1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. RÜSTEM KİTAPEVİ
RÜSTEM KİTAPEVİ

RÜSTEM KİTAPEVİ

Stella Aciman: Bir tarih, bir değer, bir gelenek ve geleneği yenileyerek sürdürmeye çalışan Ali Besim Rüstem…

A+A-

 

 

Bir tarih, bir değer, bir gelenek ve geleneği yenileyerek sürdürmeye çalışan Ali Besim Rüstem…

 

 

 

Stella Aciman

 

102 yaşında heybetli bir bina… Zamana meydan okurcasına dimdik duruyor. RÜSTEM KİTAPEVİ… Geçmişinde içinde barındırdığı ailenin acı, tatlı nice anılarının yaşandığı ev, 1937 yılında Kıbrıs’ın ilk kitapçısı olarak kapılarını açmış. O gün bu gündür; eskinin yaşanmışlığını gerek tabandaki çinilerde gerekse tavandaki ahşap kirişlerde görüyorsunuz. Geçmişe bağlılık, saygı bu demek işte… Bu görüntüyü tamamlayan diğer görüntü ise çoğu zamana yenilmiş, sararmış KİTAPLAR! Onlar da yaşantılarını yıllardır o ahşap raflarda sürdürüyor, üzerlerine iz bırakmış yüzlerce parmak izini taşıyorlar… Küçük avluya, Surlariçi’nin yıkık evlerinden birinin görüntüsü arasına serpiştirilmiş masa ve sandalyelerde kahve içen, kitap karıştıran, bilgisayarında çalışan insanlar güzel bir tezat kazandırıyor mekana. İkinci kattaki restoranda ise eskinin naif kokusunu hissediyorsunuz. Ahşap masaları süsleyen renkli, kareli dokuma örtüleri görünce ‘buraya bir kadın eli değmiş’ diye düşünüyorum. Bu elin; mekanın yemeklerini de yapan Akile Gamze Rüstem’e ait olduğunu öğreniyorum. Hele masaya eşlik eden hasır sandalyeler…’Ne kadar Kıbrıs, ne kadar geçmiş ve ne kadar gelecek’ diye düşündürüyor insanı. Ve yine rafları süsleyen kitaplar…  kitaplar! Tüm bunları yaratan, geçmişine bağlılığını sürdüren, Surlariçi’nin geleceğinden umutla söz eden bir genç insan! Ali Besim Rüstem…

 

ESKİ MODERN LEFKOŞA

 

Kitap merakınız ne zaman başladı?

Ben kitapların içine doğdum. Babam burayı 1937 yılında kurdu. Kıbrıs’ın ilk kitapçısı. Bütün çocukluğum bu dükkanda geçti.

 

Neler hatırlarsınız o zamanlardan?

Lefkoşa’nın eski hali çok başkaydı tabii… Surlariçi daha derli topluydu; yerli halkın, çarşının merkeziydi. Cumartesi günleri, özellikle köylerden bütün otobüsler buraya gelir millet alışveriş yapardı. O dönemde herkes kravatlı, takım elbiseliydi. Daha modern bir hali vardı sanki şehrin.

 

Daha mı çok okurdu insanlar?

Daha çok okumazdı. Ama şimdiye göre daha fazla saygıları vardı en azından okuyan insanlara ve böyle bir yere. Tabii şimdi nüfus da arttı. Dolayısıyla o güne göre okuma oranı arttı. Ama yeterli mi diye sorarsanız, yeterli değildir tabii ki. Bence Türkiye’de de okuma oranı müthiş arttı ama nüfusa bakarsanız yine de yeterli değil.

 

Okuyucu kitleniz daha çok yabancılardan oluşuyor…

Evet, bunun da sebebi; eskiden beri hep İngilizce yayınların satılıyor olması ve Kıbrıs’la ilgili çok kitaplarımızın olması… Bir de bu çevrede yabancı çok.

 

Türkiye yayınlarına fazla yer vermiyorsunuz…

Bu bir gelenek olduğu için öyle kaldı ama şimdi Türkçe kitap reyonumuz da var. Önümüzdeki aylarda daha popüler kitaplar getirteceğiz. Elimizde fazla ve gereksiz stok kalmasın diye genellikle sipariş üstüne götürelim bir müddet diye düşündük. Fakat belli kategorilerde ki özellikle şu an çok popüler olan tarih, kişisel gelişim ve çocuk kitaplarını getirmek istiyoruz.

 

KİTAP VE KAFE

 

Binaya yenilikler getirdiniz…

Evet, geçen sene kafe olayına girdik. Burasını biraz canlandırmak, okumayı daha eğlenceli bir hale getirmek istedik. Alışverişi yap çık git şeklinde değil de, gel ve vakit harca şekline dönüştürmek istedik. Bu sene de ikinci katta öğle yemeği servisi vermeye başladık.

 

Nasıl gidiyor?

İyi gidiyor. Ben gidişattan memnunum. Yan faktörler dükkanın gelirini arttırmaya yaradı.

 

Kaç kişiye hizmet veriyorsunuz?

Toplam 40 kişiye.

 

Yemekleri kim yapıyor?

Eşim yapıyor. O da yemek pişirme zevkini, keyfini yeni keşfetti. Yukarıda da yerimiz vardı. Binanın her yerini fonksiyonel bir hale getirelim, kullanılsın istedik. Aşağısı gibi yukarıda da çok kitap var ama insanlar o kitapları görmezlerdi. Paylaşmak istedik…

 

Ne tür yemekler yapıyorsunuz?

Yerel ve Türk mutfağından yemekler yapıyoruz. Her gün değişik 4-5 çeşit yemek çıkar. 12-15 arası servis veriyoruz.

 

Kimler geliyor?

Genelde bu cıvarda çalışanlar, avukatlar, bankacılar gibi…

 

İLGİ YABANCILARDAN

 

Dükkanınızın görünüşünde biraz sahaflık var…

Evet, havası o… Bunun sebebi de; binanın görüntüsünün yanı sıra elimizde artık antika niteliğini taşıyan eski İngilizce kitaplar. Benim için de daha zevkli bu sahaf görüntüsü. Keşke yeterince ilgi olsa. Normal popüler kitaplara olan ilginin çok daha altında bir ilgi var bu kitaplara. O ilgiyi de gösterenler yabancı müşteriler.  

 

Dükkandaki kitapların hepsi kayıt altında mı?

Maalesef, ama bu sene hepsini kayıt altına almaya başlayacağız. Burada olan kitap kadar da depomuzda kitap var. Yer yokluğundan onları sergileyemiyoruz.

 

Başka bir işle uğraşmak istemediniz mi?

Tabii ki istedim ama dükkanın tarihinden dolayı devam ettirilmesi gerekiyordu. Bu sorumluluk vardı üstümde. Zaman içinde ‘nasıl keyif alırım’ diye düşünerek bu hale geldik. Kahve olayı bu işin tamamlayıcısı. Kahve ve kitap… Dünyada da artık bu böyle. Sadece kitapçıysanız insanları çekebilmek için bunu yapmak zorundasınız.

 

Kafenin müşterileri de mi ağırlıklı yabancı?

Surlariçi’nin nüfusu çok karışık. O yüzden ayıramıyorum ama şu bir gerçek ki buranın %50 si yabancıdır.

 

“SURLARİÇİ RESTORE EDİLMELİ”

 

Saat 18.00’de dükkanı kapatıyorsunuz…

Evet, gönül daha geç saatlere kadar açık olmasını istiyor ama Surlariçi şu an için buna hazır değil. İnşallah 5-10 sene sonra olur. Bana göre Surlariçi; tarih ve kültürel doku olarak Lefkoşa’nın en kıymetli yeridir. Burada biraz daha bohem bir hayat olması gerekir. Çünkü her şey burada. Mimarisi, dokusu hazır. Sadece restore edilip, temizlenip sunulması lazım. Başka ülkelerde de böyle olmuştur. Önce eski şehri boşaltırlar sonraki jenerasyonlar da ne kadar kıymetli yer diye düşünerek geri gelirler. Lokmacı kapısının açılması bu süreci hızlandırdı. Kapı kapalıyken aşağıdaki dükkanların çoğu kapalıydı çünkü kimseler yoktu. Şimdi ise en çok geçişi olan bu kapı.

 

Dükkanınız bana göre Lefkoşa’nın çok önemli bir yerinde… Bu bölgede neler yapılmasını arzularsınız?

Bütün isteğimiz tüm Surlariçi’nin düzeltilmesi. Belediye ve Turizm Bakanlığı beraber proje üretseler ve el ele verseler, burası pırıl pırıl bir merkez olur. Gelen turist geriye döndüğünde buranın hikayesini anlatacaktır, dolayısıyla tanıtıma katkısı olacaktır. Bundan daha güzel bir reklam olur mu? Bu konu hassas bir konu… İnsanlarla bir sorunumuz yok. Bu bölgenin restorasyonu ele alındığında zaten buradaki nüfus yer değiştirecektir. Aynı zamanda da “biz sizi gönderdik” olmayacak çünkü böyle bir şeye de gerek yok. Sosyal konutlar yapılabilir.

 

Peki, sizce bir çaba var mı?

Şimdilik bireysel çabalar var. Hareketin olacağını hisseden insanlar onarıma, restorasyona başladılar. Kumarcılar Hanı yapılıyor mesela, ki çok iyi bir şey… Mesela güzel sanatlarla veya mimarlıkla ilgili bir fakülte olabilir. Böyle bir fakülte bir mahallenin restorasyonunu kotarabilir. Bir büyük müze mesela… Sinema, tiyatro… Bu tarz yerleri buraya toplamak lazım. Ben inançlıyım… Bir gün olacak… Tüm dünyada olduğu gibi… Bizdeki fark, biraz yavaş olmasıdır. Önemli olan bir iki tane önemli projenin ortaya çıkması, sonrası gelecektir diye düşünüyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 700 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler