1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. RÜYA REŞAT’I SEVDİKLERİ ANLATTI; GÜLLERİN RESSAMI
RÜYA REŞAT’I SEVDİKLERİ ANLATTI; GÜLLERİN RESSAMI

RÜYA REŞAT’I SEVDİKLERİ ANLATTI; GÜLLERİN RESSAMI

Stella Aciman: Kendine özgü bir tarzla, gül motiflerinin arasına kendi portrelerini yerleştirdiği resimlerini görünce ona neden “ Güllerin Ressamı’ dendiğini anladım.

A+A-

 

 

Stella Aciman

 

“ Benim sanatım kendi özümdür…” Ne kadar derin anlamlı bir söz… Bu sözün sahibini ben hiç tanımadım ama sanatını tanıdım, ruhunu kattığı resimlerinin arasında, her bir objede parmak izlerinin olduğu atölyesinde dolandım… “Gülleri tuvale, adeta bir nakış gibi işleyen o elleri çalışırken izlemek isterdim” diye düşündüm. Kendine özgü bir tarzla, gül motiflerinin arasına kendi portrelerini yerleştirdiği resimlerini görünce ona neden “ Güllerin Ressamı’ dendiğini anladım.

 

BİR KIBRIS EVİ

 

Lefkoşa’nın göbeğinde; Hasane Ilgaz sokakta sarı taştan yapılmış eski bir Kıbrıs Evi… Daha dış kapıdan içeri girmeden sizi karşılayan bir sıcaklık içinizi ısıtıyor. İçeri adımınızı attığınız anda duvarları resimlerle donatılmış bir evle karşılaşıyorsunuz. Bu ev; KKTC’nin vaktinden önce kaybettiği, değerli ressam-grafik sanatçısı Rüya Reşat’ın çalışmalarını yaptığı, öğrencilerini yetiştirdiği atölyesi…  Rüya Reşat aile yadigârı olan bu evi 2005 yılında, 25 yılını geçirdiği Paris dönüşünde kendi sanat anlayışına ve zevkine göre dekore etmiş. Şimdilerde bu evde gözle görülür bir hareketlilik yaşanıyor. Ablası Hülya Reşat başta olmak üzere; Rüya Reşat’ın tüm öğrencilerinin katılımıyla bu ev Rüya Reşat Kültür ve Sanat Evi haline dönüştürüldü. Bu anlamlı ev Rüya Reşat’ın doğum günü olan 19 Haziran’da kapılarını, sanatı ve Rüya Reşat’ı sevenlere, resimlerini özleyenlere açıyor.

Abla Hülya Reşat; gözlerinde saklayamadığı kız kardeşinin özlemiyle “Rüya’nın misyonunu ve vizyonunu devam ettirmeye çalışacağım” diyor ve devam ediyor. “Rüya Kıbrıs’ın doğasına aşıktı ve yolculuklar yaparak yenilikleri yakalardı. Bu yüzden Paris-Lefkoşa-Paris üçgeninde kaldı daima.”

 

ULUSLARARASI BEĞENİ

 

Ahmet Tolgay’la yaptığı bir söyleşide “benim kendi dünyam derin özelimdir. Medyaya açılarak bunu anlatabilmem olanaksızdır” diyordu. Ahmet Tolgay aynı yazıda şöyle anlatıyordu Rüya Reşat’ı… “O, kendi dünyası içinde reklamdan uzak yaşamaya özen gösterse  de, ürünlerinin ve sanatının ışıltılı cazibesine kapılan sanatseverler onu bulmakta asla zorlanmıyorlardı. 2009 Mayıs’ında Fransa Büyükelçisi M.Nicolas Galey ve eşi Camelia’nın himayelerinde, Güney’deki Fransız Büyükelçiliği konutunun muhteşem bahçesinde açtığı sergiye diplomatların ve sanatseverlerin nasıl akın ettiğine yakından tanık olmuştum.”

Hülya Reşat “Rüya, sergilerini genellikle yurtdışında açardı” diyor. “ Neden?” sorusunu ise, “Ona önerilen ve sunulan olanaklar nedeniyle kendini oralarda daha iyi gösterebiliyordu. Bir de sanatı takdir etme, sanata para ödeme anlayışı bizde ve yabancılarda çok farklı diyordu” diye cevaplıyor.

Sanatçı kimliğini Ahmet Tolgay’a şöyle anlatmış Rüya Reşat… “Ben çok özgür ve özgünüm. Stilim bana benzeyendir. Özümden kaynaklanır. Yeniyi bulmaya çalışmak benim biçimim. Zaten sanatta bitmez tükenmez bir gözlem, keşfetme, anlama ve aktarmaya çalışma söz konusudur. Düşünce ve duygulanışlarla sürekli gelişim ve oluşum içinde yeni görme biçimlerini gün ışığına çıkarmak vardır. Buluşlar, aslında yeni teorilerdir.”

 

“DOĞALLIK O’NUN İÇİN HER ŞEY”

 

Rüya Reşat’ın tablolarındaki doğallığı bazen bir kelebek olarak, bazen çocukluğundan belleğinde yer etmiş bir yusufçuk olarak görebilirsiniz. Yansımalar…

Hülya Reşat kız kardeşinin doğa tutkusunu “ doğallık onun için her şeydi. Doğadan doğallıktan çıkıldığında gerçeklerden uzaklaşacağına inanırdı” diye anlatıyor ve gözlerine yerleşen özlemle ekliyor “doğayı dinlemeyi ve saatlerce seyretmeyi çok severdi”.

1986 yılında KKTC güzeli de seçilen Rüya Reşat, 1982 yılında Fransa’ya gider. Bir yıllık dil eğitiminden sonra girdiği Dekoratif Sanatlar Okulu’nu birincilikle bitirerek “plastik sanatlar temel eğitim” sertifikasını alır. Grafik tasarım dalında uzmanlaşmak isteyen Rüya, Mimar Sinan Üniversitesi’nin üçüncü sınıfına yatay geçiş yapar. Mezuniyet sonrası yine Paris’ e döner ve ‘Ecole Nationale Superieue Des Arts Decoratifs’ e kabul edilir. Her yıl 2000 başvurudan sadece 78 yeteneği kabul eden bu okuldan, görsel iletişim ve reklamcılık dalında uzmanlaşmış bir Rüya çıkar. Ve ardından Sorbonne Üniversitesi… Seminerler, araştırmalar, sergiler; yoğun çalışmalarla geçen kısa bir yaşam…

Rüya Reşat Atölyesi Yansımalar Grubundan Gülen Tandoğdu anlatıyor…

Sonsuzluğa doğru yol alırken gönüllerimizde ne kadar güzel bir köşk kurduğunun acaba farkında mıydı? Tüm sevenleri onun arkasından ağız birliği etmişçesine ondan bir ışık, bir ışıltı olarak söz ederler. Oysa böyle düşünen sadece ben olduğumu zannediyordum. Demek ki bu tesadüfî bir şey değilmiş. O gerçekten bize gönderilen bir melek, bir peri, çok güzel bir varlık...

 

ENERJİ AŞILAMAK

 

Benim resim serüvenim de Fransa’da başladı. Yıllar sonra yollarımız kesiştiğinde çalışmalarım ve yeni arayışlarım onunla coşkulandı, yeniden hayat buldu. Işıltısı önce ruhuma daha sonra da resimlerime yansıdı. Onunla çalışırken bana hiç müdahale etmez, eleştirmez, coşkuyla; “İçimdekileri yansıtıyorsun Gülencim” der adeta etrafımda dans eder gibi dönerdi. En verimli çalışmalarımı onunla verdim. Kısıtlı zamanım, Rüya’nın bana kattığı enerji sayesinde benim çok sayıda eser meydana getirmeme engel olamadı. Çoğu zaman saatlerce konuşur; geleceğe yönelik projeler üzerinde planlar yapardık. Atölyesini elit bir sanat evi yapmak en büyük hedefiydi. Bunu beraberce yapmak, resmin yanında birçok obje tasarlayıp markalaştırmak en büyük emelimizdi. Çoğu zaman da bana sitem edip iş kadınlığını bırakıp, sanata daha çok vakit ayırmamı isterdi. Ortak tabiat tutkumuz bizi doğada bulduğumuz herhangi bir şeyi saatlerce incelememize ve onun hakkında doyulmaz bir sohbete dalmamıza neden olabilirdi.  

 

KALİTELİ YAŞAM

 

Kaliteli yaşamaktı yaşam felsefesi. Kaliteli bir bardak şarap, kahve, küçük bir çikolata, çok değil belki bir tadımlık yemek ama her zaman ve mutlaka sevdiği insanlarla paylaşmak  

Bir başka öğrencisi… Çiğdem Çiçek; Rüya Reşat ile yaşadığı bir anısını anlatıyor. “Hocama ara sıra tanımadığı gizli bir hayranından çiçekler gelirdi. Hâlâ kulaklarımdan gitmeyen huzurlu ve yumuşak bir kahkahası vardı. “Çiğdem’ciğim, benim bu çiçeği kabul etmem bu kişiyi mutlu ediyorsa bana ne zararı olur ki, varsın mutlu olsun. İnsanların duygularına hoşgörülü olmalıyız değil mi?” derdi ve o yumuşak kahkahasını atar resim çizimimize dönerdik. Böyle bir olay karşısında başkalarının daha farklı tepkiler vereceğine eminim. Kimisi bağırır, kimi ise çiçeği iade ederdi diye düşünüyorum. Rüya hocam ise herkese, kişilerin konumuna bakmaksızın değer verirdi. İnsanı insan olduğu için kabul ederdi, arkasında hiçbir kötü niyet aramazdı. Çünkü o kötü niyetin ne olduğunu bilmeyen, öğrenemeyen, öğrenmeye hiç niyeti olmayan biriydi.

 

“YAKIŞTI MI?”

 

Yansımalardan Nermin Anıl’ın anlatımıyla Rüya Hocası…

“Yüreğinin götürdüğü yere git demiştin bana ama eminim senin yüreğin görünmezler diyarına gitmeyi hiç istemedi. Rüya gibiydin, ışıktın… Hep parıltılıydın. Alımlı, edalı, cıvıl cıvıl… Gözün, bedenin ve yüreğinle konuşandın. Güzelliktin ve iyiliktin. Sevgili Rüya bu nasıl gidiş; sessiz sedasız, veda etmeden. Ne var bırakıp gidecek, erken değil miydi? Yakıştı mı bir sanatçıya yarım bırakıp gitmek? Ama bil ki bazı gidişler, sadece iyiye, daha güzele göçtür. Sen de iz bırakıp gidenlerdensin. Dillerimizde bir masal, yüreklerimizde sıcacık bir sevgi, gözlerimizde silinmeyen bir hayalsin sen… Rüya.”

 

Rüya Reşat Kültür ve Sanat Evi

Hasene Ilgaz Sok. (Maliye Binası Karşısı) No. 25 Lefkoşa

 

 

  

 

 

 

 

Bu haber toplam 613 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler