1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Paralimni'de 'kayıplar'ın izinde...
Paralimnide kayıpların izinde...

Paralimni'de 'kayıplar'ın izinde...

Komikebirli sevgili arkadaşım, “kayıp” yakını Hristina Pavlu Solomi’yle birlikte bir Kıbrıslırum okurumla buluşmak üzere Paralimni’ye gidiyoruz... Bu okurum, adamızdaki korkunç çatışmalardan bir görgü tanığı... Adamızdaki çatışmala

A+A-

 

 

Komikebirli sevgili arkadaşım, “kayıp” yakını Hristina Pavlu Solomi’yle birlikte bir Kıbrıslırum okurumla buluşmak üzere Paralimni’ye gidiyoruz... Bu okurum, adamızdaki korkunç çatışmalardan bir görgü tanığı... Adamızdaki çatışmalar bizden o kadar çok şey götürdü, o kadar çok gözyaşı getirdi, o kadar çok insan yaşamına maloldu, onca yoksulluğa, sefilliğe maloldu ki... Ama en önemlisi, bu çatışmalarda öldürülenlerin geride bıraktıklarına o kadar büyük acılar yaşattı ki... Çatışmalarda ölenler yalnızca bir kez ölürler ancak onu sevenler, onu kalplerinde tutanlar her gün binlerce kez ölürler... Sevdiklerinin hatıralarına sarılıp ölümün öylesi dokunulmaz, öylesi çaresiz, öylesi geri dönülmez bir şey olduğunu her bir gün hissederek, her bir gün algılayarak yaşarlar... Sevdiğiniz bir insan hayattan koparılıp alındığında, ne yaparsanız yapın, ona söylemek istediklerinizi söyleyemediğinizi farkedersiniz... Son bir kez sarılamamışsınızdır ona, eğer bir anlamı varsa, onunla vedalaşamamışsınızdır... Ama sevdiğinizin tüm hatıraları tüm detaylarıyla aklınızdadır, yüreğinizdedir, iyi ve kötü hatıralar, acı ve tatlı hatıralar ve siz, sevdiğinizi yitirmiş olan siz, bunun ne kadar da tuhaf bir durum olduğunu hissedersiniz: Hiçbirşeyi unutamazsınız, hiçbir zaman ve kaybetmiş olduğunuz sevdiğinize özleminiz bir dalga gibi vurur sizi ve bu özlem hiçbir zaman yokolmaz... Ölümün sizi ayırdığı babanız, anneniz, kardeşiniz ya da eşinizi ne kadar özlerseniz, o kadar çok hatırlarsınız onu ve kendi acınıza gömüldükçe, bundan çıkmak giderek zorlaşır...

Hristina’yla birlikte Paralimni’ye gidiyoruz, Hristina’nın da Komikebir’den hatıraları var, “kayıp” babası ve kardeşiyle hatıraları... Babası ve erkek kardeşi ondan koparılıp alındığında, 13 yaşında bir kız çocuğu olarak annesiyle birlikte yapayalnız kalakalmıştı – hayatı sanki bir baltayla kesilir gibi parçalandı ve hayat bir daha asla eskisi gibi olmadı. Çünkü 1974’te savaştan önce Komikebir’de büyüyen bir çocuk olarak yalnızca çok güzel hatıralara sahipti – köyünden tarlalarına giden yolda koşması, gufi yılanlarla karşılaştığında ayaklarını sertçe yere vurarak yılanları kaçırması, ailesine ait tarlalarda çalışan işçilere yemek taşıması ya da ailesine ait un değirmeninin sendesinde oynaması, buradaki renkli ansiklopedilere bakması... Bu renkli ansiklopedileri o kadar çok seviyordu ki Komikebir’i geride bırakıp da köyü terketmeye zorlandığında, bir cildini yanında götürmüştü... Bir çocuğun en değerli hazinesiydi bu renkli ansiklopedi cildi... İçinde rengarenk çiçeklerin, kelebeklerin resimleri vardı... Hristina, Karpaz’ı terketmeye zorlandığında, güneye geçecek ve yoksul bir göçmen çocuğu olarak hayatını sürdürmek zorunda kalacaktı...

Hristina’nın Komikebir’den harika hatıraları da var: Tarlalar dolusu tavşankulağı, harnıp ve zeytin ağaçları, kendi yağ değirmenlerinde çıkardıkları zeytinyağının kokusu... Bir köy çocuğu olarak büyürken, doğayla ilgili herşeyi öğrenecek, hangi bitkinin nerede büyüdüğünü belleyecekti... Galatya dışında bir dal yaban mersini kopartıp bunun ne güzel tüttüğüne işaret ediyor bana ya da bir demet lazmarin veya bir dal feslikan koparıp yol boyu bunları yanında taşıyor: Karpaz’ın bütün kokularını ezberine almış Hristina, bunları unutmuyor, unutamıyor... “Kayıplar”ı araştırdığımız tüm seyahatlerimizde bunları yaşıyoruz Hristina’yla... Arabada yanımda oturup bana Sazlıköy (Livadya) dışında küçücük Panaya kilisesiyle ilgili bir rüya gördüğünü ya da Komikebir’den ayrılırken, tam da bu ağaçlıklı yoldan geçerken neler hissetmiş olduğunu anlatıyor...  Komikebir’den ayrılırken o ağaçlıklı yolda bildiği bir yerden koparılıp bilinmeyen bir geleceğe fırlatılmış o küçük kızın neler hissettiğini anlatıyor... Evinin her köşesini, köyünün her kemerini, Karpaz’ın her bir taşını, her bir dönemecini, her bir plajını, her bir köyünü silinmez bir damga gibi yüreğinde taşıyor... Bana “kayıp” babasından ya da “kayıp” kardeşinden çok fazla sözetmiyor çünkü sanırım onlar hakkında konuşmaya başlarsa ağlayacak, bu onu çok üzecek... Bu üzüntünün çaresi yok çünkü adamızda çok korkunç şeyler yaşandı, insanlara işkence edildi, insanlara tecavüz edildi, insanlar öldürüldü ve naaşları öylesine yerlere saklandı ki aradan 40-50 yıl geçmiş olduğu halde hala adamızdaki bu kanlı bulmacayı birlikte çözmeye çalışıyoruz Hristina’yla... Hristina’nın babası ve kardeşi Galatya’da vahşi biçimde öldürüldü ve anlatılanlara göre ya Galatya gölüne ya da Galatya dışındaki çöp alanına gömüldü... Bu bilgileri iğneyle kuyu kazarak elde ettik çünkü Galatya’da hala büyük bir “inkar” havası hakim... İnsanlar konuşmak istemiyor, korkuyor...

“Kayıplar”la ilgili bilgi toplamaya çalışmak, gerçekten de iğneyle kuyu kazmaya benziyor – çok ama çok sabırlı olmanız, çok ama çok ısrarlı olmanız gerekiyor – herşeyi görmüş, duymuş, cinayetlere tanık olmuş insanlar korktukları için konuşamıyor… Korku, kitleleri felce uğratıyor ancak arada bir bazı okurlarımız cesaretlerini toplayıp arıyor ve bildiklerini anlatıyor. Bazı okurlarım da bildikleri, duydukları, tahmin ettikleri olası gömü yerlerini gösteriyorlar…

Bugün, 16 Mart 2012 Cuma günü işte tam da bunu yapıyoruz: Arkadaşım Hristina’yla taa Paralimni’ye gidiyoruz, bir Kıbrıslırum okurumla buluşmaya… Kıbrıslırum okurum beni arayarak 1964’ten beridir “kayıp” olan bazı Kıbrıslıtürkler’in gömülü olduğu bir kuyuyu bana göstermek istediğini anlatmıştı…

Okurumun bize bazı şartları olmuştu: Kuyuyu yalnızca bana gösterecek, İngilizce konuşamadığı için Hristina çevirmenimiz olacak, kendisinden hiçbir şekilde kimseye söz etmeyeceğim... Yıllardır yazılarımı okuduğu için bana güveniyor ama başka birine güvenmiyor. Bu yüzden olası gömü yerini bana göstermek istiyor...

Okurumun vermiş olduğu randevu yerine varıyoruz ve onun arabasını takip ediyoruz. Okurumun adını bilmiyorum, ona bunu sormadım, sormayacağım da, eğer istiyorsa kendisi bana adını söyleyebilir.

Okuruma ait bir işyerinde oturup kahve içiyoruz... Öyküsünü anlatıyor, Hristina da bana onun anlattıklarını çeviriyor. Ben Rumca konuşamıyorum, çok az anlayabiliyorum, pek çok sözcük biliyorum ama sözcükleri bir araya getirip da cümle kurabilecek kadar konuşamıyorum... O nedenle Hristina çevirmenliğimizi üstleniyor, gönüllü olarak...

Okurum 1964 yılında henüz 13 yaşında bir çocukmuş, bu bölgede oynuyormuş – o günlerde bir düğün varmış ve tam da düğün devam ederken, bir haber gelmiş, Mağusa’dan alınarak bu bölgeye öldürülmeye getirilen Kıbrıslıtürkler’den sözediliyormuş... Bu Kıbrıslıtürkler, Mağusa’dan kaçırılıp burada öldürülüp bir kuyuya gömülmüşler... Okuruma göre bu kuyunun yakınında bazı genç harnıp ağaçları varmış...

Kuyunun bulunduğu tarlanın ilerisinde okurumun tırmanmayı sevdiği bir ağaç varmış, o ağacın üstünde oturup çevreyi seyredermiş... 13 yaşındaki bir çocuk olarak tıpkı bir tilki gibi meraklıymış!

Tarihlerden Mayıs 1964 olmalı, NAAFİ’deki işyerlerinden ya da yollarda seyahat ederken çok sayıda Kıbrıslıtürk’ün “kayıp” edildiği aydı bu... 11 Mayıs 1964’te Mağusa Surlariçi’ne polis komutanı Pandelidis’in oğlu ile birlikte iki Yunan subayının girmesi ve onların güpegündüz oracıkta vurularak öldürülmesinden sonrasıydı bu... Bu üç kişinin öldürülmesini izleyen günlerde çok sayıda sivil Kıbrıslıtürk ya Barclays Bank ve NAAFİ gibi çalıştıkları yerlerden alınmışlar ya da yollardan sokaklardan toplanmışlar ve “kayıp” edilmişlerdi. Mağusa Surlariçi’nde öldürülen biri Kıbrıslırum, ikisi Yunanlı bu üç kişinin öldürülmesine karşılık bir “intikam” hareketi olarak 30-40 civarında Kıbrıslıtürk, 11 Mayıs 1964 ve onu izleyen günlerde “kayıp” edilmişti. Kıbrıslırum okurlarımın yardımlarıyla o günlerde “kayıp” edilen bazı Kıbrıslıtürkler’in gömülü olduğu yerleri bulduk, kazılar yapıldı ve onlardan geride kalanlar ailelerine gömülmek üzere iade edildi... Bu yüzden okurlarıma sonsuz teşekkürler ediyorum. Ancak o günlerde “kayıp” edilenlerden hala bulamadığımız insanlar var... İşte bu yüzden bu Kıbrıslırum okurumun tanıklığı benim için çok önemli... Böylesi tanıklıklar, olayın hatırlatılmasına, o konuda bilgilerin tazelenmesine ve paylaşılmasına, olası gömü yerlerinin bir kez daha gözden geçirilmesine yarıyor...

Kıbrıslırum okurumla birlikte kuyunun hangi tarlada bulunduğuna bakmaya gidiyoruz.

“İşte bu alanın içindedir o kuyu” diye işaret ediyor okurum...

“Bu kuyuda su yoktu, köylüler bu kuyuya çöp atardı... Mağusa’dan kaçırdıkları Kıbrıslıtürkler’i bu kuyunun başında öldürüp gömmüşlerdi. Fakat en üstteki doğru düzgün gömülmemişti ve eli dışarıdaydı... Bu tarlanın yanından geçen birisi bunu görünce, gelip onu oradan çıkarmış olabilirler. Fakat geriye kalanlar kuyunun içinde olmalıdır. Onları öldürüp bu kuyuya attıktan birkaç gün sonra bir şiro getirerek tarlayı sürdüler ve çabucak ektiler ki kuyunun yeri anlaşılmasın... Çünkü Mağusa’dan alınıp da “kayıp” edilen Kıbrıslıtürkler’in akrabaları, Paralimni’ye kadar gelerek onları arıyorlardı... “Kayıp” edilen bazı Kıbrıslıtürkler’in akrabaları, Birleşmiş Milletler’le birlikte birlikte on gün boyunca bu bölgede bu “kayıp” insanları aradılar ancak hiç kimse konuşmadı. Tüm bu gördüğünüz alan bomboş bir yerdi o zamanlar, buradan baktığınızda denizi görebilirdiniz... Bu olay olduktan birkaç yıl sonra bu bölgeye bir kuyu açmışlardı. O günlerde o bölgede bir kuyu varsaydı, ondan ancak 80 ayak uzaklıkta başka bir kuyu açabilirdiniz. O nedenle bu kuyu şimdi kapalı olup görünmese da, sanırım bulabilirsiniz... Bu da, bu bölgenin bir haritasıdır, sizin için aldım...”

Böyle anlatıyor Kıbrıslırum okurum ve bana bölgenin bir da haritasını veriyor. Kuyunun nerede olabileceğini, harita üzerinde işaretliyor...

Çok yaşlı bir harnıp ağacının yanında duruyoruz… Buradan baktığımızda kuyu görünmüyor ama bu kadar ayrıntı veren okurum, bu kuyuyu bulmamızı sağlayacak…

“O günlerde insanlar cahildi… Kıbrıs’ta farklı bir hayat tarzı vardı…” diyor okurum. “Şimdi artık insanlar daha eğitimlidir, daha çok şey biliyorlar… Umalım ki Kıbrıs’ta bir daha böyle şeyler yaşanmasın. İnsanlar artık daha eğitimli oldukları için her duyduklarına inanmazlar, inşallah bu eğitim nedeniyle gelecekte böyle şeyler yaşanmaz… Her iki taraf da öldürdü, her iki taraf da korkunç şeyler yaptı… Şimdi daha eğitimli kuşaklar yetişti… İnanıyorum ki gelecekte böyle korkunç şeyler yaşanmayacak…”

Bu iyi yürekli Kıbrıslırum okuruma teşekkür ediyoruz ve olası gömü yerinden ayrılarak, Kayıplar Komitesi yetkilileri Ksenofon Kallis, Murat Soysal ve Okan Oktay’la buluşmaya gidiyoruz. Onları bu olası gömü yerine getiriyoruz ve onlara da okurumuzun göstermiş olduğu, kuyunun bulunduğu alanı gösteriyoruz…

Bu Kıbrıslırum okuruma bildiklerini bizimle paylaştığı için sonsuz teşekkürler, sevgili Hristina’ya benimle birlikte taa Paralimni’ye kadar gelerek gönüllü olarak okurumla aramızda çevirmenlik yaptığı için sonsuz teşekkürler… Kayıplar Komitesi yetkilileri Kallis, Okan Oktay ve Murat Soysal’a da Paralimni’ye gelerek onlara bu yeri göstermemizi kabul ettikleri için teşekkür ederiz.

Eğer okurumun anlattıkları doğruysa, o zaman bazı “kayıp” yakınlarına birazcık da olsa huzur götürebileceğiz...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 754 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler