1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. “Piketty çılgınlığı” ve Kuzey Kıbrıs’ta gelir bölüşümü
“Piketty çılgınlığı”  ve Kuzey Kıbrıs’ta gelir bölüşümü

“Piketty çılgınlığı” ve Kuzey Kıbrıs’ta gelir bölüşümü

“Piketty çılgınlığı” ve Kuzey Kıbrıs’ta gelir bölüşümü

A+A-


Emine Tahsin
Email: eminetahsin@gmail.com

Son yıllarda Kuzey Kıbrıs’ın sosyo-ekonomik yapısına yönelik tartışmaların başlangıç noktalarından birini de neoliberal dönüşüm oluşturuyor. Nitekim Işık Kitapevi’nin bu yıl 27’ncisini düzenlediği Kitap Fuarı’nın tartışma konularından biri “Kriz Sonrası Uygulanan Kemer Sıkma Politikaları (Küreselleşme ve Neoliberalizm)” oldu. Bu kapsamda ele alınan konular Kuzey Kıbrıs’ta son yıllarda uygulanan makroekonomi politikalarının esas olarak küreselleşme ve neoliberalizmden bağımsız ele alınmaması gerekliliğini ortaya koyuyor ve de neoliberal politikaların olası etkileri üzerine yoğunlaşıyor.

Küreselleşme ve neoliberalizmin etkileri, ekonomilerde gerçekleşen büyümeye rağmen eşitsizliklerin artması vb. sonuçlar üzerinden ele alınmakta, neoliberalizmin geriye ittiği bölüşüm sorunun güncelliği üzerinde durulmaktadır.” Refah artışı ile birlikte eşitlik” ekonominin ilgilenmesi gereken başlıca alanlardan biri olması gerekirken, 1980’li yıllardan itibaren temel alınan neoliberal politikaların, salt büyüme olgusuna odaklanması, dünyadaki gelir adaletsizliğinin başlıca nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

1990’lı yıllardan itibaren yapılan çalışmaların sonucunda elde edilen bulgular dünya ekonomisindeki büyümeye rağmen gelir dağılımı adaletsizliğinin de arttığını ortaya koymakta. Bununla birlikte 2008 krizinin ardından söz konusu tartışma yeni boyutlar kazanmış durumda. Gelir adaletsizliğinin ötesinde özellikle nüfusun en zengin yüzde 1’i ya da yüzde 10’luk diliminin gelirden aldığı pay ile nüfusun geriye kalan kesimlerinin gelirden aldığı pay arasındaki açının giderek artması, servet artışına rağmen gelir adaleti niye sağlanamıyor, sorusunu gündeme getiriyor. Kişi başına düşen gelir sıralamasında ilk 5 sırada yer alan ABD ekonomisinin gelir dağılımının OECD ülkeleri ortalaması, birçok Afrika ve Asya ülkesinin gerisinde kalması, söz konusu bulguların ortaya çıkardığı en çarpıcı örneklerden birini oluşturuyor. 2008 krizinin ardından, 2009-2012 yılları arasında ABD ekonomisinde gerçekleşen iyileşeme, gelir artışının yüzde 95’inin nüfusun yüzde 1’i tarafından paylaşılması ile sonuçlanıyor. Buna göre nüfusun yüzde 1’inin gelirinin yüzde 31.4 oranında artarken en alttaki yüzde 99’unun ise gelir artışı yüzde 0.4 ile sınırlı kalıyor. Nitekim ABD’deki toplumsal hareketlere, “Wall Street’i İşgal Et” eylemleri şeklinde yansıyan söz konusu bulgular, eylemcilerin “kendilerini biz yüzde 99’uz” diyerek ifade etmesinin de temelini oluşturuyor.

Bunun ötesinde, Fransız iktisatçı Thomas Piketty’nin  tam da söz konusu tartışmaların en hareretli zamanında, 2013 Eylül ayında Fransızca, sonrasında 2014 Mart ayında İngilizce olarak yayınlanan” Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital” başlıklı kitabı yeni bir dizi tartışmayı tetikliyor.” Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital” 2014 baharında amazon.com’da en çok satan ilk 5 kitap arasında yer alıyor. Söz konusu çalışma eşitsizliklerin kaynağının ne olduğuna farklı yaklaşımların getirilmesini beraberinde getirirken, daha adil bir gelir dağılımı için nüfusun yüzde 1’inden servet vergisi alınması vb. politika önermelerinin, eşitsizlikleri giderip gideremeyeceğini de tartışmaya açıyor.

Kısacası, Piketty, gelir ve servet eşitsizliğinin kapitalizme içsel olduğunu bulgulara dayandırırken, savaşlar ve büyük krizler gibi yıkım dönemleri dışındaki normal dönemlerin içsel olarak var olan servet ve gelir eşitsizliğini tetiklediğini ortaya koyuyor . Diğer yandan Piketty’nin ortaya koyduğu sermaye kavramı(zenginliğin getiri oranı) ile Marx’ın geliştirdiği sermaye kavramının farklı olduğu üzerinde durulurken Piketty’nin servet vergisi önermesinin siyasi etkileri tartışılıyor Bununla birlikte servet vergisi önermesinin aslında “daha iyi bir kapitalizm” mümkün olabilir düşüncesini de beraberinde getirdiği savunuluyor.  

Kuzey Kıbrıs’ta neoliberal dönüşümün yoğun olarak sorgulandığı bugünlerde söz konusu “kemer sıkma politikalarının” bölüşüm cephesine nasıl yansıyacağı ihmal edilmemesi gereken önemli bir başlık. Ancak Kuzey Kıbrıs ekonomisine yönelik hazırlanan resmi rapor ve çalışmalarda, neoliberal argümanlara benzer bir şekilde bölüşüm başlığının geri plana itildiği açıkça ortaya çıkıyor. Bununla birlikte, kemer sıkma politikaları(özellikle mali istikrar politikaları)ile “bölüşüm alanına” yönelik gerçekleşen müdahalelerin daha istikrarlı ve sağlıklı bir ekonomik yapıyı ortaya çıkaracağı görüşüne odaklanılıyor.

2000’li yıllar ile birlikte Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği Yardım Heyeti Başkanlığı tarafından hazırlanan “KKTC Ekonomi Durum Raporu’nda yer alan ayrıntılı raporlarda ise gelir dağılımı başlığına rastlamak mümkün değil. Söz konusu çalışma daha çok makro ekonomik temel göstergeler, sektörel büyüklükler, istihdam düzeyi, kamu maliyesi ve Türkiye Cumhuriyeti yardımlarının dağılımı başlıklarına odaklanıyor. KKTC Devlet Planlama Örgütü, İstatistik ve Araştırma Dairesi tarafından 2010 tarihinde yayınlanan ve de 2008 verilerine dayanan gelir dağılımı sonuçları ise Kuzey Kıbrıs’ta bölüşüm olgusunu temel alan yegâne çalışmalardan biri. 2010 yılında açıklanan gelir dağılımı sonuçlarının süreklilik içermemesi ”büyüme ile birlikte eşitlik” olgusunun nasıl gerçekleştiği sorunsalına kısıtlı yanıtlar üretmemize yol açıyor. Diğer yandan söz konusu verilerin biraz daha ayrıntılı olarak ele alınması bununla birlikte reel ücretlerdeki değişim oranı, reel asgari ücret düzeyi, vergilendirme politikaları, hanehalkının gelir kaynakları ile borçluluk düzeyi, sektörel büyüklükler ve harcamalara ek olarak gelir yöntemi ile milli gelirin hesaplanması gibi verilere yoğunlaşılarak bölüşüm başlığını gündeme taşımak mümkün. Ancak söz konusu verilerin düzenli seriler halinde yayınlanmasına niye yoğunlaşılamadığı da ayrı bir tartışma konusu.

Son olarak yayınlanan “2013 KKTC Ekonomik Durum” Raporu’na göre 2009-2013 yılları arasında ortalama olarak yüzde 3.05 oranında büyüyen KKTC ekonomisinde son üç yılın en yüksek kişi başına düşen milli gelir düzeyine ulaşılmış durumda (15.622 ABD doları ). Kişi başına düşen gelirin 16.158 ABD doları olarak açıklandığı (son 6 yılın en yüksek düzeyi) KKTC gelir dağılımı sonuçlarına göre gelirin adil bir şekilde dağılıp dağılmadığının göstergesi olan Gini katsayısı 0.33  olarak açıklanmış. Buna göre Kuzey Kıbrıs’ta gelir adaletsizliğinin yüksek olduğunu söylememiz mümkün değil. Bu oran benzer yıl için açıklanan OECD ortalamasının (0.30) biraz üzerinde olmakla birlikte, Kuzey Kıbrıs ekonomisinde Meksika, Türkiye, ABD, Portekiz ve İsrail’e oranla daha adil bir gelir dağılımı söz konusu.

En yüksek gelire sahip yüzde 20’lik nüfusun toplam gelirden aldığı pay yüzde 40,2 iken, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik nüfusun toplam gelirden aldığı pay yüzde 6,9 olarak gerçekleşmiş. Sonuç olarak nüfusun en zengin yüzde 20’si, en yoksul yüzde 20’ye göre 5.8 kat daha fazla gelire sahip.

Nüfusun en zengin yüzde 10’u ise en yoksul yüzde 10’dan 9 kat daha fazla gelire sahip (yazarın hesaplaması). Bu oran en üstekiler ile en alttakiler arasındaki açının giderek artığını ortaya koyuyor  . Söz konusu oran OECD ortalaması ile aynı düzeyde gerçekleşirken Yunanistan ile İspanya dışında kalan AB ülkelerinin, ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleşiyor.

Söz konusu verilere göre, çocuk sayısı artıkça hanehalkının yoksulluk düzeyi artıyor. Kendi hesabına çalışan tarım nüfusunun diğer kesimlere oranla daha yoksul olduğu görülüyor. Diğer yandan lise eğitiminin gelir düzeyine etkisi sınırlı kalırken, esas olarak okur-yazar olma, orta öğretim ve yükseköğretim görmüş olmanın gelir düzeyini daha etkili bir şekilde belirleyebildiğini ileri sürmek mümkün.

Gelirin kaynaklarına bakıldığında ise transfer gelirlerinin; özellikle devlet transferlerinin büyüklüğü dikkat çekiyor. Ancak söz konusu transferlerin gelir düzeyi daha düşük gruplar yerine daha üst-orta düzey gelir gruplarına aktarıldığı görülüyor. Gelirden en çok payı alan yüzde 20’lik dilim devlet transferlerinin yüzde 45.6’sını alıyor. Bu da “kemer sıkma politikalarının” aslında alt düzey gelir gruplarının ötesinde üst-orta gelir gruplarını da etkileyeceği olasılığını akla getiriyor.

Gelir dağılımı sonuçları kapsamında açıklanan toplumdaki hanehalklarının medyan gelirinin (en çok tekrarlanan) yüzde 50’si dikkate alınarak hesaplanan yoksulluk sınırı verileri ise nüfusun yüzde 14.8’inin yoksulluk sınırının altında yaşadığını ortaya koyuyor. Söz konusu veri OECD ortalamasının (11.1) üzerinde gerçekleşirken kırsal yerler ile kentsel yerler arasındaki açının, gelir dağılımı verilerinden farklı olarak, daha yüksek olması da dikkat çekiyor.

Sonuç olarak, refah artışı ile birlikte sosyo-ekonomik açıdan daha eşit bir toplum yapısına kavuşup kavuşamadığımızı, bunun mümkün olup olamayacağını, “Piketty çılgınlığı” ile birlikte servetin kaynaklarının daha sistematik bir şekilde sorgulamanın zamanı geldi, geçiyor bile….

 

--------------------------------------------------------------

N. Emrah Aydınonat,“Türkiye’de Piketty Hakkında Neler azılıyor?”, http://www.neaydinonat.com/gunluk/?p=3165

  Thomas Piketty,“ Capital in the Twenty First Century”, http://www.amazon.com/Capital-Twenty-First-Century-Thomas-Piketty/dp/067443000X

  Ahmet Haşim Köse, “Thomas Piketty: 21. yüzyılda sermaye mi dediniz?” ,
http://haber.sol.org.tr/ekonomi/thomas-piketty-21-yuzyilda-sermaye-mi-dediniz-haberi-91921

  Korkut Boratav, “Bir kapitalizm eleştirisi”, http://www.sendika.org/2014/09/bir-kapitalizm-elestirisi-korkut-boratav/
  Bu oran büyüdükçe, dağılımdaki eşitsizlik artıyor demektir. Gini ölçüsü “0 ile 1” arasında değişir. Bir toplumda, gelir adaletli olarak paylaşılmışsa, gini katsayısı “0”a eşit, toplumdaki gelirleri yalnız bir kişi almışsa, gini katsayısı “1” e eşit olmaktadır.

  Söz konusu çalışma kapsamında yüzde 1’lik gelir gruplarının gelirden aldığı pay resmi olarak açıklanamadığından nüfusun en zengin yüzde 1’lik diliminin gelirden ne kadar pay aldığı bilgisine sahip olamıyoruz. Diğer yandan açıklanan verilerde ifade edilen gelir düzeylerinin bireylerin (hanehalkı) kendi iradelerine bağlı olarak beyan ettikleri gelir düzeyi olduğunun da altını çizmek gerekiyor.

Bu haber toplam 970 defa okunmuştur
Gaile 283. Sayısı

Gaile 283. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler