1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sancı /Çelişki/Yüzleşme....
Sancı /Çelişki/Yüzleşme....

Sancı /Çelişki/Yüzleşme....

Işık Kitabevi’nin (Sevgili Nahide’nin) düzenlediği Kitap Fuarı etkinlikleri çerçevesinde, bu akşam TDP ve DP Genel Sekreterleri ile Niyazi Kızılyürek Moderatörlüğün’de “Siyasette Sancı”yı konuşacağız. Siyasette sancı olmadığ

A+A-

 

Işık Kitabevi’nin (Sevgili Nahide’nin) düzenlediği Kitap Fuarı etkinlikleri çerçevesinde, bu akşam TDP ve DP Genel Sekreterleri ile Niyazi Kızılyürek Moderatörlüğün’de “Siyasette Sancı”yı konuşacağız.

Siyasette sancı olmadığını söylemek için en azından bu ülkede yaşamamış olmak gerekir. Bunun nedenlerin üzerinde kısaca durmakta, acı da olsa bir durum analizi yapmakta yarar var.

·        Siyaset kurumunun sancısının ya da bunalımının temelinde yatan faktör, bozulan toplum koşulları bağlamında kendini yeniden üretecek ve toplumsal dinamizmi yaratacak pratiği geliştirememesidir.

·        Bozulan toplum koşulları derken, Kıbrıs sorunundan kaynaklanan ve Kıbrıslı Türkleri dünyaya bağlayacak yegane siyasi süreç olan çözümün bugünün koşullarında, başta Türk tarafı olmak üzere liderlerin başarısızlıklarından kaynaklanan gerekçelerle askıya alınmış olmasından bahsedilebilir. Ancak bundan daha önemlisi tarihi bir fırsat yakalayan iki sol liderin gerekçesi her ne olursa olsun, iki yıllık sürede müzakerelerden sonuç alamaması, (ki karşılıklı suçlama ötesinde özeleştiri yapılması/yapmamız gereken bir konudur) bugünkü sancının ana kaynaklarındandır. Müzakere sürecinde kaçırılan altın fırsatın toplumda yarattığı etki kanımca tahmin edilenin üzerinde tahmin edilemeyecek ölçüde büyük bir sosyo psikolojik sarmaldır. Dolayısıyla bu konu ile açıkça yüzleşmek şarttır.

·        Kıbrıs sorunundaki tıkanıklık, Türkiye’nin adanın kuzeyinde etkin düzenleme faaliyetlerine girişmesi için ciddi zemin yaratmıştır. AK parti hükümeti, Kıbrıslı Türklerin yaşam standartlarını aşağıya çekmek ve tüm dünyada yaygın olan neo liberal politikaları dayatmak yanında, sosyal yapıyı İslam merkezli yeniden kurmak üzere ciddi ve planlı bir politika izlemektedir. Bugün uygulanan TC- KKTC ekonomik protokolü, ne bir deha ürünüdür ne de bilinmeyen bir içeriğe sahiptir. Açıktır ki, tüm dünyada ekonomik entegrasyon adı altında başta Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından olmak üzere önerilen ve uygulanan bir modeldir. Bu model, sadece ekonomik uygulamalar içeriyor görünmekle birlikte aslında hem sosyal hem de siyasal düzenlemeye de ihtiyaç duymaktadır. Kamunun ekonomik hayattan tamamen tasfiyesi yanında, devletin tüm sosyal (sağlık ve eğitim dahil olmak üzere) politikalarından arındırılması ve toplumsal muhalefetin susturulması için, sendikasızlaştırma ve muhalefeti marjinalleştirme hedefi, açık aleni bir durumdur. Hukuk tanımama, islam soslu neo liberal politikaların hayata geçirilmesi sadece toplumun ezilen veya orta kesimine dönük değildir. Sermayeye dönük olarak da yeniden bir şekillendirme söz konusudur. Acımasız kapitalizmin en berbat uygulamaları bu model üzerinden gündeme gelmektedir. Dolayısıyla kapitalizm için öncelik olan sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ve karın maksimizasyonunu sağlayacak koşullar acımasızca dayatılmaktadır. Kendi ülkesinin özellikle iş dünyasını korumak için yüksek önlem alan Türkiye hükümetinin, Kıbrıslı Türklere karşı acımasızca bir ekonomik model dayatmasının yarattığı etki bu bağlamda not edilmelidir. Ekonomik, siyasi ve sosyal kuşatma altında, vesayet rejimi ile dünyadan yalıtılmışlığın etkisi altında. “Değişim” diye öne çıkarılan bu gerçeği aslında en iyi bozulma/başkalaşma karşılar.

·        Çeşitli akademisyen/yazar dostlarımın da belirttiği üzere, yeni adım ancak eski adımın hesabının verilmesi, değerlendirilmesi ve gerekirse ayrıntılı öz eleştiri yapılması üzerine kurulur. Siyasete olan güvenin yeniden tesisinde bu faktör “dominant” bir öneme sahiptir. İdare etmek, geçiştirmek, düzeltmek veya düzenlemek asla yeterli olmaz.

·        Kıbrıs Türk sağ siyasetinin, KKTC’nin bu hali ile sürdürülemez olduğunu kabul etmesi, önemlidir. Dolayısıyla dünyaya entegrasyon kanalları üzerinde tartışmalar, arayışlar yapılıyor olması önemlidir. Ancak milliyetçi kesimler veya liberal sağ için büyük açmaz olan, dünyaya entegrasyonun ancak çözüm üzerinden gerçekleşebileceği gerçeğini görmesi bir çelişkidir ve bu durum siyaseten sağın kendi siyasetine yabancılaşmasıdır. Bu durum Kıbrıs Türk Sağı için ontolokij bir krizdir.

·        Kıbrıs Türk solu için ise, elbette çözüm, Kıbrıslı Türklerin temel kurtuluş konusudur. Ancak iki sol lider üzerinden çözüme ulaşamamış olmak kabul edelim ki travmatik bir sonuçtur. Bu sonuçla yüzleşme ertelendiği sürece de yeni bir dinamizim yaratmak etkin bir siyaset üretmek adına mümkün görünmemektedir.

·        Kendi evimize dönelim, evimizi temizleyelim, söylemi, son dönemin aslında çaresizlik siyasetlerinden biridir. Çünkü siyasi, ekonomik veya coğrafik anlamda evimiz dediğimiz alanın salt kendi evimiz olmaması, ev sınırlarının istesek de istemesek de, kabul etsek de etmesek de uluslararası hukuk tarafından belirlenmiş olması, bunun tüm güvencesine rağmen Türkiye tarafından bile değiştirilemeyecek olması, sorunu daha da derinleştirmektedir. Evimizi düzenlemek salt temiz topluma indirgenemez. Ekonomik gelişme bağlamında bile olsa, sosyal şartların dış sermayeyi dışladığı, yabancı sermaye olarak Türkiye hükümetinin, TC sermayesini zorla ve çok özel avantajlı şartlarla KKTC’ye yönlendirdiği bu şartlarda dengeli ve sağlıklı bir ekonomik ortamdan ve gelişmeden bahsetmek mümkün olmayacaktır.

·        Çarpık bir ekonomik gelişme, çözümsüzlük ve dünyaya kapalılık sürdüğü sürece de sancı siyasi bağlamda değil, toplumsal düzeyde devam edecektir. Ve bu durum bu koşullarda anormal değildir.

 

Gelecek yazımda daha çok ne yapmalıyız sorusuna yanıt arayacağım ?

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 785 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler