1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Saldırı büyükse...
Saldırı büyükse...

Saldırı büyükse...

Uzun bir süredir şunu söylüyoruz; ülkemizdeki her kesim ciddi bir baskı altındadır, dayatma ekonomik protokollerler yanında, bilinçli nüfus aktarma ile siyasi irademize de ciddi müdahale vardır. Bu durumu hükümet çevreleri “değişim” diye halka

A+A-

 

 

 

Uzun bir süredir şunu söylüyoruz; ülkemizdeki her kesim ciddi bir baskı altındadır, dayatma ekonomik protokollerler yanında, bilinçli nüfus aktarma ile siyasi irademize de ciddi müdahale vardır. Bu durumu hükümet çevreleri “değişim” diye halka satmaya çalışmaktadır. Emeğin sosyal güvencesiz, sendikasız ve düşük ücretle çalıştırılması için uygulanan ekonomi politikasının özü, halktan yana değildir. Halkın alım gücünü her gün acımasızca düşürerek, esnafın kepenk kapatmasına yol açalanların politikaları açıktır, bunlar, 80 lerin ikinci yarısından itibaren dünyanın her yerinde uygulanmaya çalışılan neo liberal politikalardır. Acımasız bir saldırı ile küresel sermayenin hareket kabiliyetine uygun şartları dayatıp yasalaştırarak, ticaret hacmi ve milli gelirde görece artışı sağlamaya çalışan bu tehlikeli zihniyet için, sosyal zümre ayırımı yoktur. Ancak bu model, dünyanın her yerinde fakiri daha da fakirleştirmiş, zengini daha da zenginleştirmiştir. Bunu çok iyi biliyoruz, hatta en iyi biz biliyoruz.

Tüm bu yıkıcı etkilerine rağmen, tanınmamış ve dünya ekonomik siteminin dışında bulunan bir yapıya bu reçeteyi dayatmak, bu korumasız ve zayıf ekonomiyi tamamen yok edecek sonuçlar üretecektir. Ada ekonomisi ölçeğinin göz ardı edilmesi ve küçük nüfusun dikkate alınmaması sorunları daha da büyütecek niteliktedir.

Bunun yanında, izolasyonun yarattığı tahribat ile ekonomik kesimlerin sosyal oluşum ve gelişmesinin sağlıklı olduğunu da söyleyemeyiz. Sosyolojik olarak baktığımızda kendi kimlikleri ile kendilerini belirleyici varlıklarına tekabül eden sosyal kesimlerden bahsedemeyiz. Kendi sosyal özellikleri ile toplumsal zümreler belirgin sosyo kültürel özellikler, farklılıklar edinebilmiş değillerdir. Özellikle mağdur kesimin edindiği tarihsel kimlik, direnme ve eylem gücü karşısında, sermaye kesiminin sosyal yapısı bütünlük göstermekten çok uzaktır. Oysa sermaye kesiminin varlığı üzerine şekillenen bir mağdur kesimi tartışır olmalıydık.

Ülkemizde ne güney Kıbrıs ne Türkiye ne de dünya sermayesi ile rekabet edebilecek bir ekonomik kapasiteye sahip bir iş dünyası vardır. Bu gerçek on yıllardır, bu çevreleri “izolasyonist politika”nın ve “statüko”nun savunucusu haline getirmiştir. Buna uygun bir siyasi tercih ve yönelimlerin zorunlu taraftarı hatta çoğu kez partizanı kılmıştır. Dolayısıyla bugün sosyal kesimler arasında çatışan çıkar ilişkileri olmakla birlikte, resmin bütününe baktığımız zaman, aslında toplamda ya birlikte kazanılacak ya da bilikte kaybedilecek bir sosyal ortamın mevcudiyetinden bahsedebiliriz.

Bugün iş çevreleri en genelde ekonomik ayrıcalıklarının yarattığı sosyo kültürel kimliğe dayalı sosyal ve siyasal rollerini hayata geçirememektedirler. Bu salt günlük ekonomik etkiler üzerinden şekillenmiş sosyal kimliklerinin bir toplumsal kimliğe dönüşmediğinin göstergesidir.

Ancak uygulanan ekonomik politikalar istisnasız tüm kesimleri “bitirecek”tir. Bu ülke parça parça el değiştirmektedir. Bu durum farklı kesimleri bir araya getirmek için yeterli isteği sağlamaktadır. Bugün konuşmayanlar ve elini taşın altına sokmayanlar, yarın ne yazık ki yanlarında kimseyi bulamayacaklardır. O denli önemli bir dönemdeyiz.

Bu noktada, Sendikal Platform ve Üreticiler Birliği’nden örgütlerinin katılımı ile oluşturulan “Toplumsal Varoluş Hareketi”, içinde bulunduğumuz sosyo ekonomik durum karşısında önemli bir birliktelik olarak değerlendirilmelidir.

 

  

 

Bu haber toplam 1011 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler