1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Salamis Efes Artemis Kült Heykeli
Salamis Efes Artemis Kült Heykeli

Salamis Efes Artemis Kült Heykeli

Salamis Efes Artemis Kült Heykeli

A+A-


Tuncer Bağışkan


Güzelyurt Doğa ve Arkeoloji Müzesi’nden arayan meslektaşım Emine Sivri, müzelerinde geçici olarak sergilenen Efes Artemis heykelinin Salamis denizinde bulunması olayında rolümün ne olduğunu sormuştu. Meslek hayatımın en önemli anılarından biri olan bu olayla ilgili belgelerin Eski Eserler ve Müzeler Dairesi arşivinde bulunmayışını anlayabilmiş değilim. Yine de bugünkü yazımda daire arşivinden buharlaşan olayla ilgili bilgi ve belgelerin değil, denizden çıkartılırken tesadüfen görüp müzelere kazandırdığım Efes Artemis heykelinin öyküsü ile Ana tanrıça kültünün tarihi geçmişi üzerinde duracağım. Böylece bugüne kadar karanlıkta kalan bu konu da aydınlanmış olacaktır.

Efes Artemis heykelinin Salamis denizinden çıkarılması

Eski Eserler ve Müzeler Dairesi elemanı olarak 1979 yılından başlayarak yaz tatilimizin bir haftasını Salamis kazı evi lojmanlarında ailece geçirmeyi bir alışkanlık haline getirmiştik. O yıllarda en önemli hobilerimden biri de zıpkınla balık avlamaktı. Her gün öğleden sonra Salamis lojmanlarının önünden denize girdikten sonra, ya Salamis antik limanına, ya da Salamis Bay Otele doğru yüzerek avlanırdım. Av sonrasında ise sahil boyunca yürüyerek geri dönerdim. 7 Ağustos 1980 Perşembe günü yine lojmanların önünden arkadaşım Rasıh Alpözen ile denize girip Salamis Bay Otel’e doğru yüzmüştük. Otelin yanlarına vardıktan sonra denizden çıkmış ve Kocareis tesisini yaklaşık 50 - 100 metre geçtikten sonra sahilde bir kişinin kumdan bir heykel yaptığını, ya da heykele benzer bir cismin üzerini kumla kapatmaya çalıştığını görmüştüm. Onu geçip bir süre ilerledikten sonra, gördüğüm şeyin Efes’te sadece üç tane bulunan Efes Artemis heykeline benziyor olması hayli ilgimi çektiğinden geri dönüp onu incelemem gerekti. Gerçekten de gördüğüm şey beyaz mermerden yapılmış Efes Artemis heykeliydi. Daha sonra adının Sergio Galoni olduğunu öğrendiğim İtalyan turiste arkeolog olduğumu ve devletin malı olan bu heykelin müzeye kaldırılması gerektiğini söylediğimde afallamıştı. Bu aşamada süratle yapmam gereken tek şey en yakındaki Kocareis tesislerinden yardım istemekti. Koşarak Kocareis tesisine vardığımda arkadaşım Alpay’ın kız kardeşi olan meslektaşım Sevgi Kocareis’i karşımda bulmuştum. Ona olayı kısaca anlattıktan sonra kendisinden ivedilikle buraya bir polis ekibi çağırmasını istemiştim. Ancak bu arada Galoni’nin yeniden denize dalıp Tanrıça Artemis’in atrübüsü (sembolü) olan bir geyik heykeli ile bazı seramik kırıklarını denizden çıkarttığını Opr. Dr Tolga Tuna’nın o sırada çektiği fotoğraflardan anlamam mümkün olabildi. Bir süre sonra yanımıza gelen polislerden talebim, olayın Eski Eserler Dairesi Mağusa Bölge Şube Amirliği’ne bildirilmesi, ayrıca heykelin tam olarak nerede bulduğunun saptanmasıydı. Nitekim ertesi gün İtalyanla deniz kenarında buluşup heykelin bulunduğu yeri ondan öğrenmiştim. Kıyıdan yaklaşık yüz metre kadar içerde ve yaklaşık 1 ½ - 2 insan boyu derinlikte kayalık bir yerdi. (Daha sonraki günlerde bu kayalıkta birkaç iri orfo balığı vurduğumu da anımsarım.) O günden sonra bu konuyla sadece Mağusa Bölge Şube amirliğimiz ilgilendi. Hatta o sırada İtalyan’ın Salamis Bay Otel’de kaldığı odada yapılan polis aramasında bazı seramik kırıkları ile bir geyik heykeline ait mermer kaidenin bulunduğunu da öğrenmiştim. Tatilimi tamamlayıp Lefkoşa’daki görevime başladığım gün, İtalyan’ın bulduklarının sorumluluğumdaki Kumarcılar Hanı eski eser depolarına taşındığını görmüştüm. İtalyan’a ilkin bir ödül verilmesi düşünülürken, dairemizin bilgisi dışında denize dalış yapıp bulduğu bazı eski eserleri otel odasına taşıdığı gerekçesiyle kendisine herhangi bir ödül verilmemesi kararı alındığını müdürümüz sn. Hasan Şefik Altay’dan öğrenmiştim. 67 cm boyunda olan heykelin göğsünde dört sıra halinde 35 adet meme (ya da yumurta, koç yumurtası, erkek arı gövdesi) vardı. Yüzü siyah granitten yapılmış olup aplike olarak oraya monte edilmişti. Heykelin kayıp olan elleri ile başındaki tacın da ayni malzemeden aplike olduğu anlaşılıyordu. Daha sonraki günlerde Bulunan heykellerin tamamı geçici olarak sergilenmek üzere Güzelyurt arkeoloji müzesine devredilir.

Efes Artemis heykelinin bulunmasıyla ilgili olarak yanlışlarla dolu ilk haber 8 Ağustos 1980 tarihli Halkınsesi gazetesinde yayınlanmıştı. Haberde İtalyan turistin heykeli bulur bulmaz Boğaziçi polisini hemen haberdar edip onu ilgililere teslim ettiği yazılıydı. Gene yanlışlarla dolu ikinci haber 12 Ağustos 1980 tarihli Halkın Sesi ile Bozkurt Gazetelerinde yayınlandı. Ayni kaynaktan çıktığı anlaşılan haberdeki tek doğru bilgi heykelin denizden çıkarıldığı sırada orada olmamdı. Daha sonraki yıllarda askeri makamların bu olayla ilgili tespitleri ise, heykelin denizden çıkartıldıktan sonra orada bekleyen bir araca taşınıp yurt dışına kaçırtılacağı doğrultusundaydı. 23/8/1980 tarihli Halkınsesi gazetesinde ise heykeli bulan İtalyan’a Eski Eserler Dairesi’nin ilgi göstermediği haberi yer alıyordu.
Efes Artemis heykelinin sadece tesadüfen bulunduğundan söz eden değerli dostum Oya Gürel’in yazısının 22 Ocak 1993 tarihli Yenidüzen gazetesinde yayınlanması üzerine, onu, 25 Ocak 1993 tarihli yazımla şu şekilde bilgilendirmiştim: “Sn. Oya Gürel, Öncelikle sizi, Yenidüzen gazetesinin 22.Ocak.1993 tarihli sayısında yayımlanan “Bolluk ve Bereketi Simgesi Artemis” başlıklı araştırma yazınızdan dolayı kutlamak isterim. Bir Mağusalı olmanız itibarıyla sizi konuya ilişkin olarak bilgilendirmek için ekteki gazete küpürlerini gönderiyorum. Heykeli bulan Sergio Gullani (Galloni) aslında oraya Eski Eserler Dairesi’nin bilgisi dışında daha önce de dalış yapmış ve bulduğu bazı eski eserleri Salamis Bay Otel’deki odasına taşımıştı. Bu yere 7.Ağustos.1980 tarihinde (akşama yakın) yeniden dalış yaparak Artemis heykelini çıkartmıştır. Bir tesadüf eseri o an (saat 18.30) oradan geçerken heykeli görmüş ve durumu hemen polise bildirmiştim. O dönemde Koca Reis Restoran’da çalışan arkeolog bir bayanın bana hayli yardımcı olduğunu anımsarım. Sergio Galloni heykeli denizden çıkarttıktan sonra onu kum ile örtme uğraşı içinde olduğunu anımsarım. (……). Daha önce buradan çıkartıp da Eski Eserler Dairesi’nin bilgisine getirmediği Salamis Bay Otel’deki odasında bulunan eski eserlere de el konmuştur. O dönemde Galloni’ye bir ödül verilmesi düşünülmüş ise de, bulduğu eski eserleri gizlemesi nedeniyle kendisine herhangi bir ödül verilmesi uygun görülmemiştir. Bu olay meslek hayatımda yaşadığım en ilginç olaylardan biridir. “Ana Tanrıça Kültünün Kıbrıs Folklorundaki İzleri Üzerine bir Deneme” başlıklı araştırma-inceleme yazım Pygmalion dergisinde yayımlandığında, bu tanrıça’nın Kıbrıs için ne kadar önemli olduğunu öğrenmiş olacaksınız. Çalışmalarınızda başarı dileklerimle..”

M.S II’inci yüzyıla tarihlenen Efes Artemis ile geyik heykelleri bulundukları yere nasıl getirildikleri bilinmemektedir. Efes’ten Salamis’e getirildiği sırada batan bir sandal veya mavnada mı olduğu, denizin zamanla yükselmesiyle eskiden açıkta olan bu alanın sular altında mı kaldığı, çevrede bir Efes Artemis tapınağının mı bulunduğu, ya da Hıristiyanlığın kabulüyle bu heykelin denize atılmak suretiyle imha mı edildi bilinmemektedir. Yine de bu alanın hem denizden, hem de karadan detaylı olarak incelenmesi halinde konuya ilişkin ipuçlarının saptanması belki de mümkün olabilecektir.

Ana Tanrıça’nın anısına Anadolu ile Kıbrıs’ta yapılan şenlikler

Heykelin bulunduğu 1980 yılından itibaren Ana Tanrıça Kültü konusunda bir araştırma başlatmıştım. Uzun soluklu olan bu çalışma ilkin Pygmalion Dergisi’nin 1993 yılındaki birinci sayısında yayınlanmıştı. Bu yazımın daha genişletilmiş bir şekli ise Avrupa Gazetesi’nin 28.4.1999 – 17.5.1999 tarihli sayılarında 20 gün süreyle tefrika halinde yayınlanır. Bu nedenle Ana Tanrıça Kültü hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenlerin bu yayınlara başvurmaları gerekecektir.
Anadolu’da çok uzun yıllar “Kybele” adıyla ibadet gören Ana Tanrıça kültü, Hitit, Frik, Lydia, Girit ve Grek kültlerinin etkileriyle “Efes Artemis Kültü”ne dönüşmüştü. Bu Kültün merkezi ise, dünyanın yedi harikasından biri olan Efes’teki Artemis Tapınağı (“Artemision”) idi. M.Ö VI’ıncı yüzyılın sonuyla M.Ö V’inci yüzyılın başlarında, tanrıça Efes Artemis için Efes kentinde şenlikler düzenlenirdi. Mayıs-Haziran aylarında yer alan şenliklere İran, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs’tan katılanlar olurdu. Efes’teki Artemis tapınağı ile “Smyrna” olarak bilinen antik İzmir’de yazılı belgelerin bulunmasının yanı sıra, çok sayıda İonya etkilerini taşıyan Kıbrıs heykellerinin de bulunması, Kıbrıs ile İonya arasında sıkı bağların bulunduğuna işaret etmektedir. Efes Artemis adına düzenlenen şenliklerin ilk gününde “Artemision” olarak bilinen Artemis Tapınağı yaya olarak ziyaret edilirdi. Tapınağın içinde ünlü heykeltıraş “Endoios”ın sert odundan yapılan tanrıça heykeli deniz kıyısına götürülüp yıkanır ve denizin tuzuyla beslenirdi. Bu uygulama belki de tanrıçanın denizden doğuşunun bir simgesiydi. Törenlerde çeşitli oyunlar oynanır, dans edilir, flüt ile müzik icra edilir ve atletizm yarışları yapılırdı. Tapınağı ziyaret edenler tanrıçanın heykeline giysiler sunarlar ve heykelini yağlarlardı. M.S I’inci yüzyılın sonlarına doğru (Roma Devrinde) bu heykeller mermerden de yapılmışlardır. Bunların iki tanesi Efes’te bulunurken, üçüncüsü ise Efes Prytaneion’unda (belediye binasında) bulunmuştur.

Kıbrıs’ta aynı nitelikleri taşıyan “KUKLALI (BAFLI) AFRODİT”e de Efes’teki gibi törenler düzenlendiği antik yazarlardan Strabon tarafından kaydedilmiştir. Eski Baf’taki (Kukla’daki) tapınak her yıl Nisan ile Mayıs aylarında Kıbrıs’ın değişik bölgelerinden, İran, Yunanistan ve Anadolu’dan gelen insanlar tarafından ziyaret edilir; tanrıça için “Aphrodissia” ile “Adonia” adı verilen ve üç bölümden oluşan kutlama törenleri yapılırdı. Ziyaretçiler önce şimdiki Yeni Baf’ın olduğu yerde toplanırlar, en yeni elbiselerini giyerler ve başlarına mersin dalından çelenkler takarak 7 ½ mil uzaktaki Kukla’daki Afrodit tapınağına doğru yığınlar halinde kadınlı erkekli yürüyüşe geçerlerdi. Yolda müzik eşliğinde bereket tanrıçasına “izdivaç şarkıları” (Hymns)  söylenirdi. Yolun sonuna doğru, içinde mersin ve gül ağaçları ile zambaklar olan şimdiki Yeroşibu köyünün bulunduğu yerdeki  “Afrodit’in Kutsal Bahçeleri”nden geçilerek Afrodit Tapınağı’na ulaşılırdı. Ziyaretçiler parayla bir parça tuz ve “Fallus” adıyla bilinen erkeklik uzvunun bir modelini satın alarak tanrıçaya adak olarak sunarlardı. Tuz, Afrodit’in denizden doğuşunu, ‘Fallus’ ise bereketi simgelemekteydi. Adaklardan sonra, tapınağın çevresine toplananlar dans ederler, atletizm yarışlarına katılırlar ve dinsel şarkılar söylerlerdi. Bu arada kadınlar denizde yıkanırlar, tanrıçaya mersin dalları sunarlar, buhur yakarlar ve tanrıça için erkek bir domuz kurban ederlerdi. Dördüncü günün sonundaysa “Eleochristion” denilen bir tören düzenlenir ve tanrıçayı simgeleyen tapınaktaki konik biçimli volkanik taş yağlanırdı. Antik dönem yazarlarından Tacitus ile Plinyus’un verdikleri bilgiler de, Afrodit’i betimleyen siyah-yeşil renkli konik taşın sürekli olarak temiz tutulup yağlandığı doğrultusundadır. Kutlamanın ikinci bölümü ise iki gün sürerdi. Bu günlerde bereket tanrıçasının sevgilisi Attis’in (Adonis) doğum ile ölümünü simgeleyen törenler yapılırdı. Bu kültün M.Ö VII. yüzyılda Babil ile Suriye’den Kıbrıs’a geldiği öne sürülmektedir. Kutlamanın üçüncü bölümüne ise “Aphrodissia” denilirdi ki, bu bölümde ürünün gücünü simgeleyen “Aphrodit / Urania Kültü” için törenler yapılırdı.

Ana Tanrıça kültü ve geçmişten günümüze gelen inançlar

Değişik heykelleri günümüze gelen Ana Tanrıça, kucağında tuttuğu çocuk ve küçük ay betimleriyle anneliği, şişman haliyle bereketi, yanındaki hayvanlarla vahşi doğanın koruyuculuğunu, boynundaki girland şeklindeki hilal ay bakireliğini, dolunay hamileliğini ve “Efes Artemis” heykellerinin çok göğüslü (Polimastos) olması itibarıyla da bolluk ve bereketi simgelemekteydi.
Ana Tanrıça’nın girdiği ülkelerde değişik adlar alması kişileri o denli şaşkınlığa düşürmüştür ki, antik Latin ozanlarından Caludianus bir şiirinde, Ana Tanrıça Kybele’nin adının Artemis mi? Ay mı? Hekate mi? Afrodit mi? yoksa Demeter mi? olduğunu sormaktan kendini alamamıştı. Ana Tanrıça Hititlerde “Kubaba”, Mısır’da “İsis”, Lydia’da “Kybebe”, Frikya’da “Kybele”, Sümer’de “İnanna”, Yunanistan’da “Artemis”, Suriye ve Babil kaynaklarında “Astarte”, Fenike kaynaklarında “İştar”, Efes kentinde “Efes(li) Artemis”, Kıbrıs’ta “Kuklalı (Baflı) Afrodit”, Roma’da “Venüs” ve Hıristiyanlık döneminde “Bakire Meryem Ana” adlarını alarak tapınılmıştır. Kıbrıs’ın değişik yerlerinde yapılan tapınakların özellikle Afrodit ile Astarte’ye ait olması, tanrıçaya büyük ilgi gösterildiğine işaret etmektedir. Anadolu, Suriye ve Greklerin “Ana Tanrıça” kültlerinin Kıbrıs’ta karışıp kaynaşması sonucu ayni nitelikleri taşıyan “Kuklalı Afrodit Kültü” ortaya çıkmıştır. Kuklalı Afrodit’in fahişelik niteliği Grek mitolojisindeki tanımlamalara, sevgilisi Adonis söylencesi Suriye mitolojisindeki tanımlamalara ve tanrıçaya “Fallus” (erkeklik uzvu) armağan edilmesi ise Efes kentindeki “Efes Artemis-Kybele kültü”  tanımlamalarına uymaktadır.

Geçmişten gelip Roma dönemi boyunca önemini koruyan Ana Tanrıça Kültü, Hıristiyanlığın yayılmasıyla tehlikeye düşer. Özellikle M.S 431 yılında Efes’te toplanan Hıristiyanlar, bolluk ve bereket tanrıçası Efes Artemis’ın bazı özelliklerinin İsa Peygamberin annesi “Bakire Meryem Ana”ya verilmesini kararlaştırırlar. Böylece Ana Tanrıça’nın Efes’teki tapınağı yıkılır ve yerini Hıristiyanlık alır. Bu arada, Ana Tanrıça’nın niteliklerinin bir bölümü (tanrıların anası “Theodokos” olma niteliği v.s) Meryem Ana’ya, öbür tanrıların nitelikleri ise Hıristiyan azizler ile azizelere devredilir. Çoktanrılı dinlerde kutsal sayılan sular Yunancada “kutsal su” anlamına gelen “Hagiasma” (Ayazma) adını alırken yanlarına azizlerin, azizelerin, Bakire Meryem Ana (Banaya) ve İsa’nın adları verilen kiliseler yapılır. Kadınların göğüslerini andıran çıkıntıları bulunan mağaralar ile bazı Meryem Ana kiliseleri de yakın geçmişimizde Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar tarafından kutsal sayılırdı. Bu gibi yerlere “Süt”, ya da “göğüs” anlamına gelen adlar verilmişti. Mağara ve kiliselerin tavanlarından sarkan çıkıntılar bize Efes ile Salamis’te bulunan Efes Artemis tipindeki heykellerin “Polimastos” olarak bilinen çok sayıdaki göğüslerini anımsatmaktadır. Sütü kesilen anneler, sütlerinin gelmesi için bu gibi yerleri ziyarete giderlerken beyaz elbiseler giyerler ve oralara yürüyerek varırlardı. Bu gibi yerler arasında saptayabildiklerim, Galataria (Yoğurtcular) köyünde  “Banaya Galataria Galatusa (Süt Getiren Meryem) Kilisesi”,  Alona’da “Chryssogaloussa Kilisesi”, Polemitya’da “Galaktoussa Kilisesi”, Pyrgo’da “Galoktisti Kilisesi”, Fterikoudi’de “Galaktotro Phoussa Kilisesi”, Asomados’da “Galoussa Kilisesi”, Aynagofo’da “Banaya Galaktini Mağarası”, Sadrazam köy ile Kayalar arasında  “Galusa Mağarası” ve Omodoz ile Aynikola arasındaki “Gaminurga Mağaraları”dır.

Eskiden Ana Tanrıça’nın tapınaklarına yürüyerek gitme adedi Kıbrıs’ın yakın geçmişinde Rumlar ile Türklerin inançlarına da girmiştir. Karpaz Burnu’ndaki Apostolos Andreas Kilisesi’ni ziyaret eden Türkler ile Rumlar, manastırın dışında araçlarından inip kiliseye yürüyerek ulaşırlardı. Larnakalı Türkler de, Hala Sultan’a “Dileğim olsun, Hala Sultan’a yayan gidip geleceğim” adağında bulunurlardı. Galataria (Yoğurtçular) köyünde sütü gelmeyen kadınlar ve hayvanların sütlerinin gelmesini isteyen köylüler, beyaz renkli elbise giyerek köydeki Meryem Ana kilisesini ziyaret ederlerdi. Ziyaretçiler köyün dışında araçlarından indikten sonra kiliseye yürüyerek giderlerdi.

Bu haber toplam 1687 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 165. Sayısı

Adres Kıbrıs 165. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler