1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. PİYANİST SÜLEY ÖZDEN’LE BAŞ BAŞA
PİYANİST SÜLEY ÖZDEN’LE BAŞ BAŞA

PİYANİST SÜLEY ÖZDEN’LE BAŞ BAŞA

Stella ACİMAN: Kara ellere inat… SANAT, SANAT ve SANAT diyorum ve sizleri piyanist Süley Özden’le baş başa bırakıyorum.

A+A-

 



“Dayımın adını taşıyorum. Dayım Süleyman Uluçamgil şairdi. 1964 yılında, 21 Temmuz’da Erenköy’ de şehit oldu. 21 yaşındaydı.”


Piyano, en sevdiğim müzik aletlerinin başında gelir. Dolayısıyla, özellikle piyano resitallerini kaçırmamaya çalışırım. Müzik gibi tiyatronun, sinemanın, güzel sanatların da ruhun gıdası olduğuna inanırım. Herhangi bir müzik aleti çalan insanlara hayranlığım ise bir başkadır. Gençlik yıllarım, İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nde her cumartesi sabahı verilen klasik müzik konserlerine katılmakla geçti. Yılını hatırlamıyorum ama AKM ilk açılışını Shalom Aleihem’in, Damdaki Kemancı adlı unutulmaz müzikali ile yapmıştı. İlk defa döner sahne de oyun seyrediyor, Tevye rolünü oynayan Cüneyt Gökçer’i, de ilk defa izliyordum ve hayran kalmıştım sahne performansına.

Bizim nesil Toto Karaca, Muammer Karaca, Altan Karındaş, Ayten Gökçer, Yıldız Kenter, Şükran Güngör, Müşfik Kenter, Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü ve daha nicelerini tiyatro sahnelerinde seyrederek büyüdü… Tiyatro sanatını tanıdı. O dönemlerde İstanbul’da sanatsever sayısı oldukça fazlaydı, özel tiyatrolarda yer bulmak için günlerce önceden bilet kuyruğuna girerdik.

İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda ise milat, Gencay Gürün’ün bu kuruluşlara müdür olmasıyla başlamıştır bana göre. O günden sonra sahneye konan tüm oyunlar tiyatro severlerin akınına uğramıştır. Lüküs Hayat opereti yıllarca sahnelenmiş ve Şehir Tiyatroları’nın yüz akı olmuştur. Çehov’un Vişne Bahçesi, Shakespere’in Hamlet’i,  Edmond Rostand’ın Cyrano De Bergerac’ı ve daha nice klasikler… Suna Pekuysal, Zihni Küçümen, Mücap Ofluoğlu, Bedia Muvahhit… Ve daha kimler kimler o sahnelerin tozunu yutmuş, cefasını çekmiştir. Sonra gün geldi, devran döndü… Önce birer birer özel tiyatrolar; maddi zorluklar, devlet yardımlarının yetersizliği ve lahmacun kültürünün halk tarafından benimsenmesi sonucunda kapanmaya başladı. Zorlukla ayakta kalmaya çalışan 3-5 özel tiyatronun yanında elimizde sadece İstanbul Şehir Tiyatroları kalmıştı. Onu da çok görmüş olacaklar ki, kara ellerin pençesinde parçalamaya çalışıyorlar şimdilerde… Aynı kara ellerin buralara kadar uzanması ise ayrı bir üzüntü veriyor bana… Suskunluğa doğru itilen ve sanattan koparılmaya çalışılan bir toplum… Aynen bir yerlerde ki gibi… Ben bu filmi daha önceleri görmüştüm. Kara ellere inat… SANAT, SANAT ve SANAT diyorum ve sizleri piyanist Süley Özden’le baş başa bırakıyorum.

 

Stella ACİMAN


Değişik bir isminiz var, anlamı nedir?


Dayımın adını taşıyorum. Dayım Süleyman Uluçamgil şairdi. 1964 yılında, 21 Temmuz’da Erenköy’ de şehit oldu. 21 yaşındaydı. Erenköy’de üniversiteli gençlerin çıkarma yaptığı grup içinde yer alıyordu. Sürekli şiir yazardı. Erenköy’de yatağında uzanmış şiir yazarken, arkadaşı dışarıda bir sigara paketi buluyor ve ona getiriyor. Elinde bomba olduğunu fark ediyor ve patlıyor. Hem arkadaşı hem kendi şehit oluyor. Ben o öldükten sonra doğdum. Adımı Süley koydular. Kendisi de şiir denemelerinde adını Süleyman yerine Süley olarak yazarmış.


Müzikle ne zaman tanıştınız?

 

Müzikle ilk tanışmam on yaşında oldu. 10 yaşımda Jale Derviş’ten aldığım piyano dersleriyle müziğe başladım ve 8 yıl aynı hocayla devam ettim. Sonra Ankara Gazi Üniversitesi, Müzik Eğitimi Bölümü sınavlarına girdim ve kazandım. Orada piyano ana sanat dalında dört yıl Prof. Nevhiz Ercan’la çalıştım. Eğitimim bittikten hemen sonra, 1987 yılında Kıbrıs’a geri döndüm ve müzik öğretmeni olarak atandım.


Okul dışında ne gibi çalışmalar yapıyordunuz?

 

O yıllarda, çok yoğun bir şekilde Devlet Senfoni Orkestrası ve Korosu’nda çalıştım. Müzik çalışmalarıma da ara vermedim. Bu arada mezzo soprano Beyhan Demirdağ ile yoğun bir hazırlık dönemi sonrası seri konserlere çıktık. Bu benim müzik yaşantımda önemli bir dönüm noktası ve piyanodan kopmamak adına güzel bir gelişmeydi. Böylece birçok müzisyenle çalışma olanağı bulmuş oldum. Hatta 1995 yılında Türksoy Opera Festivali’ne KKTC adına biz de Beyhan Demirdağ ile katıldık.  


Öğretmenlik devam ediyor muydu, okulda müzik dalında ne gibi çalışmalar yapıyordunuz?

 

Müzik yaşantım devam ederken öğretmenlik de devam ediyordu. Liselerarası çok sesli koro yarışmaları yapılıyordu. Okulumla katıldığım bu yarışmalarda 1.lik, 2.cilik ve 3.cülük ödülleri aldık.


Peki, piyano çalışmalarınız nasıl devam ediyor?

 

Ana dalım piyanodan kopmamak adına, sürekli yurtdışına gidip hocalar buluyor, piyanomu geliştirici çalışmalara devam ediyordum. Rauf Kasimov ile çalıştım bir süre. Şu anda piyanist Atakan Sarı ile çalışmalarıma devam ediyorum. Kendisi 1999 yılında TC. Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği bir yarışmada en iyi piyanist olarak seçildi. Carniege Hall’ de seçmelere katılıp konser verme olanağı yakalamış çok iyi bir piyanist kendisi. Şu anda DAÜ’ de hocalık yapıyor Ben böyle bir fırsat yakaladım ve ondan çok yararlanıyorum.     


Geçtiğimiz ay Verona’da yapılan bir etkinliğe katıldınız, anlatır mısınız?

 

Türkiye’de defalarca en iyi turizm rehberi ve yazarı seçilen, birçok ödüle sahip ve aynı zamanda müzisyen olan yakın arkadaşım Özge Ersu’nun aracılığı ile gerçekleşen bir etkinlikti. Tüm dünyayı gezmiş bir turizmci olarak dünyanın en uzak ve ilginç yerlerine geziler düzenleyen Özge Ersu, yaklaşık dört senedir de NTV Radyo’da Laterna adıyla, şehirleri ve ülkeleri, o coğrafyalar için yazılmış şarkıları ile anlattığı müzikal bir belgesel program hazırlayıp sunuyor. Kıbrıs için, unutulmuş şarkılarımızı araştırmak üzere Girne’ye geldiğinde, sohbet arasında ‘Verona’ da her yıl yapılan geleneksel opera festivaline şık bir gezi hazırladım. O günler içerisinde de bir konser düşünüyorum. İstanbul operasında bir solist arkadaşım var. Ona eşlik etmeyi arzu eder misin?’ diye sorduğunda,  Neden olmasın?’ diye yanıtladım. Solist Bas Bariton Zafer Erdaş’la bağlantı kurduk, bana seslendireceği eserlerin notalarını gönderdi. Çok kısa bir süre vardı, yoğun bir biçimde çalışmaya başladım ve üç haftada hazırlandım. Orada da bir prova yaparak güzel bir konser gerçekleştirdik. Bu benim için çok özel bir andı. Müziği seven seçkin davetlilerin huzurunda, Verona’da konser vermek müzik kariyerim açısından önemliydi. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde solist olan Zafer Erdaş gibi klasik operayı çok iyi yorumlayan, ayrıca özel çalışmaları ile harika Türkçe eserleri de seslendiren bir sanatçıyla birlikte çalışmak da ayrıca onur vericiydi.


Kıbrıs’ta hiç konser verdiniz mi, festivallere katıldınız mı?

 

Son olarak geçtiğimiz Kasım ayında, kaplumbağalar yararına birkaç piyanist arkadaşla toplu olarak bir konser gerçekleştirmiştik.


Halkın klasik konserlere ilgisini nasıl buluyorsunuz?

 

İyi sayılır, özellikle Bellapais’te memnun edici bir dinleyici kitlesi var. Üniversiteden mezun olup geldiğim yıllarda, bu tür alışkanlıklar pek fazla yerleşmiş değildi ve açıkçası çok fazla konser de yapılmıyordu. O günden bugünlere bayağı mesafe alındı.


Kaç yaşında piyanoya başlamak lazım?

 

Benim önerim; öğrenilenlerin nota bilgilerinin daha somut olması için anne babalara, çocukları okuma yazmayı öğrendikleri zaman başlatsınlar diyorum. Bana göre ideali o yaşlar.


Piyano öğrenmeye ilgi var mı?

 

Oldukça bir ilgi var.


Süreklilik var mı yoksa geçici bir heves olarak mı kalıyor?

 

Öğrenciye göre değişiyor. Çok küçük yaşlarda çalıştırıp bu günlere getirdiğim çok öğrencim var. Öğrencilerimin arasında müzik öğretmeni olan öğrencilerim de var. Bu da çok hoş bir duygu, elbette.


 Öğrencilerinizi yönlendiriyor musunuz?

 

Evet, yetenekli öğrencilerimi yönlendiriyorum ama şöyle bir sorun var; aileler bunu bir meslek olarak kabul etmiyorlar. Öncelikli istekleri başka, olmazsa müzik… Örneğin çok iyi, yetenekli bir öğrencim vardı geçen yıl. Ben müzik okuması için çok ısrar ettim ama o tıp eğitimini seçti.


Geleceğe yönelik projeleriniz var mı?

 

Biraz önce sözünü ettiğim arkadaşım Özge Ersu’nun burada bir çalışması var. Bir belgesel üzerine çalışıyor. Adı Yasak Belgeseller; The Human Conflict. Belgeselin müziklerinin düzenlenmesine yardım edeceğim. Yine Özge Ersu’nun Bir Çözümsüzlüğün Anıtı: Lefkoşa Yürüyüşleri ve Anlatımları isimli çok ilginç bir gezi projesi var. O geziye de müzikal anlamda bir katkım olacak. Kendisi projeyi sürekli sürprizlerle zenginleştirdiği için şimdilik biz de sürpriz olarak saklayalım, üzerinde çalışıyoruz. 

Ayrıca, önümüzdeki Mart ayında Uluslararası Balıkçılık Konferansı düzenlenecek K.K.TC’de. Orada açılış konserim olacak.


Mesleki açıdan baktığınızda, nasıl bir Kıbrıs olmasını istersiniz?

 

Şu anda devlet memuruyum. Bir çok Master Class vardır bizim dalımızda. Belli bir süre gider, o çalışmalara katılırsınız, ünlü piyanistlerle çalışma olanağı bulabilirsiniz. Böylece piyanonuzu geliştirirsiniz. Bana olanak tanınsa; işimi aksatmayacak şekilde bu çalışmalara katılmak isterim elbette.


Bu olanağı devletin mi sağlaması gerekiyor?

 

Tabii, çünkü bu tarz çalışmaların maddi yükü çoktur. Kendi olanaklarınızla sürekli karşılamak zordur.  


Piyano çalmak bir yetenek midir?

 

Kişi çok iyi bir kulağa sahip olmayabilir. O sadece çalar… Bir eseri yorumlamada yeteneği olmadığı için sıkıntı çeker ama çalar. İcra yeteneği ise hep zayıf kalır. Kişinin, iyi bir kulağa ve müzik yeteneğine sahip olması gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 724 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler