1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Polisin imajı
Polisin imajı

Polisin imajı

20 yıllık meslek hayatımda dün bir ‘ilk’ yaşadım. Sadece ben değil, diğer basın mensubu arkadaşlarım da öyle... İlk kez bir Polis Genel Müdürü ile ‘on the record’ konuşma imkanı bulduk. 1990’lı yılların ortalarında Yenidüz

A+A-

 

 

20 yıllık meslek hayatımda dün bir ‘ilk’ yaşadım.

Sadece ben değil, diğer basın mensubu arkadaşlarım da öyle...

İlk kez bir Polis Genel Müdürü ile ‘on the record’ konuşma imkanı bulduk.

1990’lı yılların ortalarında Yenidüzen ekibi olarak dönemin Genel Müdürü Atilla Sav ile yaptığımız bir röportaj dışında bugüne kadar polis yetkililerinden ne bir demeç alabildik, ne röportaj yapabildik.

Polis Basın Subaylığı var gerçi, ancak o birimin yetkileri çok sınırlı... Kriminal olaylarla ilgili bilgiler dışında kamuoyunun beklentilerini karşılayacak doyurucu açıklama çıkmaz basın subaylığından...

Ülkemizde polis-basın ilişkileri üç aşağı-beş yukarı bu vaziyettedir.

Ve bu vaziyet her açıdan ve herkes için sorundur.

Günay Özan, görev süresinin dolmasına sayılı günler kala da olsa bir ‘ilk’e imza attı. Polis Haftası etkinlikleri çerçevesinde basınla bir araya geldi, bazı bilgileri aktardı, sorulara cevap verdi.

Umalım ki yeni Genel Müdür dünkü ‘ilk’i ‘son’ yapmaz ve basınla bir araya gelmeyi, polis-basın ilişkilerini geliştirmeyi hedefleri arasına koysun.

Aksi halde mevcut ‘sorunlu vaziyet’ böyle devam edip gider.

**

‘Diyalog’ ve ‘işbirliği’ toplumsal yaşamın her alanında önemlidir.

Polis ile basın arasında bugüne kadar düzgün bir diyalog ve işbirliği ortamı kurulamadı.

Polis Örgütü’nü yönetenler ya da bağlı bulundukları ordunun komutanları neden böyle davrandılar bugüne kadar, bilemiyorum.

Ancak polis örgütü ‘kapalı kutu’ gibi duruyor. Kamuoyu polis örgütünü böyle algılıyor.

Sivil otoriteye bağlı olmaması bu imajın oluşmasında en önemli etkendir herhalde...

Ancak bugünkü şekliyle dahi polis bu kadar içe kapanmış, bu kadar sessiz ve kamuoyundan bu kadar kopuk olmamalıydı.

Dünkü toplantıyı bu bakımdan ‘önemli’ buluyorum ve devamını diliyorum.

**

Türkiye dahil birçok ülkede polis yetkilileri basın karşısına çıkar, sorulara cevap verir, eleştirileri yanıtlar.

Bizde ise polis yetkilileri asla kamera karşısına geçmez, gazetecilere konuşmaz, toplum adına yöneltilen eleştirilere yanıt vermez.

Böyle olunca toplum bilgiye ulaşma hakkından mahrum edilmiş olur. ‘Basın özgürlüğü’ gazeteciler için değil, toplumun bilgiye ulaşması içindir ve hukuki metinlere bu yüzden yazılmıştır.

Polisin, soruşturma aşamasında ya da gizlilik gerektiren konularda bilgi saklama hakkı vardır elbette... Ama bazı bilgileri, hele toplumu çok yakından ilgilendiren bilgileri gizleme hakkı yoktur. Anayasa ve yasalar polise böyle bir yetki vermez.

**

Bu ülkede meydana gelen onlarca ‘faili meçhul’ olayın neden aydınlatılmadığı sorusu, Polis Örgütü’nün ve daha yukarıdaki güvenlik birimlerinin alnında birer ‘kara leke’dir!

Başta Kutlu Adalı cinayeti olmak üzere, dönemin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dönemin Başbakanı Derviş Eroğlu ve onlarca diğer kişinin evlerinin, arabalarının bombalanması ya da yakılması olaylarının ‘faili meçhul’ kalması, güvenliği korumakla görevli mercilerin karnesinde birer ‘kırık not’tur.

“St. Barnabas Manastırı’nın kimler tarafından ve neden basıldığı, bekçilerin neden etkisiz hale getirildiği, oradan ne alındığı” sorularına yanıt vermek güvenlik güçlerinin boynunun borcudur.

Günay Özan’ın dün attığı adımın polis-basın ilişkilerine ve dolayısıyla şeffaflaşma sürecine katkı yapması herkesin yararına olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1260 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler