1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Polis bunu nasıl yapar?
Polis bunu nasıl yapar?

Polis bunu nasıl yapar?

Çocukları “korumalıyız” diyoruz... “Çocuklar devlet korumasında olmalı” diyoruz. Ve hatta kendimizi de eleştiriyoruz, yani “medya”yı... 18 yaşından küçük çocukların fotoğrafları, kimlikleri teşhir edilmesin diye...

A+A-

 

 

 

Çocukları “korumalıyız” diyoruz... “Çocuklar devlet korumasında olmalı” diyoruz.

Ve hatta kendimizi de eleştiriyoruz, yani “medya”yı...

18 yaşından küçük çocukların fotoğrafları, kimlikleri teşhir edilmesin diye...

 

* * *

Çocukları “devlet” korumalı önce!..

Yasalar da bunu söylüyor, insan hakları da, etik de...

Ve devletin bekçisi, polis...

Oysa polisin kendisi, 16 yaşındaki bir çocuğun kaybolduğunu duyuruyor, açık ismiyle...

Kimliğiyle...

Önce yaşını açıklıyor, 16 diyor, sonra açık kimliğini...

Meselenin detayını öğrenmeden, araştırmadan, soruşturmadan...

Kendisine gelen ilk ihbarı, anında “basın duyurusuna” çeviriyor...

Oysa çocuk...

Ertesi gün, geri dönüyor, yaşamını sürdürdüğü çocuk yurduna...

Gece, bir arkadaşında kaldığı anlaşılıyor...

Polis bunu nasıl yapar?

Eğer “polis” böyle yaparsa başkaları ne yapar!..

 

 


 

Buyurunuz açıklayınız!

 

Adada kapsamlı çözüm olmasa da Avrupa Birliği'ne üye olunabiliyorsa, AB dönem başkanlığı alınabiliyorsa, Kıbrıslı Türklere de ait olduğu herkesçe kabul edilen denizdeki petrol ve doğalgaz Kıbrıslı Türklerin rızası alınmadan çıkarılıp elde edilebiliyorsa o zaman birisi bize Kıbrıs Rum toplumu ve Kıbrıs Rum liderliği neden çözüm istesin, buyursun açıklasın.... 

  

* * *

Bu sözler, ‘medyatik’ temsilci Kudret Özersay’a ait...

Sorular güzel!..

Bir de şunlar var ama...

·        Adada çözüm olmadan, ayrı bir devlet, bir gecede kurulabiliyorsa...

·        Ada’daki varlık sebebi ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “bütünlüğünü” garanti etmek olanlar “ayrı devlet”in yaşatılacağını söylüyorsa;

·        Kıbrıslı Rumlar’ın malları, rızaları olmadan, her önüne gelene “alın, kullanın, isterseniz satın, savın, suyunu çıkarın” diye verilebiliyorsa...

·        Ve hatta, “okul yapın, yurt yapın, otel yapın, yeter ki üzerine bir şey yapın” diye “dağıtım” sırasına konuyorsa...

·        Ve Türk’e “al, senindir” denen mallar için Rum’a da “gel komisyona başvur, aslında senindir de ” denebiliyorsa...

·        Ve adaya nüfus taşınabiliyorsa, ardı arkası kesilmeden...

·        Ve hatta, bir başka ülkenin Başbakanı, Bakanı törenlerde “Güzelyurt’u vermeyiz, Karpaz bizimdir dokundurmayız” diyerek, sanki babasından mirasmış gibi resmi açıklamalar yapabiliyorsa...

·        Kimseler de buna ses etmiyorsa...

·        “Barış” için masada olduğunu söyleyenler de sabahın köründen akşamın zifirisine, suçlama ve kötüleme yarışına giriyorsa...

Buyurunuz açıklayınız, siz de, kim inanır size?

 


HERKES

 

Kendini “kamuoyu” yerine koyan insanlar vardır!..

Bizim meslekte çok rastlarız böylelerine...

İyi bir YETENEKTİR doğrusu...

“Herkes tepkili” diye söze başlarlar, “herkes böyle diyor” derler... “Herkes” dedikleri “kendileri”dir genelde...

Biri sizi arar, “Böyle bir tepki var, herkes bunu konuşuyormuş” der, sorarsınız “herkes” diye, hep aynı isim çıkar karşınıza, hepsinde...

Kendini “kamuoyu” yerine koyanlara kanmayınız sakın.

Sonra gerçek kamuoyunu kaçırırsınız...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1469 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler