1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Savaş kabusu...'
Savaş kabusu...

'Savaş kabusu...'

Büyük bir kabus görmüştü ve yatağından nasıl uyandığını anlayamamıştı. Neydi kabusu? Rüyasında büyük bir savaşın çıktığını ve o savaşta birçok insanın öldüğünü ama kendisinin onca tehlikeye rağmen sağ kalabildiğini görmüştü. Ateş ve bombalar arasında biry

A+A-

 

 

 

 

Büyük bir kabus görmüştü ve yatağından nasıl uyandığını anlayamamıştı. Neydi kabusu? Rüyasında büyük bir savaşın çıktığını ve o savaşta birçok insanın öldüğünü ama kendisinin onca tehlikeye rağmen sağ kalabildiğini görmüştü. Ateş ve bombalar arasında biryerden diğer yere kaçıyor ve kendini kurtarmaya çalışıyordu. Havadan uçakların, yerden tankların, denizden ise hücumbotların katıldığı ve adeta ateşle gökyüzünün birleştiği bir savaş kabusuydu bu. Nerede olduğunu bildiği, mevzilerle hendeklerin ve de bombaların tazyikle açtığı çukurların içerisinde oradan oraya kaçıştığı ve kendisine hiçbirşey olmadığı bir rüyaydı kendisininki. Rüyaydı ama olur olmaz bir rüya değildi bu. Bir anda kendisini savaşın o dehşetinden ötürü sıcak ve ter basmıştı. Savaşın ve çatışmanın ne olduğunu altı yaşındayken yani onbir sene önce öğrenmişti. Yüzlerce kayıp, sokaklardan hergün gelip geçen ve yüzlerine aşina olduğu insanların savaşta öldü diye bir anda ortadan yokolduğu günler bu kabusla geri geliyordu. Geceydi... Karanlıkta kalktı. Ertesi gün okula da gidecekti. Evet, sınavı da vardı. Bir an önce yatıp dinlenmiş kafayla ertesi günkü sınavında başarı göstermek istiyordu. Üstü başı ter içindeydi.Bu kabusta yalnız kendisi yoktu. Bir de babaları onbir sene önce öldürülen iki yeğeni de vardı. Onlar da bu savaştan kurtuluyordu gördüğü kabus içinde. Bir an düşündü; “Yahu nereden nereye, bu bizim iki yeğen benden yüzlerce kilometre uzakta. Onlar bu kabusun içine nasıl giriyordu? Sonra nasıl olur da gördüğüm bu kabusta onlar da esir düşüyor ama öldürülmüyorlardı?” İyisi mi bu kabusu kimseye söylememeliydi. ”Savaş çıkacakmış ve babaları onbir sene önce öldürülen bizim iki yeğen de aynen ben gibi esir düşecekmiş...Kimse inanmaz buna...” diyerek orada kestirip attı. Yarından sonra bu kabusun yerini gene normal yaşam alırdı. Tüm gördüğü o rüyalar gibi bu kabusunu da bir sır olarak beyninde unutulmaya bıraktı ama bir türlü o unutma olayı olmadı. O kabus birkaç kez gene geldi. Bombalar, atılan kurşunlar, ölen arkadaşlar... ama o hep kurtuluyordu bu savaşta..Bu bir karabasandı ama birkaç kez daha gerçekleşti...Hayat devam ediyordu ve o, o sene okulunda başarılı bir öğrenci olmak için vargücüyle çalışmakta, aldığı notlarıyla göz doldurmaktaydı...

 

GÜZEL BİR YAZ MEVSİMİYDİ

O sene yaz bayağı canlıydı. Onbir sene önceki acılar unutulmaya yüz tutmuştu. Onbir sene önce yaratılan o küçücük birkaç semtten ibaret gettonun içinde mutlu olmaya çalışıyordu tüm insanlar. Kısıtlı da olsa plajlara gitmeye, diğer tarafa gelen turistler akın akın plajlara gelirken veya tarihi yerleri ziyaret ederken onlar izole edilmiş hayatlarında sadece olayı seyretmekteydiler. Gettolar içinde gene de insanlar kısıntılı hayatlarındaki o küçücük bölgelerinde düğün ve etkinliklerle mutlu olmaya çalışıyorlardı.

Gettolarının karşı toplumla olan sınırlarında bekleyen mücahitler vardı. Karşı toplumla onbir senedir alışveriş için geçtikleri bölgelerinde sadece ekonomik nedenlerle muhatap oluyorlardı. Çünkü ne yapsanız onbir sene önceki olaylar onulmaz yaralar açmıştı. Kayıplar, öldürülenler, kalpleri kırmıştı ama insanoğlunun bir de affetme yanı vardı ki her iki toplum da birbirlerini belki de aradan geçen onbir seneden sonra affetmeye ve yaralarını ancak sarmaya başlamışlardı. İnsanların büyük bir kısmı işçi olarak diğer bölgeye geçip çalışmaya, geceleyin de mücahitlik yapmaya başlamıştı. 1968 yılından sonra kazalar arasındaki yollar üzerindeki barikatların da açılmasıyla çeşitli işyerlerinde çalışmaya başlayan Kıbrıslıtürkler’in sayısı da artmıştı. Fanatik olan ustalar çok az ücret de veriyorlardı. Örneğin kendisi de birkaç defa iki buçuk Kıbrıs Lirası alacak diye sözverilip işe gitmesine rağmen sonuçta sadece bir Kıbrıs Lirası almış ama şikayet etmek istediğinde ise ona patronu ters ters bağırmıştı. Olsundu, o bir Kıbrıs Lirası ile üstüne başına birşeyler almış ve geriye kalanlarla birkaç hafta idare etmişti gene de... O yaz diğer arkadaşları gibi iş bulmak istemişti ama hiçbir yerde iş bulamamıştı. Kıbrıslıtürkler için ekmek arslanın ağzındaydı bir bakıma. Bir önceki sene Girne’ye kadar iş aramak için gitmiş ama o 1973 yaz tatilinde gene de iş bulamamış ve daha sonra geriye dönmüştü. İş yoktu. Yine de o 1973 yılının yaz mevsiminde Girne şehir merkezinin sessizliği ve sessizlik içindeki ağaçlardaki bülbül sesleri çok hoşuna gitmişti.

 

KABUS GERÇEKLEŞİYOR

Şimdi aradan seneler geçti...Ama galiba 1974 yazının 12 veya 13 Temmuzuydu, hatırladığınca... Larnaka festivali o sene yarışmasız şarkı festivaliydi. O festival sırasında müzik yarışması yapılmamıştı. Kardeşinin müzik topluluğu daha önceki bir yarışmada Kıbrıstürk toplumunu temsil etmek için İzmir’deki Akdeniz Müzik Festivali’ne katılmıştı. O sene bir başka mutluluk daha olmuştu bu. Çünkü İngilizce öğretmeni olan babasının, kardeşinin topluluğu için yaptığı besteler hem ülkesinde beğeni kazanmış hem de radyolardan istek alır olmuş, aynı zamanda da bu besteleri, dış dünyada da bir uluslararası müzik yarışmasında ülkesini ve toplumunu temsil eder duruma gelmişti. İşte Larnaka Müzik Festivalinde bu topluluk gene aynı şarkıları çalmış ve geceleyin geç saatlerde geriye dönmek için yola çıkmışlardı. Sabah karanlığında yüzlerce kilometre ötedeki gettolarına dönerken mola verdikleri bir yol üstü dinlenme tesisinde, Kıbrıslırum işletmecinin onlardan tek ricası EOKA’cıların birçok yere saldırıp bomba koyacaklarından ötürü dikkatli olmalarıydı. Gerçekten yorulan kafaları bu uyarı ile daha da dikkatli olmalarını getirmişti. Bu olaydan birkaç gün sonra çevrelerinde anormal olaylar olmaya başlamıştı. Darbenin olduğu gün Kıbrısrum Radyosu Yunan Marşlarına başlamıştı. Zavallı turistlerin nasıl kaçıştıkları ve can korkusuyla nasıl kendi bölgelerine sığındıklarını görüyordu. Sonra mücahitler teyakkuz durumuna geçtiler. Darbe dolayısıyla Makarios bulunduğu kente sığınmıştı. Karşıt taraflar arasında bir iç çatışma yaşanıyordu. Uçaksavarlar, toplar ve hücumbotların da karıştığı bir iç savaştı bu. O gün kendisi de 17 yaşında bir lise öğrencisi olmasına rağmen mevziye çağrılmıştı. 14 yaşındaki kardeşi de arkasından katılacaktı onun gibi birliklere. Savaş sırasında vurulup yaralanacaktı bu küçük kardeşi. 41 yaşında olan İngilizce öğretmeni baba. 19 yaşındaki abisi ve 14 yaşında olan kendisinden üç yaş küçük kardeşi ile ailecek mevzideydiler. Bir anda ortalık cehenneme bürünmüştü. Atılan kurşunlar bulunduğu mevziye bile sıçramaktaydı. 20 Temmuz’da çıkarma başladığında kendisi de diğer çocuk ve delikanlılar gibi bir meziye saldırı emri aldı komutanlarından. Orada iki Kıbrıslırum polisini esir aldılar. Onlara bir zarar da vermediler. Bir an kabusu geldi aklına.. Bu sahneleri daha önce yaşamış gibiydi. Biraz sonra büyük bir savaşın çıkacağını ve kendisinin hayatta kalacağını biliyordu.Karşıdaki mevzilere yaklaşarak roketatar saldırısında bulunmak için çok iyi tanıdığı bir arkadaşa yardımcı olacak birini aradıklarında hemen ortaya çıkmadı çünkü orada ölüm olacağını biliyordu. Kabusta da öyleydi. Gidenler geri gelmeyecekti...

Nitekim Komutanın yazı -turasını çektiğinde işaretli kağıt ona gelmemişti. Havanların mevzilere yerleştirilmesine yardımcı oldu. Biraz sonra olacak olanları kabusunda görmüştü. Savaş başladığında öğleyin üzerine Türk Bayrağı çeken Yunan Gemisi 550 kişilik Yunan birliğini kıyılarına çıkarıp denizden onları bombalarken, karadan da Yüzlerce havan topunun ateşiyle karşı karşıya kalıyorlardı. Aynen kabustaki gibi kendini oradan oraya atarak düşen bombalardan kendini korumaya çalışıyor ve içindeki inançla bu savaştan sağsalim kurtulacağına inanıyordu. Kurşuna dizildiğinde de hayatını son anda kurtarmıştı. Onlarca tanıdık onlarca okul ve sınıf arkadaşını yitirmişti savaşta. Hayatta kalacağını bilmesine rağmen gene de çok sarsıldı. Diğer toplumda da Cuntacıların bile öldürdükleri insanlar arasında tanıdıkları vardı. Onlara da üzüldü. Yunanlı albayların Rum radyosunu bastıklarında spor programını hazırlayan sunucuyu öldürdüklerini duyduğunda gerçekten üzülmüştü. Onu Darbeci Samson televizyondan konuşma yaparken öldürdüklerini de duymuştu. Savaştan bir sene sonra hayattaydı. Savaştan sonra doğup büyüdüğü kasabayı bir daha görmemek üzere esir öğrenci değişimi için terkedecekti. Ailesi de arkasından gelecekti. O, hayatı boyunca artık o kabusun etkisinde kalacaktı. Kabusta yeğenleri de vardı. Evet, o savaştan onlar da bulundukları bölgede esir alınıp götürülmelerine rağmen kurtulacaklardı. Kabus gerçekleşecekti yani... Size bir sırrı da açıklayayım şimdi: O kabusu 1974 olaylarından önce gören bendim. Yani bu satırların yazarı... O sırrımı şu anda sizlerle paylaşıyorum. Bir daha da o kabusu veya savaş kabuslarını hiç görmek istemiyorum. O kabus hep peşimde oldu. 37 senedir de beni rahatsız etmekte... Savaş kabuslarının olmadığı, insanların ölmediği, tüm insanların eşit ve kardeşçe olacağı, ezilmeden ve sömürülmeden, emeklerinin de karşılığını görecekleri, eşit bir paylaşımla yaşayacakları, dürüstlük ve temizliğin olduğu bir dünyayı dileyerek tüm insanlara barış içinde bir dünya düşlüyorum bundan sonra...

(SESONLINE.NET – Ulus IRKAD – 11.7.2011)

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1019 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler