1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sancı / Depresyon / Çaresizlik hali...
Sancı / Depresyon / Çaresizlik hali...

Sancı / Depresyon / Çaresizlik hali...

Sancı doğru bir saptama olmakla birlikte, Işık Kitabevi’nin Siyasette Sancı panelinde Niyazi Kızılyürek’in belirttiği gibi, bugünkü süreç konjonktürel olarak, siyasetin depresyonunu de üretmiştir. Bununla yüzleşmekten geri duramayız. Depresyon

A+A-

 

Sancı doğru bir saptama olmakla birlikte, Işık Kitabevi’nin Siyasette Sancı panelinde Niyazi Kızılyürek’in belirttiği gibi, bugünkü süreç konjonktürel olarak, siyasetin depresyonunu de üretmiştir. Bununla yüzleşmekten geri duramayız. Depresyonun önemli bir kaynağı olarak geçtiğimiz hafta üzerinde durduğumuz açmazlar yumağından bahsetmek mümkün. (“Sancı, Çelişki, Yüzleşme” Yenidüzen 02.09.12)

Siyasi aktörlerin, (akademik bireylerin, stö’lerin, derneklerin veya siyasi partilerin)  sancı konusuna bakışta ciddi farklılıkları olduğunu görüyoruz. Öyle ki, bu bakışlar, kendi içinde antagonist (uzlaşmaz) çelişkiler içeren  bir süreci işaret etmektedir. Kuzey Kıbrıs’ın, verili koşullarda, çözüm hedefi olmadan, uluslararası hukuktan uzak, vesayet rejimine bağlı ilişkilerin sürekli üretildiği 1974/83 sistemi üzerinde sosyal ve ekonomik olarak dünyaya entegre olacağı ve gelişeceği iddası, yaşadığımız gerçeği yok saymak, gerçek olanı gerçek değilmiş gibi pazarlamaktan öte değildir. Bunu iddia edenler ile hayatın kendi gerçeği üzerinden siyaset yapanlar arasında antagonist bir çelişki olduğu ortadadır.

Bugün Kıbrıslı Türklere, çözümsüzlük ve ateşkes koşullarını olağanlaştırarak, Türkiye’nin etkisini ve müdahalelerini hoş göstermek (ya da yok saymak) adına yapılan tüm psikolojik müdahaleler,  “öğretilmiş çaresizlik” duygusunu topluma hakim kılıyor. Toplum aslında gerçeği biliyor, kimin kim olduğunu ve neyin nasıl çalıştığını...ancak sürekli olarak pompalanan, “hiçbirinin birbirinden farkı yok”, “muhalefeti de gördük”, “muhalefet sessiz”, “etkin muhalefet yok”, “gelen de giden de aynı”  gibi planlı yapılan sürekli tekrarlar, içinde bulunduğumuz sancılı ortamı ve depresif hali yeniden üretiyor, besliyor. Yaşananları iyi değerlendirmeden, “denendi ve başarısız oldu, hedeflerine ulaşmadı” gibi bir ruh haline bürünme durumu... Bu tür bir çaresizlik ortamında birey ya da toplum gerçeğin farkında olmakla birlikte hayatlarına giydirilen peşin hükümlerin , yanılsamaların kurbanı olur. Gerçeğin farklı olduğunu bildiği halde... *

İki gün önceydi. Ülkenin başarılı iş adamlarından birisi ile sohbet ediyorum. Çalışkan, dinamik ve yaratıcı birisi. Bugünün koşullarında hala iyi iş yapanlardan. UBP’li. Bittik Asım diye başladı. N’oldu hayırdır, dedim?  Sonuna geldik, Kıbrıslı Türkler değil halk, değil toplum, cemaat bile değiller artık dedi. Bizim adam olmamızı istemezler, bırakmazlar. Ben yine Rumları mı eleştirecek diye düşünürken... Rumlardan öte Türkiye bizi bitirdi, dedi. Tamam da işleriniz bakın iyi, sorun ne? dediğimde... İşlerin iyi olmasının bir anlamı yok, çünkü gelecek yok, Türkiye karar verdi, hepimizin iş hayatını bitirecek.  Kendi kendimizi yönetmemize izin vermezler, Türkiye vermez dedi, sesini kısarak. UBP’nin hali ortada, rezaleti görmüyor musun dedim. Doğru ama mesele UBP meselesi değil, dedi. Ne meselesidir? Türkiye bizi bitirmeye karar verdi. Bu ülke dedi, felçli, hasta yatağında yatır, sen ona uygun bir sosyal ve ekonomik program uygulamak yerine, adam kalk yürü, hatta yarışlara katıl rekabet et diyorsun dedi. Ölürsen öl, ben Türkiye’den sermayedar getiririm diyor. Peki siz ne dediniz. Ne desek boş, bizi dinlemiyorlar. Erken seçime gidelim, şart dedim.  Ne olacak dedi, olmaz birşey. Olmaz olur mu? Peki siz en azından gençlerinizi destekleyin UBP yenilensin dedim. O da olmaz, partinin sistemi gençlere kapalı dedi. Bu kadar üzülme yahu, dedim. Bak işlerin yerinde dün çok mu farklıydı bugünden. Sadece dün sadece bize dokunuyorlardı, şimdi size de dokunmaya başladılar dedim. Yoksa biz alışkınız bu tür müdahalelere diye ekledim. Çare kararlı mücadele, çözüm, demokrasi ve erken seçimdir dedim, e ne olacak yahu dedi...Türkiye kararını verdi diye de tekrarlaya tekrarlaya yanımdan uzaklaştı....

Bu çaresizlik sarmalından çıkış yolu üretebilir.

Nasıl mı? devam edeceğim...

 

·        “Öğretilen çaresizlikte hedef belli: Kişilerin inançları, kendilerine ve topluma karşı duydukları güven, başarma istek ve azimleri... Oysa sorunu olmayan toplum, problemi bulunmayan aile, sıkıntı çekmeyen insan var mı bu dünyada? Yok ! Sorun sorunlu olmakta değil, sorunlara çözüm üretecek güce sahip olunmadığı duygusunu hakim kılarak, azim ve kararlılık gösterilememesini yaratmada. Sen azmetsen de işte birileri çıkıp o azmi kırmak için elinden geleni yapıyor. Sen çaba için bir adım atıyorsun, onlar senin önüne demirden dağlar dikiyor. Sen o demirden dağı içindeki inanç ateşiyle eritmeye çalışırken onlar pis nefeslerini birleştirip oluşturdukları rüzgarla senin yüreğindeki ateşi söndürüveriyorlar. Yoksa ülkenin, ülke insanının problemleri çözülmeyecek problemler değil. Ancak birileri bize "amaann, böyle gelmiş, böyle gider, bu ülkede hiçbir şey adam edilemez, sen mi çözeceksin koca ülkenin sorunlarını?" demeyi öğretmiş bir kere. Ve sürekli öğretilerini tekrar ediyor, tazeliyorlar. Muhakkak; her şey bireyin elinde değildir. Gayret edince, çalışınca her şey mutlak olarak düzelecek diye de bir kaide yok. Ancak en azından ilerde pişmanlık duymamak için umudunu yitirmeden çalışmak gerekiyor.” (ekşi sözlük)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1120 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler