1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Salâh Birsel’in Kadınları: Hallicesi, Dillicesi, Etlicesi, Sütlücesi...*
Salâh Birsel’in Kadınları: Hallicesi, Dillicesi, Etlicesi, Sütlücesi...*

Salâh Birsel’in Kadınları: Hallicesi, Dillicesi, Etlicesi, Sütlücesi...*

Salâh Birsel’in Kadınları: Hallicesi, Dillicesi, Etlicesi, Sütlücesi...*

A+A-

Emel Kaya

emel_kaya@hotmail.com


Salâh Birsel’in Şiirine Kısa Bir Giriş
İlk şiiri 1937 yılında yayımlanan Salâh Birsel, Türk Edebiyatı’nda daha çok deneme ve günlükleriyle tanınıyor. Oysa Birsel’in –toplu basımlar da dahil- 16 adet şiir kitabı yayımlanmıştır. Bunun yanı sıra, Türk Edebiyatı’nın ilk poetikası olarak değerlendirilebilecek Şiirin İlkeleri adlı kitabı, Türk şiirinin modernleşme tarihi açısından da oldukça önemli bir metindir.
Birsel’in şiirlerinde kadın temasını nasıl işlediğini iredelemeye başlamadan önce, şiirinin özelliklerine ve oluştuğu şartlara kısaca göz atmakta fayda vardır. Çünkü toplumda yer alan bir birey olarak kadının algılanışı ve metne yansımalarını, toplumsal olaylardan ve dönemin şiir algısından soyutlamak sağlıklı sonuçlar vermeyecektir.
Birsel’in şiiri, her ne kadar Garip şiiriyle ilişkilendirilmişse de, kendisi buna haklı olarak karşı çıkar. Toplumcu gerçekçi şiire yakın durmakla birlikte, hem tematik zenginliği, hem de dilsel ve biçemsel özgünlüğüyle kendine has bir şiir oluşturmayı başardığı söylenebilir. Şiirlerinde kullandığı ironi (humor) ve yerginin yanında, çevremizi saran kalabalığın ortalık türkçesinden devşirdiği sözcükler, belirli oranda argo (hırt, hırbo, angavut vb.) ile kendi ürettiği “yapay” söz ve deyişler (dön bak kaçırılmak, eğil bak sürülmek vb.)  dolayısıyla 1940 şiirinden ayrı bir yere konumlandırılmayı istemekte haklıdır.
Mehmet H. Doğan, Birsel’in şiiri için şu tespitlerde bulunur: “1940 kuşağının ortak yönsemelerine uygun olarak, şiirden ölçüyü, uyağı, duygusallığı, şairaneliği kovarken; “edebiyatsız edebiyat” yapmaya” ya da “insan, doğa, eşya ilişkilerini soyutlaştırmadan vermeye” çalışırken, o yılların yalnızca şiirinde değil, öyküsünde ve romanında da ortaya çıkan Küçük Adam’a onun günlük yaşamına, aşkına, sevincine, dertlerine ulaşır.(...) Dizginlenen duygunun yerine başka ögeler girecektir şiire: eleştiri, yergi, alay, kinaye... İşte Birsel şiirinin özgünlüğünde yatan, onun şiirinin temel direğini oluşturan ögeler de bunlardır. (...) Birsel’in şiirinin temel ögelerini oluşturan yergi, alay ve ironinin başlıca iki amaca yönelik olduğunu görüyoruz: Biri, insanları düşündürmek, gerçekçiliği yalın haliyle yakalamalarında onlara el vermek; ikincisiyse, insanlara, gülmece-güldürmece yoluyla yaşama sevinci vermektir.”
Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, bu tespitleri daha da ileri götürerek Birsel’in şiirlerinde ironiyi ve yergiyi ustaca kullanırken, kimi şiirlerinde “humor, yergi ve ironi” dozunu alabildiğine yükselterek dilde ve içerikte deneysellik ve mizahı yer yer absurd’e ulaştırdığını söyler.

Salâh Birsel Şiirindeki Temalar
Birsel’deki tematik zenginlik oldukça ilgi çekicidir: Türkiye ve İstanbul, Karagöz ve Hacivat, gençlik maceraları (ki bunların büyük çoğunluğu kadınlarla olan maceralarıdır), aşk (sevi), Tanrı ve varoluş, dünya ve insan hâlleri.

Salâh Birsel Şiirinde Kadın Teması
Kadın, Salâh Birsel’in şiirlerinde en sık kullandığı temalardandır. Şiirlerde kadınla ilgili ifadelerin çeşitliliği de dikkat çeker. Ünlü kadınların adları, sıradan kadın adları, kadınlarla ilgili deyişler, çok farklı kesimlerden kadınların şiirlere konu edildiğinin göstergesidir. Şiirlerde Güzin, (Eski) Leyla, (Kör) Melâhat, Kamer Hanım, Jale, Fatmanım, Ester, Suzan, Roza, Maryan, Beyhan, (Kadı kızı) Kadire, (Leydi) Leman, Şamram Hanım, Karmen, (Tombilik) Suzan, (Faş Faş) Ayşe gibi kadın adlarının yanı sıra; Marlen, Greta Garbo, Ginger Rogers, Barbara Stanwyck, Ava (Gardner), Hedy Lamarr, Sophia Loren, Catherine Deneuve, Susan Hayworth, Ester Williams, Marilyn (Monreo), Veronica Lake, Liz Taylor gibi meşhur kadınların adları da anılmaktadır.
“Karıcığım, sevgili, kaynana, dul, karı, kız, baldız, bayan(lar), kraliçe, kadın, ana, kızkardeş, abla, anne, gelin, hanendeler, kantocular, eltiler, rahibeler” gibi kadınlarla ilgili sözcüklerin şiirlerde sıkça kullanıldığını gözlemleriz.
“Hacivat’ın karısı, kasabın karısı, kasabın kızı, kasabın baldızı, bayan doktorlar, cılızlar, sıkma belliler, giyimiyle açık saçık,  genç kızlar, ateşli dullar, sarışın, karaşin, hallice, dillice, etlice, sütlüce, esmerler, oynaş, kızcağız, tozkoparan kızları, bikini mayolular, kızkurusu bayancıklar, civelek, yavuklu, gelinlik kızlar, bar-kızları, dost, fesleğen kızlar, körpe, gacolar, mamalar, yosma” şeklindeki ifadeler ise, bize Birsel’in şiirlerinde kadının nasıl bir konumlandırma ile yer aldığının ipuçlarını verecektir.
Birsel’in şiirlerindeki kadınlarla ilgili genel olarak şunları söyleyebiliriz:
1. Pragmatiktirler; aşk da dahil olmak üzere, herşeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilirler.
2. Erotiktirler; kadınsılıktan, dişilikten ödün vermeyen; dişiliğini, erotizmini kaybettiğinde tercih edilirliğini de kaybeden tiplerdir. Genç, tutkulu, neşeli ve ateşlidirler.
3. Kıymetbilmezdirler. Kendileri fedakârlık yapmadığı gibi, onlar için yapılan fedakârlıkları da umursamazlar.
4. Nezaketin ve zarafetin timsali, medeniyetin ölçüsüdürler. Erkeklerin onlara davranış biçimi ve onların yanındayken takındıkları tavır, erkeklerin ne kadar medeni olduğunun göstergesidir.
II. Dünya Savaşı’nın yarattığı krizin kültürel yansımaları, varoluşçuluk gibi felsefi akımların şiiri etkilemesi, Türkiye’nin yaşadığı kentlileşme ve modernleşme süreciyle belirginleşen entellektüel, bireyselleşmiş küçük burjuva tabaka ve bu tabakadaki insanlar -özellikle de kendini hızla metalaştıran veya metalaşmaya direnmeyip uyum sağlayan kadınlar- Birsel’in şiirlerinde, ironik dilinin hedefi haline gelir. Hacivat ve Hacivat’ın karısı Kamer Hanım, değişmekte olanın içinden bazı değerlerin direnmesi gerektiğini sezdirir. Hacivat, yitirilen değerleri temsil eder. Hacivat’ın Karısı şiirinde yeni burjuva hayatındaki kadının kaybedilen değerlerin yerine neleri koymakta olduğu ironik bir biçimde anlatılır: “HACİVAT’ın karısı/ İncecikten yeldirmeli/ Göz kaş oynatmalı/ Gerdan kırmalı/ Belden sarmalı // Gülmeli güldürmeli // Rakı süzmeli/ Âşık üzmeli/ Şiir düzmeli // HACİVAT’ın karısı/ Beyoğlu’nda gezmeli”
“Güzin ve Erkekler” dizisi şiirleri ise Birsel’in kadınlara bakışının başka bir boyutunu verir. Salâh Birsel, herşeyin, eşyanın, yiyecek ve içeceğin birinci kalitede olanlarının, bu koca şehrin belli semtlerinde toplandığının, en ışıklı giyim eşyası vitrinler ile beraber en alımlı kadınların da bu semtlerde olduğunun farkındadır. Hilton Otelinin Teras lokantası, Şadırvan, Karagöz Bar ziyaretçilerinin, kendisinin ve Hacivat’ın dünyasının ne kadar dışında kaldığının farkındadır. Şaire, Çileli Hacivat’ın hayatını bırakarak herşey o tarafa doğru akıp gider : “Ben Güzin’i düşünürken/ Güzin’in de düşündükleri vardı/ İnce inceydi parmakları/ Minnacık bir yüzü vardı // Güzin’in aklında/ Atlar arabalar/ Daha başka erkekler/ Başka hayatlar vardı.” (Güzin’in Gençlik Yılları şiirinden)
Güzin’in temsil ettiği kadınlar, bu ışıltılı hayatı tercih eden, lükse düşkün, aşkı ve fedakârlığı umursamayan, belki ancak yaşlanıp yalnız kalınca kıymet bilecek tiplerdir. Bu kıymet bilişin, derin bir duyarlılık veya farkındalıktan değil, yaşlandıkça ilgi odağı olmaktan mahrum kalıştan, bir mecburiyetten kaynaklanıyor olmasına yapılan vurgu, kadının doğasındaki yanar sönerliği imlemeyi amaçlar. Elbette burada erkeklerin genç ve güzel olana zaafiyeti de dikkatten kaçmamalıdır: “Koltuğuna gömülür de Güzin/ Derdi ki ihtiyarlıktır önüm/ Beni yalnız bırakacaklar ah/ Yakında bütün âşıklarım // Kızım sen bilmezsin/ Dillere destandım ben eskiden/ Benim gönlümü saran çılgınlıklardı/ Erkeklerin gönlünü saran ben // (...) // Ama şimdi şu koltukta/ Bir isteksizliktir bitiren içimi/ Saçlarımı şöyle kaldırıyorum ya/ Kaldırmasam da olur hani // Nasıl değişti erkeklerin hâli/ Anlayamadım kızım/ Artık Salâh Birsel bile geçmez/ Penceremden sanırım.” (Güzin’in Sonraki Yılları şiirinden)
“Ölümden Önce” şiirinde, gençlik yılları boyunca arzulanan bir kadın olmaya alışmış Güzin’in ölüm döşeğinde bile bu arzuyu sayıklıyor olması, kadının beğenilme dürtüsünün geliştirdiği son bir pişmanlık hamlesini gösterir: “Şimdi ben bu yatakta ölüyorum ya/ Bir başka yatakta da ölüyordur Salâh Birsel/ Bütün hayatımda kovalamıştı beni/ Bu kez de ardımı bırakmaz elbet // Aklımda sıralıyorum da olup bitenleri/ Üzülüyorum şu ara/ Kimse yapmamıştır bir başkasına/ Benim ona yaptıklarımı ah //(...)// Ah şu anda şu anda/ Duramıyorum yerimde/ Salâh Birsel’i düşünüyor da/ Ölemiyorum.”
Böylece Birsel, gençliğinde kendini küçük hesaplara, lükse, paraya ve günlük aşklara feda eden çıkarcı ve kıymetbilmez kadınları mahkum eder.   
Sosyalist bir dünya görüşüne sahip olan Birsel, insani değerleri ayaklar altına alan, erdemli olanın itibarını yerle bir eden, empoze edilmiş sistem kaşısında yaşanan anomiyi şiirlerinde olabildiğince eleştirir. Kadınlar bu erdemsizliğin tetikleyicisi durumundadır:
“Kırk kadın sofrada çoğu İngilizceli/ (...) Yahyalarda var sarılmak yeni sevdalara/ Atlamak 400 engellide yalnızlıklardan/ Rüya görmek nanelerle Latinceli/ Bir kadın Kilis’li otuz dokuzu Yahyalarla” (Yahyaname şiirinden)
“Kimimiz istif istif olup sinemada oturmaya bayılıyor/ Kimimiz evde karısıyla yatıyor/ (...) Nedir o genelevlerin hali/ Erkekler dostlarını bıçaklamaktan baş kaldıramıyor/ (...) Her dakika birbirimizle boğazlaştığımız olur/ Kişi kişinin arkasında/ Kurt kurdun/ Kadın kocasını aldatıyor” (Dünya İşleri şiirinden)

“Leyla”lı şiirler, bu hummalı modern çağda yaşanan aşkların sahteliğini, geçiciliğini eleştirir. Sahtelik Leyla ile başlar. Leyla aynı yerdeyse de, artık aynı değildir; o Leyla eskimiştir: “Bir bakışta çoktan beri ölünmüyor/ Leyla elbet yine Kordon’da/ Nah işte uzun kaşıklarda adı/ Biraz sevinç biraz yalel/ Bütün acılar bana ayna // (..) // Bir yüreğimi kopardım üç turunç/ Eski Leyla onların içinde.” (Eski Leyla şiirinden)

Çapkınlık maceralarını da şiirlerinde konu edinen Birsel, ilk gençlik yıllarının çapkınlıklarını daha masum, saf ve çocuksu bir havada anlatır: “Bu mahalle babamındır/ Burada sevdim ilk kızı/ İlk kahveye gittim// Burada yaşadım gelinlik kızlarla/ Kadınların eteklerinden çektim/ Burada girdim düşlere/ Burada rezil oldum.” (Dünya İşleri şiirinden);
“Sokak! Sendeki kız için döğüştüm delikanlılarla/ Sendeki kız için dayak yedim/ Uykusuz kaldım” (Soğukkuyu Tramvay Caddesi şiirinden). “İlkin bir sarışın açtı pencereyi/ Sonra bir hallicesi bir dillicesi/ Daha sonra güldü kaçtı/ Kadınların en incesi/ Derken sıra esmere geldi/ Bir etlicesi bir sütlücesi” (Pencerede Kadınlar şiirinden). Meydandan Geçen Kızlar şiiri ise, kendi anlatımıyla, 1939 yazında, Alsancak’ta Kordonboyu’nda volta atarken yanından geçen kızların birden başlarını çevirip kendisine “ciğerbeğendi” bakışlar fırlatmalarının etkisiyle yazılmış bir gençlik şiiridir. Şiir, erotik çağrışımlara açıksa da kızlar, sadece uzaktan uzağa bir arzunun nesnesi durumundadırlar: “Beşi onu bir gelirdi kızların/ Vücutlar dimdik saçlar darmadağın/ Dağılmasını beklemezlerdi kalabalığın/ Allık pudra düzgün hem de bir yığın/ Beşi onu bir gelirdi kızların // Ayrı bir tavırla geçerlerdi önünden karpuzların/ Koşarak durarak gülerek/ Kimi zaman atak kimi zaman ürkek/ Akıllarında tek düşünce erkek/ Beşi onu bir gelirdi kızların”
Ancak yaş ilerledikçe yaşanan çapkınlık maceralarının masumiyeti kaybolur. İlerleyen yaşla birlikte şehvet ön plana çıkar. Arzulanan kadınların kimi özellikleri göze çarpmaya başlar: hafif meşrep, güzel, alımlı, bakımlı, ateşli, neşeli ve ayartıcı: “Uzun etme gel hadi/ Şiirlerimi okurum sana/ Ben kanatlanıp uçarken/ Sen sutyeninle oynarsın”(Sen ve Ben şiirinden), “Uykusuzluk gülüydüm/ Kentin seslerine tırmandım/ Ey şaşılar şaşıraklar/ Ay ışıksız kızlarla yaşamadım” (Işıksız Günler şiirinden), “Kızlara yanaşmam harala gürele/ Yanlarındaysa hafiften titrerim/ Kaşı gözü solmuş tazelerle de/ Sokaklarda gezinmem”(Bâki Gibi şiirinden), “Asık suratlara değil/ Anaç kikiriklere bayılırım/ İçim ahu gözlüdür/ Her şeye aynadan bakarım”(Yaşama Sevinci şiirinden)
Diğer taraftan, “Topuklular Vığ Etti” şiiri, kadının fendinin erkeği nasıl yendiğinin ironik anlatımlarını içerir. Bu şiirde kadının topuklu (ayakkabılar), vidalar, tüfeklerle sembolize edilmesi ve saldırıya geçen taraf olması, erkeğin savunmada kalarak yenilgiyi daha baştan kabullendiğini gösterir: “Güzellerden feryadımız vardır/ Bin naz ile gelene aşkolsun/ Aldırmadılar tüfek serptiler/ Dümdüz olduk düzde kaldık // Bağrımız ezik dedik kimse tınmadı/ Vidalı kadınlar vitvit geçti/ Bir kadın uzaklaştı tort mort/ Şişmanırak bir başkası fışırdadı// Topuklular uçtu eni-konu/Fel fel baktılar vığladılar/ Tiriti çıkmışlar bizi şaşırttı/ Kalbimizi toplu tuttuksa da // Dünya halkı toplandı taştı/ Çok sexy bir gökyüzü/ Belimizi bükük etti/ Dili kırık âşıklar kol dolaştı.”    
44 yaşında evlenen ve bir röportajında evlilikten ürktüğünü söyleyen Birsel’in evli ve dul kadınlarla ilgili şiirleri de irdelenmelidir. “Bekârlar” şiirindeki şikâyetine kulak verelim önce: “Yatağınızda yatarken siz rahat/ Bilin ki bekârlar üşümektedir/ Geçip de sokaktan üçer beşer/ Sümsük sümsük yürümekte,/ Titremektedir../Bekârlar kirli gömlek giymekte/ Bekârlar çürümektedir.” 

Bu şikâyetin samimiyetine inanabiliriz elbette, ancak evli kadınlarla ilgili yazdığı şiirlerden şunu da anlamamızı bekler: Kadınlar, evlendikleri zaman değişmekte, o alımlı, çekici, güzel, erotik, arzulanan kadın, başka birşeye dönüşmektedir. Bu nedenledir ki, erkekler, bekârlığın sefaletini çekmeye devam ederler. Bulut Geçti şiiri, bu konuda önemli bir örnektir. Bu şiirin “Evlenmeyi kötülediği, genç kızları ere varmaktan, evli olmaktan şiddetle tiksindirdikten başka, onları sadece eğlence ve nefis köreltme vasıtası olarak tanıdığı, oynaşlığa, sürtüklüğe heveslendirdiği” suçlamaları ile mahkemelik olan şair, ancak iki yıl sonra on üçüncü duruşmada beraat eder: “Sen şimdi kocanın evinde oturursun/ Ve saçların artık eskisi gibi değil/ Geceleri yemekten sonra/ Çorap söküğü dikersin/ Belki de ellerin soğan kokar // Senin kocan bir suratı çirkin adam/ Ağzı açık uyur/ Ve senin vücudun bozulur doğurdukça”

Burada Tahir Alangu’nun anlattığı bir anıyı aktarmakta fayda var: “Geçen yıllardan bir gün Tünel’e doğru yürüyorduk. Üç şair, bir hikâyeci. Aramızda Salâh da vardı. Mağaza vitrinlerinde endam gösteren giyimli mankenlerin güzelliğine hepimiz hayran kalmıştık. İçimizden biri (Buna şimdilik Salâh diyelim, hiç olmazsa bekârdı): “...Mamafih kadın olarak bunları bile alıp eve götürdüğümüz taktirde, bu dilsiz güzelliklerin kapkara bir cadalozluğa dönüştüklerini göreceksiniz. Kadın evde tabiî hayatını yaşarken, makyajlı ve giyimli olarak takındığı çehreden tamamile farklı ve na’let, mendebur bir hal alır.” dedi. Cılız ve bezgin bir ses arkadan ekledi: “Ah, evdeki kadınlar!”. Bir başkası: “En güzel kadınlar şüphesiz dışarıda uzaktan gördüklerimizdir.” 

Ağustos Mehtabı şiiri, evlilik hayatında hem erkeğin hem de kadının neye dönüştüklerini çok açık ve ironik bir dille anlatır: “Erkekler çıkmaz kahveden/ Cigara üstüne cigara/ Tavernayı düşünür tavla başında // (...) // Kadınları topluluklarda/ Süzerler çekinmeden/ Göz kırparlar umutsuzca // Kadınlar cigarayı evde içer/ Şarkı söyler sessizce/ Kedileri köpekleri okşar // Bir başına kaldıklarında/ Söylenirler kendi kendilerine/ Ev danası vazoları kırarlar/ Kapıyı açmazlar geç gelen kocalara/ Gardiyan kesilirler/ Huysuzlara zıpçıktılara// (...)  // Boyanmaya da düşkündürler/ Dudaklar horoz ibiği/ Saçlar limon sarısı// Yüzük parmaklarını gösterirler/ Uzaktan bakan erkeklere/ Vapurda otobüste (...)”

Bu şiirde, erkeklerin evlendikten sonra dışa dönük, kadınların ise içe dönük yaşamaya başlamaları dikkat çekicidir. Birsel, kadının evlilik hayatında takındığı bu içe dönük tavır üzerinden, erkeğin güzeli arzulayan doğasına gizliden ve ironik bir vurgu yapmayı ihmal etmez.

Salâh Birsel’in şiirlerinde dulların da ayrı bir yeri vardır. “Dul”dan kastı evlenip boşanmış “kadınlar”dır; şiirlerinde dul sözcüğünü erkekler için kullandığı bir örneğe rastlamadığımızı belirtelim. Dulları, toplumun algısıyla yansıtır, aşırılıklarını vurgular; giyimleri açık saçıktır, ateşli ve fıkırdaktırlar. Niyeti dulların bu aşkın halleri üzerinden okuyucuyu biraz gülümsetmek, eğlendirmektir: “Dullar en açık entarilerini giysin” (Alleben şiirinden), “Genç kızlar, ateşli dullar uyuyamıyanlar/ Darmadağın görürler ışıkta eşyayı” (Güneş ve Kertenkele şiirinden), “İstiklal Caddesinde dullar/ Cımbızlarıyla dolaşır/ Baldırnan eksik eteknen/ Fıkırdaktır da fıkırdaktır”.
Birsel’in şiirlerinde kadınlar, erkeğin yansıdığı bir aynadır: “Erkeklerin özel dünyasını/ Kızların gözlerinde okurum”(Okurlar şiirinden). Aynı zamanda kadınlar, nezaketin ve zarafetin timsali, medeniyetin ölçüsüdürler. Erkeklerin onlara davranış biçimi ve onların yanındayken takındıkları tavır, erkeklerin ne kadar medeni olduğunun göstergesidir:“(...) Paragöz ve kadıngözdü/ Kızlarla çançan ederken/ Önceden hesaba aldığı/ Fırınlanmış kahkahalar atardı (...)”(Bir Lafazan şiirinden); “Kimseden çekinmez pısmaz/ Balgam söktüren bir bitkidir/ Karısını her akşam döver/ Bir ayıpençesi ciğerleri sökülmez”(Ayıpençesi şiirinden). Her iki alıntıda da Birsel, erkeklerin zaafiyet ve kabalıklarını kadınlar üzerinden göstererek yerginin gücünü artırır.
Kimi sözde aydınları, kızlara davranışları üzerinden yargılar; yaşlandıkça genç kızlara meyleden şairleri ironi dozu yüksek dizelerle eleştirir: “Onlar tutucu ve kırlağan/ Toy kızları kovalamaya bayılırlar/ Aydınların arasını çomaklar/ Ozanlara gerici damgası vururlar” (Uykubazlar şiirinden); “Pörsüdüm çöktüm a gidiler/ Besili ve şişmanırak ecel kapıda/ Kimse beni ayıplamasın/ Kimse ferman ferma etmesin // Artık eski ozanlar gibi ben de / Yüzü gözü açılmış şiirler yazacağım/ Sokaktan geçen fesleğen kızlara/ Parmak kaldıracağım// (...) // Kuytuda körpeleri soymalı/ Etekleri kaldırmalıyım/ Sümbülzade gibi çekinmeden/ Bacağa bacak katmalıyım” (Korna Öttü şiirinden)
Birsel’in şiirinde “anne” de bir motif olarak kullanılır. Anneyle ilgili dizeler ya yalnızlıklar içinde şefkat beklentisi ve sığınma isteği ile belirir: “Ben annemin sıcağıyla geldim dünyaya/ Üşüyerek titreyerek gideceğim” (Kihkihname şiirinden); ya da ikiyüzlülüğün ve acının karşısında onurlu duruşun simgesi olarak karşımıza çıkar:  “Ben sağcı gevzeleri tutmam/ Solcu höngürtücüleri de/ Analarının yanında sessiz durur/ Usuna tez aydınlar” (Gulugulu şiirinden); “İnsanlar göç ediyordu/ Göç ediyordu kuş dere/ Bakacak yüzü yoktu anaların/ Bebelere” (Dünyayı Saran Melankoliya şiirinden)

Sonuç
Sonuç olarak, kadın temasını şiirlerinde çok zengin bir biçimde, kendine has dili ve biçemiyle işleyen Salâh Birsel’in şiirlerinin birkaç sayfa içerisinde incelenebilmesinin zorluğu aşikârdır. Burada yapılan tespitler ve şiirlerinden alıntılar, okuyucuya genel bir fikir verebilmeyi amaçlamaktadır. 
Birsel, kendi şiiri için şunları söyler: “Gülmece-güldürmece, yani alaysama, yani gizli alay benim yapımdadır. Şiirlerimi okumuş olanlar bilir ki, onların temelinde de saraka ve de araka vardır. Ben aşk şiirlerimi bile gülmece güldürmece süzgecinden geçirerek yazmışımdır. Bu yanımdan çok memnunum. Çünkü dünyada da her yaratık, her varlık, her olay gülmece güldürmece ambalajları içinden çıkar.”
Toplumcu gerçekçi çizgide yazdığı şiirlerinde kadını her yerde bulabilmek mümkündür. Kadın temasının da her boyutuyla ele alınışında insanı gülümseten, düşündüren ironi -zaman zaman dozunu artırarak- şiirlere eşlik eder. Şiirlerde, kadının genelde topluma, özelde erkek cinsine farkında olarak veya olmayarak ince bir ayar verdiği hissedilir. İster “cadaloz, mendebur, kaşı gözü solmuş”, ister “güzel, ateşli, anaç kikirik” olsun Birsel’in şiirlerinde kadınlar, ironi alanını genişleten, çift anlamlılık içinde yanıp sönen, göz kırpan, ayartıcı, güçlü bir damarı temsil ederler.
 

KAYNAKLAR
Alangu, Tahir; “Salâh Birsel’in Odası”, Yenilik Dergisi, Sayı:38, Şubat 1956.
Birsel, Salâh; Şiirin İlkeleri, Adam Yay., Ocak 2001.
__________; Nardenk, Adam Yay., Mart 1998.
__________; Baş ve Ayak, Adam Yay., Mart 1997.
__________; Sevdim Seni Ey İnsan, Adam Yay., Eylül 1997.
__________; Çarleston, Adam Yay., Mart 1996.
__________; Yaşama Sevinci, Adam Yay., Kasım 1995.
__________; İnce Donanma; Korsan Yay., 1995.
__________; Köçekçeler (Bütün Şiirleri), Adam Yay., 2002.
Çolak, Veysel; “Kuşbakışı Salâh Birsel ve kendini güncelleyen bir şiir: ‘Bulut Geçti’”, Özgür Edebiyat, Sayı:40, Temmuz-Ağustos 2013, s.87-93.
Korkmaz, Ramazan; Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı 1839-2000, Grafiker Yayınları, 2011.
Uyguner, Muzaffer; Salâh Birsel, -Yaşamı, şiirleri, günlükleri, romanı, denemeleri, tarihleri ve yapıtlarından seçmeler-, Altın Kitaplar Yay., İstanbul, 1991.

* Yazı, Türkiye’de “Kırşun Kalem” adlı edebiyat dergisinde yayımlanmıştır.

Bu haber toplam 2239 defa okunmuştur
Gaile 296. Sayısı

Gaile 296. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler