1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Savaş bölgelerinde geçen bir hayat...
Savaş bölgelerinde geçen bir hayat...

Savaş bölgelerinde geçen bir hayat...

Kayıplar Komitesi’nde, Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum toplumlarının birer temsilcilerinin yanısıra, bir de Birleşmiş Milletler temsilcisi bulunuyor. Genelde İsviçre’deki Uluslararası Kızılhaç tarafından atanan bu üçüncü üye, Christoph Girod... Öm

A+A-

 

 

***  Kayıplar Komitesi üçüncü üyesi, Birleşmiş Milletler Temsilcisi Christoph Girod anlatıyor...

 

Savaş bölgelerinde geçen bir hayat...

 

Kayıplar Komitesi’nde, Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum toplumlarının birer temsilcilerinin yanısıra, bir de Birleşmiş Milletler temsilcisi bulunuyor. Genelde İsviçre’deki Uluslararası Kızılhaç tarafından atanan bu üçüncü üye, Christoph Girod... Ömrünü savaş bölgelerinde geçirmiş... Afganistan-Pakistan sınırında görev yapmış... Ardından Filistin’de Gazze Şeridi’nde görevliymiş, o oradayken ilk İntifada patlak vermiş...  Irak’ın Kuveyt’i işgali ardından patlak veren savaş sona erdiğinde Kuveyt’e Uluslararası Kızılhaç temsilcisi olarak gitmiş... Bosna-Hersek’te görev yapmış, toplu mezarlar arasında dolanmış... Lübnan savaşı sırasında Beyrut’ta görevliymiş... “Tek güvenli yer banyonun içinde uyumaktı” diye hatırlıyor, sürekli ateş altındaki Beyrut’ta yaşamış... Küba’daki Amerikan askeri üssü Guantanamo’daki tutukluların haklarını takip etmek üzere Washington’da, Guantanamo’da bulunmuş...

Kıbrıs adası onun son görev yeri... Son beş yıldır adamızda bulunuyor ve Kayıplar Komitesi’nin üçüncü üyesi olarak görev yapıyor.

Christoph Girod, savaş bölgelerinde geçen hayatıyla ve Kayıplar Komitesi’ndeki çalışmalarıyla ilgili olarak sorularımızı yanıtladı.

Onunla röportajımız şöyle:

 

SORU: Bay Girod, siz İsviçrelisi’niz...

CHRISTOPH GİROD: Cenevre doğumluyum... Cenevre’de yani İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgesinde doğdum. En batıdaki bölgede, Fransa tarafından çepeçevre sarılmış bir bölgede doğdum... Bu bölgede çok dar bir geçit vardır İsviçre’ye. Burası aslında İsviçre’ye katılan en son kanton olmuştu, Napolyon Savaşı ardından 19ncu yüzyılda olmuştu bu. Bağımsız bir şehirdi burası, Protestan bir şehirdi... Napolyon savaşı ardından “Ya Fransa’ya katılacaksınız ya da İsviçre’ye” denilmişti. İsviçre çok kültürlü, çok dilli bir ülkeydi, bu yüzden İsviçre’yi seçtiler çünkü büyük bir Katolik çoğunluk içerisinde küçük bir Protestan azınlık olmak istememişlerdi. Böylece Cenevre İsviçre’ye katıldı. Cenevre kenti, Katolik bir kuşak tarafından çevrelenmişti – onları oraya Savoir Dükü yerleştirmişti – bunlar İtalyan-Fransız karışımıydı. Bu kuşak oraya Protestanlar genişleyemesin diye konmuştu. Ne zaman ki Cenevre, İsviçre’ye katılmayı seçti, o zaman İsviçre “Peki ama bölgenizi genişletmeniz lazım çünkü sizi beslemek istemiyoruz biz, yeterince toprağınız olmalı ki kendi kendinizi doyurabilesiniz, İsviçre’nin devamlılığı için de toprağınızın genişlemesi lazım” demişti. Cenevre böylece Fransızlar’la görüşmelere girişti ve bu Katolik kuşağın bulunduğu toprakları satın aldılar... Tüm bu Katolikler de İsviçreli oldular, benim gibi yani... Yani bizim yaşadığımız toprakları satın aldı Cenevreli protestanlar ve biz de anlaşmanın parçası olduk, İsviçreli olduk böylece...

 

SORU: Ne zaman doğdunuz?

CHRISTOPH GİROD: 1962’de dünyaya geldim.

 

SORU: Cenevre’de büyümek nasıl birşeydi?

CHRISTOPH GİROD: Ben Cenevre’nin varoşlarında büyüdüm, Cenevre kentinde değil... İlk 12 yılım varoşlarda geçmişti... Gerçekten çok eğleniyordum... Bir apartman bloğunda kalıyorduk, iki üç tane ucuz apartman bloğu vardı, tam ortalarında da bir park vardı, kum havuzları falan vardı. Ben hep bu parktaydım, başka da bir şey hatırlamıyorum, tek hatırladığım sürekli olarak arkadaşlarımla birlikte bu parkta olduğumdu... 12 yaşındayken şehrin içine taşınmıştım. Şoke olmuştum çünkü artık park falan yoktu kaldığım yerde. Ama şehri de sevdim... Bütün eğitimim burada sürdü, üniversitelere de burada gittim.

 

SORU: Ne okudunuz?

CHRISTOPH GİROD: Siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler... Sonra da artık İsviçre’de kalamayacağımı düşünmeye başladım, İsviçre bana dar geliyordu artık. Bütün hayatımı Cenevre’de geçirmeyi düşünemiyordum bile, hayatım boyunca işte bankacılık ya da yöneticilik yapmayı falan düşünemiyordum... Cenevre insani konuların ele alındığı uluslararası bir şehirdir – Birleşmiş Milletler, Uluslararası Kızılhaç Komitesi Cenevre’dedir. Ben de Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne katılmaya karar verdim.

 

SORU: Uluslararası Kızılhaç Komitesi ne zamandan beridir İsviçre’dedir?

CHRISTOPH GİROD: Kurulduğu günden bu yana Cenevre’dedir... Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden söz ediyorum, 1870’lerde kurulmuştu... 19ncu yüzyılın sonlarında kuruldu yani, o tarihten bu yana Cenevre’de aynı binada faaliyet gösteriyor... Genişledi, başka binalar da eklendi buna ama orijinal bina duruyor...

 

SORU: Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nde neler yapıyordunuz?

CHRISTOPH GİROD: Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin örgütlenmesi biraz askeriyeye benziyor. Arazide çalışmaya başlıyorsunuz öncelikle... İlk olarak Pakistan-Afganistan sınırına gönderilmiştim, 1986 yılındaydı bu. Sovyetler hala Afganistan’ı işgal etmiş durumdaydılar ve Afganistan’daki savaş devam ediyordu. Pakistan’a göçmenler sığınmıştı.

 

SORU: Tehlikeli bir dönem olmalıydı... Elbette her zaman şu tehlike vardır: Sürekli olarak bu tür yerlerde Uluslararası Kızılhaç görevlilerini veya yardım kuruluşu görevlilerini kaçırırlar...

CHRISTOPH GİROD: O dönemler henüz o kadar çok kaçırma olayı yoktu. Daha sonra ortaya çıktı bu trend...

 

SORU: Orada neler yapıyordunuz?

CHRISTOPH GİROD: Oradaki görevim, direnişçilerin yani “Mücahiddin”in elinde bulunan tutukluları ziyaret etmekti – bunlar ya Afgan ordusunda askerdiler veya Sovyet askerleriydiler. Bir diğer görevim Afganistan-Pakistan sınırında yaralanmış olanların sevkini yapmaktı, onları oluşturduğumuz cerrahi hastaneye naklediyordum... Pakistan sınırında böyle bir hastane kurmuştuk. Sınırdan yaralıları topluyor ve onları hastaneye sevkediyorduk. Ambulansları örgütlüyordum – buraları zorlu bölgelerdi, pek çok şeye ulaşamayacağınız bölgelerdi...

 

SORU: Cenevre şehrinden tümüyle farklı bir bölgedeydiniz, bir savaş bölgesindeydiniz... Neler hissediyordunuz?

CHRISTOPH GİROD: Dünyanın tümüyle farklı bir yerindeydim... Bu ilk görevim olduğu için herşeyi çok iyi hatırlıyorum... İlk kez tümüyle yabancı bir ülkede yaşıyordum, bir Müslüman ülkesindeydim – şu anlamda çok Müslüman, Pakistanlılar dinlerine çok bağlı insanlardır. Yani benim için herşey çok yeniydi, bu dönemi sevecenlikle hatırlıyorum. Hem çalışıyordum, hem de sürekli yeni şeyler keşfediyordum, öğreniyordum... Bu bir iş yapmanın çok ötesinde birşeydi, bir hayat deneyimiydi. Ve iyi hatıralarım vardır buradan. Açıktır ki bulunduğum yere o zamanlar “Üçüncü Dünya ülkesi” deniyodu, hiçbirşey yoktu, hiçbir altyapı yoktu fakat yine de çok hoşuma gitmişti burası. Henüz 24 yaşındaydım. Çok gençtim yani... Bir yıl kaldım burada... İlk deneyimimdi bu fakat hoşuma gitmişti, yaptığım çalışmalar hoşuma gitmişti... Böylece bu tarz bir iş daha yapmaya karar verdim. Böylece Gazze’ye gönderildim, bir yıl da Gazze’de kaldım. 1985-86 yıllarıydı. İlk altı ay sakindi sonra da Aralık 1986’da ilk İntifada patlak vermişti... Böylece bu yeni çevrede çalışmaya başladık...

 

SORU: Gazze’de neler yapıyordunuz?

CHRISTOPH GİROD: İntifada öncesinde Gazze’de özellikle hapishanelerdeki Filistinliler’i ziyaret ediyordum. Hem Gazze’de hem de İsrail hapishanelerindeki tutukluları ziyaret ediyordum... İntifada patlak verdikten sonra da tutukluları ziyaret ediyordum – yeni tutukevleri oluşturuluyordu İntifada nedeniyle... Bir diğer görevim de İsrail ordusunun davranışlarını gözlemlemekti – başlangıçta genç Filistinliler bizleri tanımıyordu, Kızılhaç, manzaranın parçasıydı sanki de onlar için... Başlangıçta Gazze Şeridi’ni her geçişimde taşlanıyordum, aracımın pencereleri kırılıyordu! Aracım simsiyah oluyordu! Durup onlarla iletişime girmeye çalışıyordum, “Ben yerleşik değilim, ben şu değilim, ben bu değilim, ben Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ndenim” diye... Liderleriyle konuşuyordum, Arafat’la konuşuyordum... Arafat’tan “İnsanlarınıza konuşunuz ki bizi taşlamasınlar” diye talepte bulunmuştum... Hatırlayacaksınız, lastik yakıyorlardı İntifada’da... Ondan sonra beni gördüklerinde yaktıkları lastikleri kenara çekiyorlardı ki geçebileyim! Sonra da gene eski yerine çekiyorlardı yaktıkları lastikleri... Çok müthiş bir deneyimdi Gazze’de bulunmak... Sert bir deneyimdi ama... İntifada’da bulunmak hoş bir şey değildi, İsrail ordusunun hareketleri hoş değildi – fakat yine de ilginç bir deneyimdi...

 

 

DEVAM EDECEK

 

 

 

Bu haber toplam 733 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler