1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Paramal ovasında sahipsiz bir mezarlık
Paramal ovasında sahipsiz bir mezarlık

Paramal ovasında sahipsiz bir mezarlık

Ahmet Necip Özmanevra’yla üç yıl kadar önce ilk kez konuştuğumuzda bana, ninesi İlmiye Asım’ın Paramal’da bir ovada 20 civarında Kıbrıslıtürk’le birlikte gömülü olduğunu belirterek Kayıplar Komitesi’nin bu konuda kendisine ya

A+A-

 

 

Ahmet Necip Özmanevra’yla üç yıl kadar önce ilk kez konuştuğumuzda bana, ninesi İlmiye Asım’ın Paramal’da bir ovada 20 civarında Kıbrıslıtürk’le birlikte gömülü olduğunu belirterek Kayıplar Komitesi’nin bu konuda kendisine yardımcı olup olamayacağını sormuştu... Kayıplar Komitesi’nin görevi öncelikle “kayıplar”ı bulmak olduğu için, benzer durumda olan Larnakalı bazı Kıbrıslıtürk aileler de beklemekteydi: Onların sevdikleri de Larnaka’daki Kıbrıslıtürk mezarlığının dışına 1974’te alel-acele gömülmüş ve zamanla kimin nerede gömülü olduğu belirsizleşmişti... Bu konuda büyük kaygı duyan aileler vardı... Tıpkı İlmiye Hanım gibi, bunlar da “kayıp” insanlar değildi ama mezarlarının yeri tam olarak belli değildi...

Aradan zaman geçti – İngiliz üslerinde Paramal’da bir ovada 20 civarında Kıbrıslıtürk’ün gömülü olduğu, bu durumdan İngiliz üs makamlarının da çok mutlu olmadıkları haberleri gelmeye başladı... Belki Kayıplar Komitesi, Paramal’da gömülü olan bu Kıbrıslıtürkler için de birşeyler yapabilir düşüncesiyle, Paramal’da neler yaşanmış olduğunu öğrenmek üzere Ahmet Necip Özmanevra’yla bir röportaj yaparak ayrıntıları öğrenmeye çalıştım...

1974’te İngiliz üslerindeki Paramal ovasında Kıbrıslıtürk göçmenler için bir kamp kurulmuştu – bu kampa bu bölgedeki köylerden Kıbrıslıtürkler sığınmıştı... Neredeyse 1975 başlarına kadar bu kampta kalan Kıbrıslıtürkler’den doğal bir ölümle vefat edenler, kampın yakınındaki bir tarlaya defnedilmişti... İlk defnedilen, Ahmet Necip Özmanevra’nın sevgili ninesi İlmiye Asım olmuştu... İlmiye Asım doğal nedenlerle ölmemiş, ganimet için Aytuma’ya giden iki Kıbrıslırum tarafından vurularak öldürülmüş, sonra da naaşı yakılmaya çalışılmıştı... Naaşını İngilizler ya da Birleşmiş Milletler Barış Gücü, yanmış vaziyette, Paramal kampına getirerek aileye teslim etmiş, onlar da İlmiye Hanım’ı Paramal’daki bu ovaya gömmüşlerdi... İlmiye Hanım gömülürken kulağında altın ful küpeler vardı – torunlarından biri bu küpeleri kulağından çıkarmıştı, ola ki hırsızlar gelip de mezarını dağıtmasın diye...

Ardından bu ovaya Kıbrıslırumlar’ın öldürmüş olduğu veya doğal ölümlerle vefat eden başka Kıbrıslıtürkler de gömülmüş, burada 20 kadar Kıbrıslıtürk’ün gömülü olduğu, ovanın ortasında bir tür mezarlık oluşmuştu... Kampta çıkan bazı kavgalarda yine bazı Kıbrıslıtürkler’in öldürmüş olduğu başka bazı Kıbrıslıtürkler’in de bu mezarlığa gömüldüğü anlatılmaktaydı...

Ahmet Necip Özmanevra, bize ve Kayıplar Komitesi yetkililerine Paramal ovasındaki bu mezarlığı göstermek istiyor – 2003’te barikatlar açıldıktan sonra Ahmet Bey, Paramal’daki bu ovaya gidip sevgili ninesi İlmiye Asım’ın mezarını aramış – evet, 20 kadar mezar oradaymış ama hangisi ninesinin mezarıdır, bu belli değilmiş. İşte Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum yetkililerine, bizimle birlikte gelerek Paramal’daki ovadaki bu mezarlığı göstermek istiyor ki belki Kayıplar Komitesi, bu ailelere yardımcı olur ve bu mezarlar tümüyle kaybolmadan, kimlikleri saptanır, aileler de onları alarak doğru düzgün defnedebilir... Bu konuda Paramal’da defnedilmiş olan Kıbrıslıtürkler’in ailelerine de bir çağrıda bulunmak istiyorum – lütfen beni 0542 853 8436 numaralı telefonumdan arayınız ki bu mezarlıkta başka kimlerin gömülü olduğunu öğrenebilelim...

Ahmet Necip Özmanevra’yı anlatayım size şimdi de: Ahmet Bey, Anoyralı bir aileden geliyordu, tam 12 çocuk sahibi bir aile... Ahmet Bey bu 12 çocuktan altıncısı olarak Anoyra’da büyüyordu... Aile geçimini iki davardan elde ediyordu: Keçi sürüsü ve koyun sürüsü... 1963’te Evdim’e göç etmek zorunda kalmışlardı ve hayvancıklarını da yanlarına almışlardı.. Burada beş yıl kaldıktan sonra Evdim’e “keçi yasağı” getirilince, “Teşkilat” onların Aytuma’ya yerleştirilmesine karar vermişti... “Teşkilat” onlar için saçtan yani lamarinadan bir ev yapmıştı – Aytuma, onların toprakları olan Anoyra’ya yakındı... Anoyra’da kendi topraklarında mandra kurmuşlar, bir traktör almışlar ve 1968’den itibaren hayvancılık ve çiftçilik yapmayı sürdürmüşlerdi... Ancak bu durum çok uzun sürmeyecek ve savaş bulutları bir kez daha adamızın üstüne toplanacak, aile bu kez bölgedeki tüm Kıbrıslıtürk köylerin yaptığı gibi, İngiliz üslerindeki Happy Valley’ye sığınmak zorunda kalacaktı...

Bir kişi hariç: Ahmet Necip Özmanevra’nın sevgili nineciği İlmiye Asım... İlmiye Asım, Aytumalılar henüz köyü boşaltmadan önce Anoyra’daki mandraya gitmek istemiş, köyün etrafında nöbet bekleyen Kıbrıslıtürk mücahitler “Dön geri da yasaktır, sakın gitme” demişlerdi... Ama İlmiye Hanım etrafı kolaçan ederek mücahitlerin göremeyeceği bir yerden çıkarak Anoyra’daki mandıralarına gitmişti:  Küçük oğlacıklarını, tavucuklarını, alinacıklarını yedirmeye, hayvancıklarını suvarmaya gitmişti – giderken yanına yedi yaşındaki küçük kız torunu Nadiye’yi de almıştı... Mandıradan Aytuma’daki lamarinadan yapılmış evciğe döndüğü zaman herkesin kaçtığını, ortada kimseciklerin olmadığını görmüştü...

Toruncuğuyla birlikte Aytuma’da kalmayı sürdürmüştü... Civar köylerden bazı Kıbrıslırum çapulcular ve ganimetçiler, her gün buradan geçiyor, “Napan gocagarı? Ne var ne yok?” diyordu... İlmiye Hanım da, “Napayım oğlum” diyor, işine bakıyordu... Küçük torunu Nadiye’yi de bir kazanın altına saklıyordu, başına kötü bir şey gelmesin diye...

Böylece aradan sekiz-on gün geçmişti... Paramal’a gelen göçmen Kıbrıslıtürkler, İlmiye Hanım ve küçük torunundan haber getiriyorlardı:

“Gocagarı eyidir, gördük kendini geçerken, yanında bir da kız çocuğu var” diyorlardı... Çünkü İngiliz üslerine gitmek için bu yoldan geçmek zorundaydılar...

Rüyalarına her zaman büyük önem veren İlmiye Hanım’ın torunlarından Mehmet bir gün uyanmış ve “Bugün gidip nenemi oradan almazsak, onu öldürecekler” demişti.

Happy Valley’de bir eşek bulmuşlar, eşeği derenin kenarına getirmişlerdi... Erkeklerin bu kamptan dışarıya çıkması çok tehlikeliydi o savaş günlerinde çünkü etrafları Kıbrıslırum askerler ve çapulcularla çevriliydi. Bu yüzden Ahmet Bey’in annesi Şerife Hanım’ı eşeğe bindirmişler, “Bu dereyi takip et, Aytuma’ya çıkar... Nenemizi ve kızkardeşimiz Nadiye’yi al ve gel” demişlerdi...

Şerife Hanım eşecikle Aytuma’daki saçtan eve vardığında, İlmiye Hanım’ı sağ salim, çiçek dolması yaparken bulmuştu... İlmiye Hanım, “Nerdesiniz ama kaç gündür?” demişti... Kızı da “Hade anne hazırlan da gidelim” demişti – ama buna fırsat olmamış, her gün ganimete gelen Anoyralı iki Kıbrıslırum, oraya gelmişlerdi... Şerife Hanım, küçük Nadiye’yle birlikte İlmiye Hanım’ın uyarısı üzerine saklanmıştı... Bu iki Kıbrıslırum, İlmiye Hanım’a her gün yaptıkları gibi seslenmişler ama sonra herhalde ısladırlı eşeği görünce kuşkulanmışlar ve ateş açarak oracıkta İlmiye Hanım’ı vurup öldürmüşlerdi... Sekinin üstünde oturmuş çiçek dolması yapan İlmiye Hanım geriye devrilmiş, göğsü kanlar içinde kalmıştı... Kıbrıslırumlar oradan ayrılınca küçük Nadiye ninesine bakmaya gitmiş, “Anne! Nenem öldü!” demişti... Şoklarını yaşayan Şerife Hanım, küçük kızını da alıp eşeğe binmiş ve hemen Paramal’a dönmüştü... Paramal kampına girer girmez düşüp bayılmıştı...

Ahmet Necip Özmanevra, tüm bunları bize anlatırken gözleri doluyor, o günleri tekrar yaşıyor... Sevgili nineciği İlmiye Asım’ı hatırlıyor, onun nasıl da harika bir kadın olduğunu, cesur olduğunu, çizmeleri ayağına geçirip ovalarda çalışmaya gittiğini, kardeşlerini ve kendini omuzlarında nasıl büyüttüğünü hatırlıyor, masmavi gözleri buğulanıyor... Neneciğini sevgiyle anıyor, onu hiç unutmamış, “Nurlar içinde yatsın” diyor...

Ahmet Bey’le yaptığımız röportajı yarından itibaren yayımlamaya başlıyoruz...

 


Aymarinalı okurlarımızdan “Musa”ya tepki…

Bu sayfada son iki gündür yayımlanmakta olan “Kayıp” Hüseyin Yalçın’ın hikayesi çerçevesinde eniştesi Hüseyin Molla’ya “Musa” isimli bir şahsın aktardıklarına tepki gösteren Aymarinalı okurlarımız, Aymarina’da (Gürpınar) tek bir öğretmen olduğunu, onun da Hüseyin Yalçın olduğunu, köyde Musa diye bir öğretmenin hiçbir zaman bulunmadığını anlattılar. “Musa” adlı bu şahsın anlattıklarının doğru olmadığını belirten Aymarinalı Kıbrıslıtürk okurlarımız, Hüseyin Molla’nın söz konusu şahıs tarafından yanıltılmış olduğuna dikkati çekmek istediklerini söylediler.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 985 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler