1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Pikro Nero’da (“Acı Su” bölgesi) 40-50 Kıbrıslırum kaybın gömülü olduğuna inanıyoruz… Girne bölgesinde 370 “kayıp” Kıbrıslırum arıyoruz…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Pikro Nero’da (“Acı Su” bölgesi) 40-50 Kıbrıslırum kaybın gömülü olduğuna inanıyoruz… Girne bölgesinde 370 “kayıp” Kıbrıslırum arıyoruz…”

A+A-

Kıbrıslırum Parlamentosu Göçmenler ve Kayıplar Komitesi’ne bilgi veren Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum Üyesi Nestoras Nestoros: “Pikro Nero’da (“Acı Su” bölgesi) 40-50 Kıbrıslırum kaybın gömülü olduğuna inanıyoruz… Girne bölgesinde 370 “kayıp” Kıbrıslırum arıyoruz…”

 

“Kayıplar” konusu, Kıbrıslırum Parlamentosu Göçmenler ve Kayıplar Komitesi’nde önceki gün tartışılırken, komiteye bilgi veren Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum Üyesi Nestoras Nestoros, toplantı ardından “Reporter” adlı haber sitesinin sorularını yanıtlarken, Girne’de “Pikro Nero” olarak bilinen (“Acı Su”) bölgesinde 40-50 Kıbrıslırum kaybın gömülü olduğuna inandıklarını, Girne bölgesinde ise 370 “kayıp” Kıbrıslırum’un gömü yerlerini aramakta olduklarını söyledi.

Reporter.com.cy adlı haber sitesinde yer alan haberi özetle okurlarımız için Türkçeleştirdik… Haberin önemli noktaları devamla şöyle:

***  Nestoras Nestoros, halen Kayıplar Komitesi’nin karşı karşıya bulunduğu en büyük sorunun “Türkiye’nin kayıp Kıbrıslırumlar’ın gömülü olduğu toplu mezar yerlerinde kazı izni vermemesi, Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye Kayıplar Komitesi’yle işbirliği yapıp bilgi sağlaması kararlarına yanıt vermemesi” olduğunu söyledi. Nestoros’a göre “Kayıplar Komitesi programının sorunsuz ilerlemesi önündeki en büyük sorun budur…”

*** Girne bölgesinde “Pikro Nero”da Kıbrıslırum kayıpların gömülü olduğu toplu mezarlar konusunda yorum yapması istenen Nestoros, Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum Üyesi’nin 2012’den bu yana bu bölgeyle ilgili belgeleri Kayıplar Komitesi’ne sunmuş olduğuna dikkati çekti ve Kayıplar Komitesi’nde bu konuda sunulmuş olan tüm belgelerin gözden geçirilmesi gerektiğine dikkati çekti. Nestoras, “Bu konuda Kıbrıslıtürkler’in tepkisini bekliyoruz… Aynı zamanda Türk yetkililerden bu bölgede ve diğer bölgelerde araştırma yapılması önündeki engellerin gerekçelerini de görmek istiyoruz” diyerek kendini ifade etti, “Bu bölgeye erişimimiz yoktur, erişim konusunu Kıbrıslıtürkler’den değil, işgal güçlerinden bekliyoruz” diye konuştu.

***  İnsani İşler Komiserliği’nin Kayıplar Komitesi’nin çalışmalarında sorun çıkarıp çıkarmadığı sorulan Nestoros, “Benim ihtiyacım olan şey, Engomi’deki Antropoloji Laboratuvarı’ndaki arşivlere ulaşabilmektir” dedi.

***  Toplantıya katılan İnsani İşler Komiseri Fotis Fotiu ise, kayıp kalıntılarının bulunamayışından rahatsızlığını dile getirdi ve “kayıplar” konusunun kolektif bir konu olması gerektiğini, “kayıplar”dan geride kalanların bulunmayışının sorumlusunun Türk ordusunun yıllardır bu konuda Kayıplar Komitesi’ne arşivlerini açmamaktaki ısrarı olduğunu ifade etti.

***  Fotiu, yakın geçmişte Atina’dan Kapodistrian Üniversitesi ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında “kayıplar”dan geride kalanlar bulunup kimliklendirildikten sonra adli rapor verilmesi konusunda anlaşma imzalanmış olduğunu da parlamentonun Göçmenler ve Kayıplar Komitesi’ne anlatmış olduğunu belirterek, bu konuda çalışmalara derhal başlanmış olduğuna dikkati çekti. Fotiu, “Geçen hafta spesifik bir vaka bulunmaktaydı ve ilk kez bir adli rapor hazırlanıyor – bu konuda kayıp yakınları talepte bulunmaktaydı” diye konuştu, “Yaptığımız anlaşma çerçevesinde çok sayıda adli rapor hazırlayabiliriz… Geçmişte verilen ölüm sertifikalarına ölüm nedeninin bilinmediği yazılmaktaydı ancak artık bu durum böyle olmayacaktır… “Ölüm nedeni bilinmiyor” demek, o “kayıp” şahsa bir hakaretti… Çünkü biliyorduk ki en korkunç biçimde öldürülmüştür. Bu konuyu Sağlık Bakanlığı’yla birlikte koordine ediyoruz… Hükümetimiz Kayıplar Komitesi’nin de, kayıp yakınlarının da bu insani çabanın sonuçlandırılabilmesi için tüm desteğini verecektir… Kayıplar Komitesi temsilcisiyle de işbirliğimiz bulunmaktadır” dedi.

***  Bir gazetecinin İnsani İşler Komiseri olarak Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum Üyesi ile aralarında görüş farklılıkları olup olmadığı, bu görüş ayrılıklarının nelerden oluştuğu sorulan Fotiu, “Bu sizin kişisel görüşünüz. Kişisel görüşlerinize yanıt vermeyeceğim. Kayıplar Komitesi’ndeki temsilci ile işbirliğimiz vardır, herkesin kendi rolü vardır ve işbirliği vardır. Tek tek bazı konulara farklı yaklaşımlar olsa dahi, bunun kötü bir şey olduğunu sanmıyorum çünkü bu tartışmalar aracılığıyla doğruyu ve neler yapılması gerektiğini bulabiliriz. Tekrarlamak istediğim şey, hükümetimizin Kayıplar Komitesi Kıbrıslıru Üye Ofisi’ne görevini düzgün ve üretken biçimde yapabilmesi için her tür desteği vermekte olduğudur…” dedi.

*** Parlamento’nun  Göçmenler ve Kayıplar Komitesi Başkanı Milletvekili Skevi Kukuma ise, “kayıplar”ın kalıntılarının bulunmasındaki düşüşten kaygılı olduklarını, bunun bir dizi faktöre bağlı olduğunu belirterek, Milletvekilleri ve Parlamento olarak, Türkiye’nin bu konuda bilgi verme rolü ve sorumlulukları hakkında her tür alanda baskı kullanma yönünde söz vermiş olduklarına dikkati çekti. Kukuma, “Kıbrıs’ta elimizdeki olanaklarla nasıl hareket edeceğimizi görmeliyiz. Bize verilen bilgilere göre daha önce listelenmiş 30 askeri bölgeye ilaveten, altı yeni askeri bölgede araştırma yapmak ve kazı yapmak için bir liste daha sunulduğu söylenmiştir” dedi. Kukuma, “Sorunun bilgi toplamada yattığını, bu yöndeki çabaların hızlandırılması gerektiğini” de belirtti.

***  Kukuma, “Bilgi toplamada yeni bir mekanizmanın bunu hızlandırabileceğini, bilgi toplamayla ilgili şahısların eğitilmesinin üzerinde durulduğunu, arkeologlardan bilgi toplamalarının beklenemeyeceğini” ifade etti.  Kukuma, Kayıplar Komitesi’nin uluslar arası alanda kayıplarla ilgili önemli bir merkez olarak tanınmasının iyi bir şey olduğunu ancak Kayıplar Komitesi’nin rolünün Kıbrıslı “kayıplar”dan geride kalanları bulmak olduğunu, bu durumun Kayıplar Komitesi’nin dikkatini dağıtmasını istemediklerini de belirtti.

(Reporter.com.cy’dan özetle Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ – 11.10.2018)


BASINDAN GÜNCEL…

 

“Mösyö Aznavour: Türk kardeşlerimize sizi anlatmak boynumun borcu…”

 

Anjel DİKME

 

Mösyö Aznavour,

Size dair her şey yazıldı, söylendi gibi…
94 yıllık ömrünüzün 85 yılını sahnelerde ve kamera önünde geçirdiniz…
Times sizi yirminci yüzyılın sanatçısı seçti…
Holywood Bulvarı'na yıldızınız kondu…
Anne ve babanızın adına İsrail devleti pul bastırdı.
İkinci Dünya Savaşı'nda, Paris'te Yahudi aileleri evinizde saklayıp, hayatlarını kurtardıkları için…

Misak Manuşyan'ı ve arkadaşlarını da saklamıştınız evinizde...
"Biz solcu bir aileydik. Kalp de soldadır" diyordunuz bu günlere dair soru sorulduğunda.
Çok da sevmiyordunuz başkalarına yardımlarınızın dile getirilmesini.
"Yaptığınız iyiliği konuşursanız, değeri kalmaz" diyordunuz, bu bağlamdaki soruları geçiştirmek için.

Ben sizi iki kere görme şansına sahip oldum.
İlki, Paris'te Gomidas'ın heykelinin açılış günündeydi.
Kalabalık dağılınca yanınıza geldim, elinizi sıktım. Tokalaştık…
24 Nisan'dı. Yürüyüş vardı. Fakat siz prensip olarak soykırımı anma yürüyüşlerine katılmıyordunuz. "Türkiye devleti soykırımı kabul ettiği gün, Türk yetkililerle birlikte yürüyeceğim" diyordunuz. "Eninde sonunda kabul edecekler. Bu inkarla gençlerin alnına leke sürüyorlar. Gençlerin hiçbir suçu yok ki. Turkiye'de çok güzel bir gençlik var."

Bütün röportajlarınızı izledim.
En ufak bir nefret söylemine rastlamadım.
İstediğiniz tek şey inkarın son bulmasıydı.
Erdoğan'ın başsağlığı mesajına dair yorumunuz "Ailem trafik kazasında ölmedi ki bana başsağlığı diliyor!"
Haklıydınız…
Haklıydınız ama bilmediğiniz birşey vardı, ülkemde insanlar hiçbir konuda gerçeği okuyup, araştırmak gibi bir alışkanlığa sahip değillerdi…
Kendilerine anlatılana körü körüne inanmayı tercih ederlerdi…
Sizi de Türk düşmanı diye tanıttılar kitlelere…
Fransızca bilenleri bile bu yalana inandılar…
Hoş Hrant Dink, Türkçe konuşup, yazdığı halde, ölümünden sonra bile, kimse dönüp de bakma gereği duymadı bu adam ne dedi, ne yazdı da öldürüldü?
Hele bir bakalım deme zahmetine girmediler…
Anlayacağınız sizin durumunuz daha zor…
Bu nedenle yazarım bu yazıyı…
Türk kardeşlerimize sizin gerçek duruşunuzu anlatmak boynumun borcudur…
Size yapılan çok büyük bir haksızlıktır bu.
"Türk halkı dostumdur" diyerek kaleme aldığınız şiiri bilmeyenler için alıntılıyorum.

BİR TÜRK DOSTA MEKTUP

Ayağına diken batmış
Kardeşim
Benim de yüreğimde var bir tane
Senin için de
Benim için de
İşleri zorlaştırıyor
Kötüleştiriyor

Gülün dikenleri var

Dikkat edilmezse

Bir damla kan belirir
Parmak ucunda
Ama
Dikkat edilirse eğer
Güzelliğini sunar gül
Günlerimizi güzelleştirir, misletir
Hatta
Damağımızı okşar
Tatlılığıyla, hoşluğuyla
Gülü severim
Dikeni var
Elden ne gelir
Kardeşim…

Çıkartmaya karar verseydin
Yüreğimdeki dikeni
Senin ayağındaki de
Yok olur giderdi
Sen de ben de
Özgür olurduk
Ve kardeş…

İki halkın özgür ve kardeş olması bizlerin elinde…
Haylar ve Türkler …
Tüm kalbinizle buna inandınız.
Adalet beklentisi içinde geçen ömürlerimiz…
Atalarımızın maruz kaldığı acıların, uluslararası çıkarların konuşulduğu masalarda şantaj malzemesi olmasından yorgun, kırgın ruhlarımız…
Bu çıkar hesaplarının çirkinliğinde, yalan bataklığında yitip gidenlerin, kaybedenlerin sadece halklar olduğu gerçeğinin bilincine bir gün varır mı dersiniz ülkem İNSANLARI?

Sizi ikinci görüşüm bir konferanstaydı.
Hani şu Ermeni Soykırımı'nı inkar yasasının tartışıldığı zamanlardı.
Siz de konuşmacıydınız. Konuşma saatinizde geldiniz, konuşmanızı yaptınız ve gittiniz.
O gün hayran kaldım İNSAN'i duruşunuza.
"Neden?" dediniz. "Neden sadece Ermeni Soykırımı'nı inkarı cezalandırıyorsunuz?
Samimiyseniz. Yeryüzündeki tüm soykırımlar için geçerli olmalı bu kanun."

Tüm halkları, yeryüzünü kucaklayan hümanist bir konuşmaydı.
Sizin kimseye düşmanlık falan beslemediğinizi ben o gün gördüm…

Sosyal medyada Türkiye'den birisi bir şarkınızı paylaştığında altına yazılan yorumlar üzer beni.
Ölümünüzde de aynı şeylere şahit olmak inanın çok zordu.
"O bir Türk düşmanı! Ne başsağlığı diliyorsunuz!"
Diyenlere sizi anlatmak için yazdım bu yazıyı.
Boynumun borcuydu…

………..

Mösyö Aznavour. Röportajlarınızda size sıkça sorulan bir soru vardı.
"Sahneyi bu kadar çok seviyorsunuz. Sahnede mi ölmek istersiniz?"
"Hayır. Asla! Evimde, ailemle, yatağımda ve elimde bir kitapla ölmek isterim."

Dediniz hep ve istediğiniz gibi de oldu…
25 yaşında kaybettiğiniz oğlunuzla buluşmaya gittiniz…
Yolunuz ışığa olsun…

(ARTI GERÇEK – Anjel DİKME – 7.10.2018)

 

Bu yazı toplam 515 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar