1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Patlak boru n’oldu?
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Yazarın Tüm Yazıları >

Patlak boru n’oldu?

A+A-

"Bu mesele Osmanlı Kıbrıs’ı 1878’de İngiltere'ye kiraladıktan sonra, yani Ada İngiliz idaresine geçtikten sonra oluyor… O yıl Lefkoşa’daki suyun taksimatını ve dağıtımını Su Evkafı yapıyordu… İngiliz İdaresi suyun dağıtımını Su Evkafı’ndan alıp 6 kişilik bir kurula, sonra da Lefkoşa Belediyesi’ne devrediyor… Bu duruma itiraz eden Su Evkafı konuyu 1878-1879’da mahkemeye taşıyor… Mahkeme sorunu 1916’ya kadar bir türlü sonuçlandıramıyor… Sonunda uzayan bu meselede mahkeme de suyu Lefkoşa Belediyesi’nin dağıtmasını haklı buluyor… Yaklaşık 38 yıl süren Su Evkafı’nın bu hukuk savaşı memleketin siyasi genlerinde önemli bir yer ediyor, bir deyiş olarak da gündelik hayatlarımıza kadar geliyor…"

Sevgili Naci Taşeli Evkaf’ın su meselesini anlatmıştı 4 yıl kadar önce… Hani ara sıra diyoruz ya; Bu mesele de Evkaf’ın su meselesine döndü diye… Uzayan sorunların çözüm süreci için bu deyimi kullanıyoruz biz de… Deyim dağarcığımızda yerini almıştı çoktan… Naci’nin anlatımına göre de bu deyimin tarihçesi 100 yıldan fazla bir zaman aralığına gidiyor…

Neden başladım bu deyimle!

Bizim su meselesi de umarım Evkaf’ın su meselesine dönmez.

Hani Türkiye’den gelen suyu taşıyan boruların patlaması ve tamiratı meselesinden söz ediyorum.

Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanımız suyun Ağustos ayında tekrar verileceği planlamasının yapıldığını ve Geçitköy Barajı’ndaki suyun da o döneme kadar yeterli olduğunu söylüyor.

***

Umarım su yeniden gelir çünkü anlıyoruz ki Kıbrıs’ın kuzeyinde artan nüfusa Ada’nın yeraltı kaynakları yeterli olmayacaktır. Başta bu projeye karşı çıkılsa/çıksak da planlama dışı artan nüfusumuza elimizde olan su kaynaklarının dışında su kaynakları gerektiği aşikâr…

Tıpkı eğitimde, sağlıkta ek kaynaklara ihtiyaç olduğu gibi…

***

Şimdilerde yani Türkiye’den su gelirken yerel kaynaklarımızın daha çok tarımda sulama için kullanıldığını biliyorum yanlış bilmiyorsam… Ek su kaynağının gelmemesi veya gelmesinin uzaması durumunda sulamanın durması ve içme suyu olarak verilmesi gerekecektir. Bir tercih söz konusu… Ya içeceğiz, ya kullanacağız. Bu tercihin de ne olacağı belli. Peki tarım! Ağaçlar, ekilen, biçilen topraklar!

Onun için de 5 yıl kadar önce Ada’ya verilmeye başlanan suyun yeniden, erken bir zamanda tekrar verilmesinin gerekliliği açık.

***

Evet, başta bize sorulmamıştı, “Ada’ya su götüreceğiz” denmiş, biz de hibe sanmıştık safça… Oysa ki bu projeyi yürütecek, projeden elde edilmesi gereken paraları elde edecek birileri vardı ve bu proje birileri için öncelikti aslında… Ancak bu gerçekliğe karşın hayatımızın çoğu yerinde olduğu gibi bazı tavizler verip o gerçeklikten bizim de olumlu anlamda yararlanacağımız fırsatları yaratmamız gerekir.

Su projesinde de böyle oldu. Birileri iş yapacak, para kazanacak, birileri Ada’ya su götürdük diye övünecek, “bizi daha çok bağımlı hale getirecek” diye biz de tepki duyacağız ama görüyoruz ki su da olmazsa olmuyor ve yine görüyoruz ki var olan su oluşan nüfusa yanıt vermeyecek. Ne olacak o zaman?

Su gelecek ve tartışmalı olan fahiş su paralarını ödemeye devam edeceğiz.

Ha, su fiyatlarını düşürmek mümkün mü?

Bunun için bir çalışma yapılması sonuç verir mi?

Öngörülebilirlik çerçevesinde bu da değerlendirilebilir ve bunun yolu aranır ama tekrarlamakta yarar var;

Suya ihtiyacımız var, susuz hayat olmuyor.


Düğün

Bazılarımızın bu yaz ilk kez deneyimlediği düğüne katılma işini ben de ilk kez deneyimle fırsatı buldum! Buna fırsat denirse tabii… Elbette ki gençler uzun zaman önce hazırlık yapmışlar, düğün törenine odaklanmışlar, belki de yeni başlangıç için borca girmişler… Bu hazırlığın, varsa borcun üstesinden ancak bir düğün töreni gelebilirdi. Öyle de bu dönem farklı. Pandemi dönemi. Dünya pandemiyle boğuşuyor, ölümler 550 bini geçti. Dünyada durum böyleyken bizde de 1 Temmuz’da uçaklar inmeye başlayınca Ercan’a, covid-19 vakaları yeniden görülmeye başlandı. Tespit edilirse kontrol altına alınıyor ama girişte yaptırdığı PCR testinin sonucunu otelde veya evde bekleyenlerin temas ettikleri kişilerin de tehlike altına girdiklerini söyleyebiliriz.

Kaldı ki uçaktan iner inmez valiziyle nedense! berbere gidenleri de gördük. Dolayısıyla tedbirli olmayı yeniden hatırlatarak düğüne dönersek 100 kişiden ancak bir veya ikisinde maske olduğunu söyleyebiliriz. Tebrikten önce ve sonra dezenfektan konulmuş olmasına rağmen kucaklaşmalar, yanak yanağa öpüşmeler, el öpmeler düğün boyunca devam etti. Bazıları kaçınmış olabilir temastan ama ya gelin ve damat… Kaçınmak olanaksız.

“Kültürümüzdür, adetimizdir, yapmazsak, el öpmezsek, öpüşmezsek ayıp olur” diyerek hastalığın artmasına neden olabiliyoruz. Biraz daha dayanalım lütfen!.. Aşı veya ilaç bulunana kadar biraz daha dişimizi sıkalım. Ondan sonra eksiklerimizi telafi ederiz desem de ondan sonrası da yeni normal!

Bu yazı toplam 1237 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar