1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Rum polisi Stefani'yi bulup bize getirdi'
Rum polisi Stefaniyi bulup bize getirdi

'Rum polisi Stefani'yi bulup bize getirdi'

“Kayıp” Zübeyir Hamit’in babası Hamit Zübeyir Yıldırıcı’yla yaşadıkları ve “kayıp” oğluna ilişkin röportajımızın devamı şöyle: AYŞE HAMİT YILDIRICI: Dayım dedi rahmetli, “Ben” dedi, “yastığı alacam

A+A-

 

 

“Kayıp” Zübeyir Hamit’in babası Hamit Zübeyir Yıldırıcı’yla yaşadıkları ve “kayıp” oğluna ilişkin röportajımızın devamı şöyle:

 

 

AYŞE HAMİT YILDIRICI: Dayım dedi rahmetli, “Ben” dedi, “yastığı alacam Ayşe...”

“Al” dedim kendine... “Al, hatıra kalsın” dedim kendine. Aldı yastığı... “Ben hiçbirşey istemem buraştan, almam bir şey” dedim.

“Bulmadım kendini, istemem bir şey” dedim, “almam bir şey...”

Kaçtık, aldık, giderik şimdi... İki kişi dutar Orhan’ın cesedini...Mezarlık çok uzak değildi oldukları mevziden... Ama biz dedik, kim gördü bunları buraşta, gömdüler dedik... Bize dediler, “Stefani...”

Bir Rum polis geldiydi, “Nestersiniz?” dedi.

Dedi kendine gızgardaşım da, “Stefani’yi getir bize” dedi, “o söyledi bana ki buraşta gömdüler Orhan’ı, bizimkini da yaralı aldılar...”

“İstersiniz kendini?” dedi.

“İsterik” dedi gızgardaşım...

“Gideyim getireyim kendini” dedi polis. Landroverinan gitti, getirdi kendini.

Stefani “Bu çocuğu altın dişçiği vardı şu” dedi, “gömdüler buracığa ama obir çocuğu zayıfcıktı, sakallıcıktır, onu aldılar askerler, kaldırdılar kendini hastaneye” dedi, “Bilmem” dedi, “naptılar oraştan” dedi... “Yaralı aldılar kendini” dedi, “Öldü? Kaldı? Bilmem naptılar” dedi.

 

HAMİT ZÜBEYİR YILDIRICI: Ben gidemezdim oraya, yana yana ararlardı beni...

 

AYŞE HAMİT YILDIRICI: Sonra buldum bir başka adam, bir semiz adam, Muhtar Tofli’ydi bu... Dedim kendine “Bak bura deyim sana... Ben sana para veririm, söyle bana naptılar kendini...”

Dedi bana “Bilmem ben, gördük o şu ki aldılar, kaldırdılar” dedi. “Ondan ora bilmem” dedi.

Dedim kendine “Söyle bana da nerdeysa, nere götürdülersa, gömdüler, naptılar” dedim.

“Bilmem” dedi bana.

“Bilmem” deyince bana, üstüne olmadım...

Piskobu’dan şu gaçtık da gittiydik üslere ilk, o zaman ben biraz gezineyim dedim ama gözüm dağlardaydı... Aman gelecek ondan acaba? Oruçlu da... Oruç zamanıydı... “Anne boz orucunu...”

“Yok annem bozmam...”

“Neçün?”

“Gelsin çocuğum da sonra” derdim...Daha bilmezdim oğlumun kayıp olduğunu...

Gittim Goççino’nun çadırına, baktım yatıllar... Garı-goca yatıllar öğlen...

“Naparsınız?” dedim.

“Eyi” dedi.

“Noldu, biz yandık, sen da yandın” dedi bana...

O saat bir çığlık, bir çığlık, o çadırlardan gittim bağırarak...

“Ayşe ağlar, Ayşe bağırır, noldu acaba?” der, “Gidelim soralım...”

“Ne sorarsınız?” dedim, “Çocuğum benim yoktur meydanda... Çocuğumu aldılar, naptılar bilmem” dedim.

“Nerden duydun?” dediler bana.

“Aha Goççino’nun garısı söyledi bana...”

Onlardan duyduydum ilk ben... Saat 10’udu... Saat 10’da okuturum kendine... Napayım? Söylemediydiler bana... Görümcem rahmetli bilirdi, görümcemin görümcesi bilirdi, fısılarlardı...

“Ma ne vardır da gonuşursunuz gizlin gizlin?”

“Aha bize dediler gitmeylim o yannı da bomba attılar sahanın içine da basarsak patlaycak...”

“Ma onudur ki söylediler size? E gitmeyin” derdim kendilerine, ben ne bilirim, bana söylemezlerdi, üzülmeyim...

“Bir sakallıcık” dedi, “bir da altın dişlicik” dedi, “O gömüldü, obirini da aldılar götürdüler...” Bunları fısıldarlardı...

Gızgardaşım Hatice’ye gonuştu Stefani çok, o bilirdi zaten kendini, ben bilmezdim ya Stefani’yi...

Hastaneye gittim Leymosun’da, Ayten Hanım varıdı, Cemaliye Hanım varıdı.

“Sana bir kağıt verecem” dedi bana, “giden hastaneye?”

“Giderim” dedim.

Gittim hastaneye... Bir doktor oturur böyle, bir doktor oturur öyle...

Çıkarttım kağıdı, verdim bir tanesine.

Dedi ona, “Aç da bak” dedi kendisine, “kitaba...”

Açtı, açtı, açtı...

“Eneşşi hanımissa” dedi bana...”Yoktur hanımissa” dedi bana.

Çıktım kapıyı... Yayan gittik...Fenerler’e gittik, bas bulalım... Bir Rum geldi, “Nere gideceksiniz?” dedi.

“Üslere” dedik kendine.

“Ama” dedi, “gideceksiniz polisten izin alasınız...”

“E götür bizi” dedik kendine. Götürdü bizi, aldık izin. Ama bir tanesi tanıdı beni, “Napan?” der bana... “Napar Hamit?”, ben da “Bilmem” manasında ellerimi iki yana açtım...

Çıkarken, bir ses duyduk, “Biz da Türk’ük, bizi da gurtarın!”

Napacayık? Lüzum gidelim bulalım birisini ve söyleylim ki polisi çıkarkandan oraşta Türk tutuklu vardır... Bulduk güveyimizi, rahmetliği, gızgardaşımın gocasını...

Derim kendine “Mustafa, geçtik izin aldık polisten, polisten çıkarkandan Türkler var tutuklu...Havlısında...”

 

HAMİT ZÜBEYİR YILDIRICI: Ayşe Hanım döndükten sonra bana bunu söyleyinca, ben gittim, çadır vardı Ziya Rızkılar kalırdı, gittim söyledim kendilerine. Bunlar telsiz çektiler Lefkoşa’ya, Bayraktar’a... “Leymosun polisinde Türkler vardır dutulmuş, esir da bakın icabına...”

Denktaş gitti Kliridis’e, geldiler Kliridis’nan helikopterinan, geldiler Goloş galesine... Ama onları kaldırdılar, getirdiler, bir mağara varıdı, o mağaraya getirdiler... Bunlar kimler idi? Bilmem...

 

SORU: Leymosun’dan tek “kayıp” bu dönemden, Çiftlikler’den alınanlardır, sanırım yedi kişi... Onlardan ikisi bulundu, beşi hala “kayıp”tır...

HAMİT ZÜBEYİR YILDIRICI: Çiftlikler’den yeğenim vardır kayıp, baba-oğul, Nahit’inan Mehmet... Onları getirmişler Koloş kalesine... Kliridis’nan Denktaş, polistekileri kurtardılar, hem Koloş kalesine da geldiler ama Koloş kalesine galiba telefon ettiler “Kaldırın kendilerini” da kaldırdılar... Götürdüler kendilerini bir mağaraya koydular, gene Koloş’ta... Ama bulunamadılar...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 812 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler