür. Tabloda, annelik heyecanı ile kendisini resmetmiştir. Kucağındaki bebek, bölünmüş adanın ortasındadır şimdi…
 

ledra_-yeniden-dogus.jpg

Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası, 11 ve 19 Şubat 1959 tarihli Zürih ve Londra Antlaşması ile onaylanır. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsız bir devlet olarak ilanı ise 16 Ağustos 1960 tarihindedir. “Kıbrıs’ın Yeniden Doğuşu” adlı George Pol Georgiou imzalı bu tablonun tarihi 23 Nisan 1960. Türkiye ve Yunanistan bayrakları arasında, üzerinde ‘K’ yazılı bayrak dalgalanıyor. Bir de ‘demir almış’ İngiliz sömürge gemileri… ‘Yeniden Doğuş’un ömrü de çok olmuyor. Bölünmüş adada, barikatların aralanarak geçişlerin yeniden başlaması, tesadüf ki yine bir 23 Nisan’a denk geliyor.
 

Bu yazı toplam 2954 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar