1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Paralı Sağlık: ŞAKA GİBİ...
Paralı Sağlık: ŞAKA GİBİ...

Paralı Sağlık: ŞAKA GİBİ...

Kızımla Sosyal Bilgiler dersi çalışıyoruz. Konu: Bireyin Temel İhtiyaçları. 1. Beslenme 2.Barınma 3.Sağlık 4. Eğitim Yaşadığımız ortamı düşünüyorum. Temel ihtiyaçlarımızı ne oranda karşılayabildiğimizi? Beslenme mi? Tam bir kaos. Et, süt sebze. Ya hormon

A+A-

 

 

 

Kanunname: “Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar kuş olur uçar ve özgür olurlar, uçamayanlar tavuk olurlar. “Tavuk Toplum” önüne atılan bir avuç yemi gagalarken arkadan yumurtaların alındığının farkında bile olmaz! “

CHARLES DARWIN

 


 

Paralı Sağlık: “ŞAKA GİBİ”…

Kızımla Sosyal Bilgiler dersi çalışıyoruz. Konu: Bireyin Temel İhtiyaçları. 1. Beslenme 2.Barınma 3.Sağlık 4. Eğitim

Yaşadığımız ortamı düşünüyorum. Temel ihtiyaçlarımızı ne oranda karşılayabildiğimizi? Beslenme mi? Tam bir kaos. Et, süt sebze. Ya hormonlu, ya da zehirli. Yiyoruz yemesine de, ne tadımız ne de güvenimiz var. Su derseniz tankerlere mahkûm olduk. Ne saç yıkamanın tadı var ne de diş fırçalamanın. Musluklardan akan su kireç, tuz ve bakteri…

Barınma mı? Ateş pahası elektriğimizle ve çöpten geçilmeyen sokaklarımızla şimdilik başımızı sokacak evlerimiz var.

Eğitim: En iyi öğretmenlerimiz devlet okullarında olsa da, yıllardır sürdürülen yap-boz eğitim politikaları sonucunda devlet okullarında Kıbrıslıtürklerin çocukları artık yok. Çuvalla para ödediğimiz özel okullardaki çocuklarımızın geleceği ise meçhul…

SAĞLIKTA HARAÇ

Ve sağlık: Belki de temel ihtiyaçlarımızın en önemlisi. Bir toplumda devletin bireylerine sağlamakla yükümlü olduğu en öncelikli hizmet. Sağlık olmazsa yaşam da olmaz. Yaşamın her alanında dibe vurduğumuz, sözün bittiği yerde kamp kurduğumuz bu günlerde Sağlık Bakanlığı sağlıkta yıllardır çözüm bekleyen sorunları çözmek yerine vatandaşından haraç toplama yolunu seçti. Evet, uygulamaya konan rakamlar “dilenme” olamayacak kadar büyük ve yasal olamayacak şekilde “haraç”tır.

Sağlıkta sorunları çözmek için gerekli olan dört yasa vardır. Bu yasalar birbiriyle uyumlu çalışacak sistemin olmazsa olmaz dört bacağıdır. Sağlık Çalışanları Yasası, Genel Sağlık Sigortası, Döner Sermaye Yasası ve Özel Hastaneler Yasası. Yıllardır söylenen, üzerinde görüşülen bu yasaların envai çeşidi Tabipler Birliği’nin arşivlerinde mevcuttur. Eminim ki eğer bir arşiv varsa Sağlık Bakanlığında da vardır. Hal böyle iken ve daha 8 ay önce Sağlık Çalışanları Yasası ile ilgili Yüksek Mahkeme’den çıkan bir karar varken, Sağlık Bakanlığı bu yasaları düzenlemeye sokmak yerine Maliyenin kasasından Sağlık için alamadığı parayı halkın cebinden alma yolunu seçti.

FON YÖNETİMİ NASIL OLACAK?

Oluşturulan sağlık fonu hem adil değil, hem de yönetimi anlamında da şaibeye yol açabilecek kadar büyük bir rakamdır. Düşünsenize, sadece Lefkoşa’daki Devlet Hastanesi Dr. Burhan Nalbantoğlu’na günde 400 civarında hasta başvuruyor. Muayene ücreti beş Lira’dır. Bir hasta sadece bir doktora muayene olsa ve kan tahlili yaptırsa 15 Lira verecektir. Ki genellikle gelen hasta en az iki doktoru görür, kan tahlili yaptırır ve röntgen çektirir. Ameliyatlar, patoloji ve diğer tanı yöntemleri için daha büyük paralar ödemesi gerekir. Yani gelen her hasta aslında en az 30 ile 50 lira arasında para verecektir. Biz hastanın sadece 15 Lira verdiğini bile hesaplasak, Burhan Nalbantoğlu’nda günde 6000 lira para toplanacaktır. Diğer hastane ve Sağlık Ocakları da hesaba katılırsa Sağlık Bakanlığı halktan her gün en az 10 bin Lira para toplayacaktır.  Fon’da büyük miktarlarda para birikecek. Peki, ama bu fonun yönetiminin sadece müsteşarın ve iki müdürün imzasıyla idare edilmesi ne kadar doğrudur?

İşin bir başka yanlış yönü; vatandaşın her ay maaşından devlet sağlık için zaten belli bir miktar para kesiyor. Sigortalı ise, sigortaya yatırıyor, memur ise maaşından kesiliyor; peki ama Sağlık Bakanlığı vatandaşın cebinden ekstradan para almak yerine niye devletten devletin vatandaştan aldığı parayı almayı denemiyor?

VATANDAŞ OLMAYANLARIN DURUMU…

Gelelim vatandaş olmayanlara… Bu ülkede vatandaş olmayıp oturma izni ile yaşayanlardan (ki bunların bir grubu yüksek öğrenimdeki öğrencilerdir) devlet, devletteki sağlık hizmetlerinden yararlanmak için yılda bir asgari ücretin onda biri kadar para alıyor. Yani yılda 130 TL. Peki ama hastaneye küçük bir trafik kazası için bile gelen böyle bir kişinin masraflarını 130 Lira nasıl karşılasın?  Ve acaba bu kişilerin kaçı bu parayı ödüyor? “Turist” adı altında bu ülkeye girip, burayı mesken tutanlar sağlık için hiç para ödemiyorlar ama bir sorun olduğunda birileri onlar için hastaneye muaf kağıdı yollayabiliyor.

Sosyal Yardım Dairesi’nden Sosyal Yardım maaşı alanların sayısı 6200’dür. Bu rakamın 4200’ü sakatlık kategorisinden maaş almaktadır. Yani doktor raporu ile… Gelin görün ki bu insanların sadece 130 tanesi Kıbrıs kökenlidir. Halbuki vatandaş olmak için sağlık raporu da gerekmektedir. Acaba bu kadar insan vatandaş olduktan sonra mı sakatlandı?

İNSAF!

Tüm bu anomaliler ortada dururken devlet sağlık için para alamadığı taşıma nüfusun sağlık masrafını da kendi vatandaşının cebinden gönüllü değil, zorla almaya başlamıştır.

Yapılması gereken çok basittir. Devletin, sağlık hizmeti verdiği ve vereceği herkesi sosyal güvence altına alması gerekmektedir. Vatandaşın cebinden hiçbir yasal dayanağı olmadan para toplamak insanları haraca kesmektir.

Yaşlı ve hasta insanları sabahın köründe bir kuyruktan diğer kuyruğa sürükleyip insani olmayan şartlarda sağlık hizmeti verdiğini iddia etmek ayıptır ve günahtır. İnsaf edin beyler; bunu yaptığınız insanlar bizim insanlarımızdır.

Sürekli örnek, emir ve tavsiye aldığınız Türkiye, “70 milyonluk Türkiye” bütün vatandaşlarını sağlık güvencesi altına alıp herkesin hastanelerden yararlanmasını sağlamışken, Sosyal Devlet olduğunu iddia eden siz 300 bin kişilik topluma sağlık hizmeti veremez duruma geldiniz!

 

 


Çok Güldüm…

Rauf Raif Denktaş’ın defnedildiği Cumhuriyet parkını hepimiz biliyoruz. Genel Hastanenin karşısında, en işlek caddenin üzerinde olan bu park bence Lefkoşa için tam bir nefes borusu. Sayın Denktaş buraya gömülene dek çok bakımsız ve perişan durumda olsa da bu park o bölgedeki birçok insanın yürüyüş alanı idi. Şimdilerde daha bakımlı ve daha kalabalık. Yürüyüş yapanlar “acaba anıt mezar yapılınca hâlâ bize yürüyebilecek yer kalacak mı?” diye hüzünlenirken, özellikle Türkiyeli ziyaretçiler de mezarı hiç boş bırakmıyorlar.

Her mevsimin bir başka güzel yaşandığı bu parkta yürüyüş yapmayı ben de çok sevenlerdenim. Geçen gün parkın devamlı yürüyüşçülerinden Sayın Denktaş’a ömrü boyunca hep muhalefet yapmış bir arkadaşımla karşılaştım parkta. “Görüyor musun kaderi Filiz Hanım?” dedi. Ben “Hayrola, ne oldu?” dedim. “Yani Denktaş Bey sağlığında bana ‘ben ölünce her gün mezarıma gelecek, fatiha okuyacak ve çevremde dört döneceksin dese’ bu adam çıldırmış derdim” dedi. “Ama kadere bak ki şimdi öyle yapıyorum” 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1338 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler