1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. REKLAMLARDA TOPLUMSAL CİNSİYET
REKLAMLARDA TOPLUMSAL CİNSİYET

REKLAMLARDA TOPLUMSAL CİNSİYET

TENKİDE MORMİRAT: Çevremizde sürekli kadın ve erkeğin birbirlerinden daha üstün olup olmadıkları veya aralarındaki farklılıklara dair tartışmalar, konuşmalar duyuyoruz.

A+A-

Feminist Atölye (FEMA)

info@feministatolye.org

 

 

TENKİDE MORMİRAT

tenkide@feministatolye.org

 

 

Çevremizde sürekli kadın ve erkeğin birbirlerinden daha üstün olup olmadıkları veya aralarındaki farklılıklara dair tartışmalar, konuşmalar duyuyoruz. Kadının erkekten daha duygusal olduğu, daha çok ağladığı, ağlayan erkeğin ise aslında gerçek “erkek” olmadığı gibi sözler kulağımıza geliyor. İşte toplumsal cinsiyet tam da bu bahsedilen, iki cinsi birbirinden ayıran ve belirli kalıplara yerleştiren, kadın ve erkeği biyolojik özelliklerinden ziyade toplumun içinde algılanmakta oldukları belirli cinsiyet rollerine göre tanımlayan olgulara işaret ediyor. Yani toplum içerisinde bir bireyden sırf biyolojik cinsiyeti kadın veya erkek olduğu için belirli hal ve davranışlar bekleniyor. Bu kalıpların içerisine oturan ya da sığmaya çalışan bireylerin toplum tarafından kabulleri ve sosyalleşmeleri daha hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Ataerkil kültürün ve pratiklerin sonucunda ortaya çıkan bu kalıplar, toplumdaki bireyler tarafından sorgulanmadan kabulünü ve bunlara itaatini bekliyor. Toplumdaki cinsiyet rollerine göre erkekler saldırgan, duygusal olmayan, mantıklı, nesnel, lider, kendine güvenen ve güçlü olarak tanımlanıyor. Erkek, “erkekliğini” kanıtladığı ve bunu başkalarına kabul ettirdiği ölçüde ‘erkek’ görülüyor. Bu özelliklerden uzak erkekler ise yeterince “erkek” görülmüyor ve bazen toplum içinde aşağılanıp, dışlanabiliyor.  Öteki yandan kadınlar ise erkeklerin tam tersine yumuşak, duygusal, başkalarına bağımlı, sert sözcükler kurmayan, bir gün mutlaka anne olması beklenen ve ince düşünceli bireyler olarak tanımlanıyor. Bunlara aykırı olan kadınlar da tıpkı bazı erkeklerin maruz kaldığı aşağılanma ve dışlanmaya maruz kalabiliyorlar. Yani toplumda farklı şekilde hayat sürmek isteyen bireylere nefes alabilecekleri bir alan bırakılmıyor ve bu tahammülsüzlük durumu senelerdir devam ediyor. Bahsedilen bu cinsiyet rolleri yaratılan farklı idollerle kendini sistematik bir biçimde yeniden üretiliyor. Çeşitli kültürel pratikler ve gelenekler dışında medya da bu idollerin yaratılışına veya varlığının devamına önemli derecede katkı koyuyor. Özelliklede reklamlar aracılığıyla sunulan çeşitli erkek sembolleri reklamın alıcısı olan biz izleyicilerin düşüncelerini ve günlük hayattaki pratiklerini etkileyebilecek kadar önemlidir. Reklamlarda her ne kadar günlük hayatın bir yansıması yaratılmaya çalışılsa da, aslında onlar toplum içinde baskın olan hegemonik erkekliğin ve ataerkinin tekrardan üretilmesine katkı koyar. Aşağıda verdiğim iki reklam örneğinde, reklamların nasıl toplumsal cinsiyet kalıplarına katkı koyduğuna işaret edeceğim.

BISCOLATTA: Geçenlerde televizyonu açtım, bir baktım ki bir sürü yarı çıplak adam, kaslı ve tüysüz vücutlarını sergiliyor, “seksi” bakışlarıyla kurabiyeler hazırlıyorlar. Kadın bedenine uygulanan nesneleştirme ve metalaştırma, bu kez de erkeklere uygulanıyor. Reklamda, Biscollata’dan fazla, sanki “normal” veya olması gereken erkek vücudu buymuş gibi, erkeklerin vücutları ve bir bakıma cinsellikleri satılmaya çalışılıyor. Metalaşan erkek vücudunun yanında, hiç şüphesiz ki reklam toplumsal cinsiyet rollerine de hizmet ediyor. Reklamda kullanılan erkeklerin özellikle hepsinin kaslı olması erkekliğin bir gereği olarak görülen güçlü, saldıran, savaşçı ve korumacı olgularını destekliyor. Kaslı olmak sanki erkeğin doğuştan gelen bir özelliği gibi yansıtılıyor ve “normal” olan buymuş gibi gösteriliyor. Kas erkeklerin doğuştan gelen bir özelliği olmadığı gibi, ayrıca kaslı bir vücuda sahip olabilmek için ciddi bir uğraş ve özveri gerekiyor. Lakin biyolojik erkek, toplumda daha çok “erkek” görülebilmek için kıyasıya yarışta olduğu diğer erkekleri ezip, ideal erkekliğe ulaşabilmek amacıyla kaslı bir vücudu arzuluyor ve reklamlarda gösterilen bu “çekici” erkek bedenine ulaşmayı istiyor. Biscolatta reklamı her ne kadar olması gereken standart erkek vücudu bu olmalıdır, en güzeli ve en çekicisi budur diye yansıtmaya çalışsa da kullanılan vücutlar gerçek hayat ile örtüşmüyor. Aslında doğal olanı değil, kendi yarattığı yapay vücutları “en çekici” diye satmaya ve reklamını yapmaya çalışıyor.

TEŞEKKÜRLER ANNE!

Geçtiğimiz günlerde küresel bir “annelere teşekkür” hareketi başlatan P&G, son zamanlarda yayınladığı reklam filminde kendilerince annelere olan vefalarını gösteriyorlar. Reklam filminde annelik bir “kutsal” bir görev olarak gösteriliyor. Anne kahvaltıyı hazırlıyor, çocukları tek başına okul içi hazırlıyor ve yine tek başına okula götürüp okuldan alıyor. Çocuk yaralanıyor ve anne tek başına çocuğa pansuman yapıyor. Reklam filminde tüm bunları gösterdikten sonra annelik dünyanın en zor fakat en güzel işi olarak tanımlanıyor. Bunun yanından P&G internet sayfasından kampanyalarının parçası olarak aynen bunları yazıyor; “Çünkü anneler, çocuklarının rüyalarının gerçekleşmesi için her şeyi yaparlar. Bizi dokuz ay taşıdıktan sonra da taşımaya devam ederler. Sayısız fedakârlıkları ile onlar sadece sevgi dolu destekleyicilerimiz değil, aynı zamanda  sabahları bizi uyandıran saatimiz, özel şoförümüz, çamaşırımızı ve bulaşığımızı yıkayanımız, her sabah, öğle ve akşam aşçılarımızdırlar.” Yapılan bu son kampanyada kadınların yalnızca “anne” den ibaret görülmesi bir yana, anne olan bütün kadınların üzerine de toplumsal cinsiyet rollerinin ürettiği ağır ve haksız görevler yeniden inşa ediliyor. Eğer bir kadın anne oluyorsa bütün hayatını çocuğu için feda etmeli, kendi kişiliğini ve hedeflerini neredeyse yok sayıp bütün hayatını tek bir varlığa adamalıdır –çünkü “iyi anne” saçını süpürge eden annedir. Bunları inkâr eden anne sorumsuzudur, “kutsal” değildir ve bencildir. Peki ya babalar? Babaların hiçbir şeylerini feda etmeleri gerekmiyor, çünkü fedakârlık annelik, baba olmak ise hiç bir şeydir. “Sevgi” adı altında kadın yemeği de yapmalı, bulaşıkları çamaşırları da yıkamalı ayrıca da hasta bakıcılığı yapmalıdır. O ister bir avukat, bir doktor ya da bir akademisyen olsun, onun aslında birinci mesleği “anne” olmaktır. Fedakâr, cefakâr ve kutsal bir anne! Toplum ona bunu layık görmüş, bu görevleri o fark etmeden sırtına doğduğu günden yüklemiştir. Toplumsal cinsiyet üzerine yapılan onca eleştiri ve sürekli devam eden tartışmalara rağmen P&G gibi global bir markanın sürdürdüğü yeni reklam kampanyası kabul edilebilir değildir. Firma yanlış toplumsal cinsiyet olgusunu tekrardan bütün dünyaya yayıyor, kadınları ve anne olan kadınları haksız bir kalıbın içine koymaya çalışıyor. Sanki kadınların tek yapabileceği bir kenara oturup, çocuklarını yetiştirmekmiş gibi yansıtılıyor. Olimpiyatlara toplamda 11 anne olan sporcu kadının katılmasına rağmen onların başarılarına dair tek bir söz söylemekten aciz kalıyor.

 


 

CADI KAZANI:

 “BU UÇAKLAR ÇABUK GİTSİN, GORKUTMASIN GÜVERCİNLERİ!”

20 Temmuz sabahı, her zaman olduğu gibi Lefkoşa sokakları tanklar, bayraklar ve muhtelif milliyetçi tantanalar ile doldurulduğundan daha bir sıcak ve bunaltıcı gözüktü şehir gözümüze… Sağlam kafa sakin vücutta bulunur diyerekten Girne’ye dayımlara kaçtık ailecek… Akşamüzeri saat 17.00 civarlarında Kıbrıs’ta militarizmden kaçış olmadığını gökyüzünü uğultuları ile yırtan savaş jetlerinin sesinden anladık önce. Müthiş bir hızla, manevralar yaparak uçuyorlardı. Dayım iki buçuk yaşındaki minik torununu kucağına alıp “bak uçaklar geçer, bak” diye gökyüzünü gösterirken, civarda oturan konu komşu da jetleri izlemek üzere kapının önüne dizilmişlerdi bile. Küçük yeğenim herkesle beraber gökyüzüne bakarken “Zavallılar!” diye bağırdı. Sonra işaret parmağı ile evin arka bahçesinde bir o yana bir o yana panikle uçuşan güvercinleri göstererek tekrar etti: “Zavallılar, uçak onları gorkuttu, gaçallar, bu uçak çabuk gitsin, gorkutmasın güvercinleri!” Hayat bazen bu kadar sadeydi işte. Küçük bir kız çocuğunun gördüğünü, büyüyüp çok büyük olan politikacılar göremiyordu… Savaş uçaklarının uçtuğu gökyüzünde güvercinlere yer yoktu, bu savaş uçakları çabuk gitsindi, gorkutmasındı güvercinleri!

 


FEMA’DAN HABERLER:

“TİYATROMA DOKUNMA” EYLEMİNDEYDİK

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1367 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler