1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SANATÇILARLA KONUŞMALAR
SANATÇILARLA KONUŞMALAR

SANATÇILARLA KONUŞMALAR

TANER BAYBARS ile konuşan: Osman Türkay

A+A-

SANATÇILARLA KONUŞMALAR*

 

TANER BAYBARS ile konuşan: Osman Türkay

 

Taner Baybars, 1936’da Lefkoşa’da doğdu. Türk Lisesinde okudu. İlk şiir kitabı: ‘Mendilin Ucundakiler’ (1953) Kıbrıs’ta yayınlandı. Hukuk öğrenimi için İngiltere’ye gitti, geleneksel İngiliz hukuk eğitimine karşı tiksinti duyarak vazgeçti. Bir süre Türk dergilerinde kısa öyküler yayınladı. 1958’den bu yana İngilizce yazmaktadır. Şiirleri İngiliz, Amerikan ve Kanada dergilerinde yayınlanmakta, BBC’nin Üçüncü Programında okunmaktadır.

 

Sizi yazmaya, yazar olmaya iteleyen gerçek sebebin ne olduğunu tahmin edersiniz? Yazmadığınızda bir eksiklik duyar mısınız?

 

Başka bir yerde de söylediğim gibi, yaratıcı bir insan, gerek şair olsun, gerek ressam olsun, altbilincinden gelen bir güçle işini yapar. Şöyle, bugün oturup büyük bir şiir yazacağım demek kadar saçma bir şey olamaz. Yaratıcı bir insan, kendini yazmaya, ya da resim yapmaya iten gücün ne olduğunu keşfetmeye kalkarsa yaratıcılığını kaybedip, eleştirmenliğe başlamış olur. Onun için, beni yazmaya iten sebebi öğrenmek değil, tahmin etmek bile istemiyorum. Doğrudur, yazmadığım zamanlar bir tuhaflık duymuşumdur ama buna ‘eksiklik’ diyemem. Daha fazla bir sıkıntıdır bu; umulan bir şeyin olmamasından dolayı duyulan acı, kısacası İngilizlerin frustration dedikleri bir yokluk acısıdır bu. Ama, bu duruma şöyle de bakabiliriz; eğer insanın içinde bir şiir, ya da roman varsa, eninde sonunda mutlaka vukubulur. Edebiyat tarihinde bu gibi eserlerin sayısı çoktur.

 

Sizi etkileyen, dünya görüşünüzün değişmesine sebep olan büyük yazarlar oldu mu? Eğer olduysa, bunlar hangileridir?

 

Kültür dediğimiz şey, bir ya da iki kitabın üzerimizde bıraktığı etki değildir. Bütün okuyup beğendiğimiz kitaplar, gezdiğimiz şehirlerde gördüğümüz mimari eserler, dinleyip ruhumuzu gönendirdiğimiz müzik, bunların hepsi üzerimizde gerçekten iz bırakırlar. İnsanın dünya görüşü böyle bir ‘tüm etkinin’ altında değişebilir ancak. Bir kitabın etkisi altında ansızın başka bir insan haline girmek kötünün kötüsü! Ama, tabii ben okuduğum birkaç kitabı öteki kitaplardan daha çok severim. İspanyol düşünürü Unamuno, Don Kişot üzerine diyor ki: “O, insanlığın en yüksek sembolüdür.” Şairler içinde, eskilerden Shakespeare’in büyüklüğünü, insan onu her okuyuşunda daha iyi anlar. Zamanımız şairlerinden Wallace Steven ile John Berryman sevdiklerimdir. Hikayecilerden iki Latin Amerikalı: Borges ve Carpentier. Düşünürlerden Musevi Martin Buber’in 17. Yüzyılda Lehistan’da türeyen Hasidlerin felsefesine dair yazdığı yazılar, belki de bana en çok etki yapan şeylerdir. Çocukluğumda üzerimde bıraktığı etkisi yüzünden Dede Korkut’u hala okurum.

 

Şiir yazdığınız gibi, roman da yazıyorsunuz. Eskiden bir aralık Türk dergilerinde Türkçe hikayeleriniz de yayınlanırdı. Bu edebi türler içinde yazmaktan en çok hoşlandığınız hangileridir? Şiir mi? Roman mı? Hikaye mi? Bunlara çeviriyi de eklemek isterim. Çünkü sanırım ki Nazım Hikmet’i İngilizceye en güzel çeviren sizsiniz.

Yalnız İngiltere’de değil, bütün dünyada geleneklerden kopup, yeni bir yol bulmak amacı devam ediyor. Bu amacın ne kadar sıhhatli bir amaç olduğunu tahmin etmek zordur. Beni üzen şey şu: Deneysel şiir, yahut roman adı altında yüzlerce eser basılıp satılıyor. Şimdi biz gerçekten bir istihale devresi içindeyiz. Benim bir deneysel romanım yayınlanmıştı İngiltere’de, 1964’te. Şimdi düşünüyorum da, roman nasıl bir algıdır (conception) diye. Peki geleneği bırakıp yeni bir roman türü yaratalım ama, isimsiz karakterlerle, grameri bozuk cümlelerle mi olur bu iş? Şiire gelince, İngiltere’de bugün nesiri kesip kesip mısra haline sokarak şair geçinenler çoktur. Fakat iyi şiirler yazan şairler, gençliğin gözdesi olmasalar bile, küçük bir azınlığın içinde büyük aşamalarını koruyabiliyorlar. Bu, iyi bir şey. Ben şimdilik yalnız kısa şiirler üzerinde uğraşıyorum. Şiir dediğimiz şey insanın içinde patlayan volkandır. Güçlü ve kısa sürelidir. Başka bir roman daha yazdım ama yayınlamak istemem. Amaç her iki yılda bir roman yazmak değil. Yazıp da beğendiğiniz şeyi halka sunmaktır. Tam bu sırada hikaye türüne dönmüş bulunuyorum. İngiltere’de hikaye önemli sayılmıyor, ama yavaş yavaş bu türe (genre) karşı bir yumuşaklık başladı. Kısa şiir ve kısa hikaye işte en sevdiğim türler bunlar. Şimdilik. İlerde düşüncemi değiştirebilirim.

 

Nazım Hikmet’ten başka İngilizce’ye çevirmek istediğiniz Türk şair ve yazarlar var mıdır? Varsa kimlerdir?

 

Nazım’ı İngilizce’ye çevirmek (daha doğrusu İngilizceleştirmek) fırsatı bir rastlantı ile geldi. BBC yoluyla. Benim çeviriyi bırakma niyetim yoktur. Şimdi Orhan Veli, Sait Faik, ve Tanpınar’ı çevirmek niyetindeyim. Dağlarca’yı da çevirmek istiyorum. Bunu T. S. Halman benden daha iyi yapıyor. Gençlerden örneğin Turgut Uyar, ya da Ece Ayhan’ı İngilizce’ye çevirmek nasıl olur? Bu bir deneme, ya da challenge?      

 

Yazarken LSD, ya da başka uyuşturucu veya tahrik edici maddeler aldığınız oldu mu hiç?

 

Yazarken yalnız şarap içerim. Yaratıcı bir kişinin algılama gücü o kadar güçlü ve geniştir ki, onu daha da güçlendirmek için LSD, ya da esrar gibi şeyler almak mutlaka gerekli değildir. İçkiler içinde şarap en hafif, en zararsız ve en güzelidir. Bir şişe şarapla üç saat çalışabilirim.

 

Uzay çağının, insanın düşüncelerini kökten değiştireceğine inanır mısınız? Bu yeni çağın konsepsiyonlarımızı, evrene bakışımızı değiştirme olasılığı var mıdır? Kısacası, Uzay çağı ne gibi yeni duyarlılıklar getirebilir?

 

Kanımca, “Uzay çağı” insanı şu şekilde değiştirebilir. Eskiden, Babilonyalılar ve Grekler bir mitoloji etrafında düşünüp yazmışlardı. Biz şimdi teknoloji ve bilim etrafında yeni bir mitoloji yaratmaya başlamış bulunuyoruz. Bu çağ, şairin ve yazarın sözlüğüne (vocabulary) yeni deyimler katacaktır. Ama bu çarpmanın (impact) ne kadar yaratıcı kişinin bünyesine dokunacağı şimdiden bilinmez. İngiliz metafizik şairlerinden John Donne büyük kıta keşiflerinin sonunda metresine: “Benim Amerika’m! Benim yeni keşfedilmiş toprağım!” diye seslenmişti. Bugün bu şiiri okuyan bir Çinli ne der? Bence Uzay çağı, çoğu halkı teknolojiye doğru itecek ve böylece şiirden ve yaratıcı sanatlardan uzaklaştıracaktır. Geriye kalan yaratıcı kişiler Uzay çağının ‘tasavvuf’una bağlanıp yepyeni yazın türleri meydana getireceklerdir. Asimov, Stepledon ve Arthur C. Clarke bu yöndedirler. Uzay bilgini Sir James Leading, The Muterios Universe (1930) adlı kitabında diyordu ki: “Uzayı korkunç buluyoruz. Çünkü anlıyamayacağımız zaman uzaklıkları insanlık tarihini cüceleştirir. Göz kırpmak gibi. Korkunç buluyoruz, çünkü biz tarifsiz yalnızlıklar içindeyiz dünyamızda. Ve çünkü uzay içindeki bu evimiz, bu yurdumuz tümüyle belirsizdir. Dünyanın bütün sahillerindeki kumlardan bir tanesinin, milyarda biri gibi bir şeydir.” Yine de, Uzay çağı, ya da Uzay felsefesi 1950’de başlamıştır, 1930’da değil. İlk uygar insanlar veya çağdaş insanlar gökyüzünün korkusunu küçük kalplerinde hissetmişlerdir.

 

Son 10 yıldan beri İngiliz, Amerikan ve Kanada dergilerinde şiirleriniz çıkmaktadır. Türkçe olarak yazdığınız eserleriniz de var mıdır?

 

Lisan yalnız dilin işi değil. Kulağın ve yaşama tarzının bir sonucudur. İngiltere’ye geldikten sonra bir süre Türkiye dergilerinde hikaye ve şiirler yayınladım. Ama Türkçe durmadan değişiyor. Türkçe yazmaya devam etmek için, ya Türkiye’de kalmak gerekli, ya da Feyyaz Kayacan gibi BBC Türkçe bölümünde. Yahut da sizin yaptığınız gibi sürekli Türkçe dergilerle ilgilenme zorunluluğu var. Ben İngilizceyi seçtim. 1963’te Türkiye’de üç ay gezip tozdum. Londra’ya döndüğüm zaman derhal üç şiir yazdım Türkçe. Bunlar Yeditepe dergisinde yayınlandı. Eğer başka bir tatili Türkiye’de geçirmek kısmette varsa, duyup içime sindireceğim dil belki yeniden daha başka Türkçe şiirler yazdıracaktır bana. Bak Osman, o kadar ‘eski’ kelime kullandım ki bu konuşmada...       

 

 


* 1970 yılı Varlık Dergisi’nin 753. sayısında yer alan bu söyleşi Gürgenç Korkmazel’in hazırladığı ve bu yıl sonunda çıkacak Taner Baybars’ın dergilerde kalan düzyazılarından oluşacak kitaptan alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 719 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler