1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SARSILDIK...
SARSILDIK...

SARSILDIK...

Türkiye’den bir grup gazeteciyi Kıbrıs’a davet eden CTP çok önemli bir iş yaptı. Hep söylüyoruz, Türkiye medyası için Kıbrıs eğer gündemde çok önemli sıçramalar olmazsa tatsız, bayat bir konu. 40 yıldır süren sonuçsuz müzakereleri, artık iç ba

A+A-

 

Türkiye’den bir grup gazeteciyi Kıbrıs’a davet eden CTP çok önemli bir iş yaptı. Hep söylüyoruz, Türkiye medyası için Kıbrıs eğer gündemde çok önemli sıçramalar olmazsa tatsız, bayat bir konu. 40 yıldır süren sonuçsuz müzakereleri, artık iç bayan “bu son şans” uyarılarını ne Türkiye medyası yazıyor, ne de yazsa bile Türkiye okuyucusu yazılanlarla ilgileniyor. İlgiyi ayakta tutabilmek, Kıbrıs’ta olup bitenler konusunda Türkiye medyasının ilgisini ayakta tutabilmek için sabırlı ve süreklilik gösteren bir iletişim çalışması yürütülmeli. Ayda yılda bir yapılan tek atımlık çalışmalar sonuçsuz kalmaya mahkûm.

CTP Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu’nun daveti geldiğinde “yeni bir şeyle karşılaşmayacağından” emindi herkes. “Kuzey, bildiğimiz Kuzey’di işte…”

Ne ki, Kıbrıs’a ayak bastığımız ve CTP Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu, Genel Sekreter Asım Akansoy, Dış İlişkiler Sekreteri Özdil Nami, Örgütlenme Sekreteri Ahmet Barçın, Basın Bürosu Sekreteri Erkut Şahali ve Armağan Candan tarafından çok iyi hazırlandığı belli olan “Kıbrıs’ta Ekonomik, Sosyal, Siyasal Son Durum” sunumunu izlediğimiz dakikadan itibaren iş değişti… Çıkışta gazeteciler “ne oluyor burada?” demeye başladılar.

Gezinin ilk gününde CTP yöneticilerinin sunumunun ardından Kıbrıs’ın önde gelen gazetecileriyle bir buluşma gerçekleşti. Kıbrıslı gazetecilerin Türkiyeli meslektaşlarını Ada’da olup bitenler konusunda bilgilendirmeleri açısından önemli bir fırsattı. CTP’nin organizasyona davet ettiği gazeteciler arasında siyasi ayrım yapmamış olması ve Kıbrıslı Türk medyasının hemen her görüşten kalemini davet etmeye özen göstermesi dikkat çekiciydi. Zaten gezinin tamamına yansıyan ve Türkiyeli gazetecileri en çok etkileyen de bu oldu: CTP bir propaganda gezisi değil, Türkiyeli gazetecilerde gerçekten farkındalık yaratmaya dönük bir bilgilendirme gezisi planlamıştı. Bu durum, gazetecilerdeki “tatsız propaganda gezisi” beklentisini bir anda mesleki dikkati dürtükleyen ilgi çekici bir deneyime dönüştürdü. 40 derece sıcağa ve yoğun programa rağmen kimsenin ilgisi ve dikkati dağılmadı.

KTAMS’da sendikal platform temsilcileriyle, hemen ardından aralarında Esnaf Odası’ndan müteahhitlere kadar iş çevrelerinden farklı temsilcilerin anlattıklarıyla birlikte ilgi, kelimenin tam anlamıyla “şoka” dönüştü… Herkes bu kadar farklı insandan neredeyse birebir aynı sözcüklerle ifade edilen sıkıntıları ilk kez duymanın şaşkınlığı içerisindeydi.

Neler söyledi sendikacılar, iş adamları, esnaflar, gazeteciler ve sokakta konuştuğumuz insanlar? Bir kaç cümle ile özetlemek mümkün:

Kıbrıslı Türkler ekonomik, sosyal ve kültürel olarak bir imha operasyonu ile karşı karşıya olduklarını hissediyorlar. Birkaç yıl öncesine kadar çözüm yönünde umut uyandıran politikalarıyla Kıbrıslı Türklerin sempatisini toplayan AKP, bugün artık UBP işbirliği ile adeta bir imha politikası yürütüyor…

UBP Hükümeti inanılmaz bir teslimiyetle işbirliği yaptığı AKP’nin dayatmalarına en küçük bir itiraz geliştirmiyor. UBP Hükümeti döneminde Türkiye ile ilişkiler hiç olmadığı kadar bozulmuş durumda. Karşısında Kıbrıslı Türklerin duygu ve düşüncelerini dikkate alan, onların hissettiği tehdidi algılamayan bir işbirlikçi hükümet bulan AKP, Ada’da büyük bir sosyal patlamanın eşiğine gelindiğinin de farkında değil.

Kıbrıslı Türkler Türkiye ile kavga etmek istemiyorlar. Ancak son 3 yılda yaşananlar Türkiye ile Kıbrıslı Türkleri son derece keskin biçimde karşı karşıya getirmiş durumda. Ölçüsüz, sosyal politikalarla desteklenmeyen, vahşi bir özelleştirme operasyonu Kıbrıslı Türkleri endişelendiriyor. Hayat standartlarında yaşanan sert düşüş, kontrolsüz bir nüfus aktarımı ve ekonomik kaynakların hızla Kıbrıslı Türklerden Türkiyeli büyük sermaye gruplarının eline geçmesi hemen her kesimden insanı çileden çıkartıyor. Aileler çocuklarının göç etmesini istemiyorlar ama bir yandan da göç etmedikleri takdirde çocuklarını büyük bir işsizliğe ek olarak sosyal tehditlerin beklediğinin de farkındalar.

Ada’ya yılda birkaç kez gelen ve olup bitenleri uzaktan izleyenler neyse de, Kıbrıslı Türklerin çilesini çok yakından bildiğime inanan ben bile duyduklarım karşısında şaşkınlıktan şaşkınlığa düştüğümü itiraf etmeliyim.

Sendikal Platformun üyelerinin profesyonelce hazırlayıp sundukları dosya Kıbrıs’ın Kuzeyinin gerçek bir yangın yerine döndüğünü gösteriyor. Dosyada KTAMS’ın hazırladığı Devrim Barçın imzalı bir rapor özellikle dikkat çekici.

KTAMS raporuna göre 2012 yılında Kıbrıs ölçülerinde 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 1.198 TL olarak gerçekleşirken, yoksulluk sınırı 5.439 TL olarak belirlenmiş.  Buna karşılık asgari ücret net 1.131 TL! (Türkiyeli okuyucular için bir not: Kıbrıs’ın kuzeyinde toplu ulaşım olanağı bulunmuyor. Pek çok tüketim malı Türkiye’den ithal ediliyor. Temel ihtiyaç maddeleri Türkiye fiyatlarının oldukça üzerindedir)

KTAMS raporu, UBP’nin iş başına geldiği 2009’da açlık sınırının 982 TL, yoksulluk sınırının ise 4.460 TL olduğunu, buna karşılık asgari ücretin net 1.035 TL olduğunu ortaya koyuyor.

Yani UBP’nin iş başında olduğu son 3 yılda açlık sınırı %21.99, yoksulluk sınırı %21.95 artış gösterirken asgari ücrete sadece %9.24 artış sağlanmış.

Enflasyonun %25’lerde gezindiği Ada’da 3 yılda ortalamada sadece % 7.74’lük artış sağlanırken, ücretli çalışanların reel kaybı %17.45 olarak gerçekleşmiş.

CTP döneminde kazanılan ne varsa UBP döneminde kaybedilmiş. Bunu birbirinden çok farklı görüşteki insanlar söylüyorlar…

Ekonomik Örgütler Platformu ile gerçekleşen buluşmada anlatılanlar da farklı değil. Sadece Türkiye’den “gönderilen” inşaat firmalarının faaliyetleri karşısında Kıbrıslı Türk inşaat sektörünün yok olma sınırına geldiğine dair verdikleri örnekler ile Esnaf Odası Başkanı Hürrem Tulga’nın küçük işletmelere ilişkin paylaştığı bilgiler bile durumu anlamaya yetiyor.

Bizler dinledik, dinleyip sarsıldık, sarsıla sarsıla anladık anlamasına da, Türkiye gelinen noktayı nasıl görmüyor, duymuyor ve anlamıyor orası anlaşılır gibi değil. Elini ve kulağını hemen her konuya uzatan TC Büyükelçiliği Kıbrıslı Türklerin patlamanın eşiğine geldiğinden habersiz mi yoksa tıpkı UBP iktidarı gibi Ankara’ya sürekli “sorun yok, her şey yolunda” mesajları mı yolluyor?

Daha da fenası, Ankara Kıbrıs’ın Kuzeyinde olup bitenleri biliyor ve buna rağmen tam gaz bir imha operasyonuna izin mi veriyor? Böyleyse neden?

Bir sabah “kurtarıcılarından kurtulmak için” binlerce Kıbrıslı Türk’ün çantayı bavulu toplayıp Güney’e geçmesini bekliyorlar yoksa?

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1179 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler