1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Papazın Oteli
Papazın Oteli

Papazın Oteli

Sevdiğim Makalelerim 27Eylül 2006 Yenidüzen Geçen Pazar günkü Sabah'ın ekinde, Mehmet Altan'ın çok hoş bir yazısı vardı. Chicago'ya ''Tarım Borsası''nı gezmek için gitmiş. Oradan da Boston'a uçup Harvard üniver

A+A-

 

 

Sevdiğim Makalelerim

27Eylül 2006 Yenidüzen

                                    

 

Geçen Pazar günkü Sabah'ın ekinde, Mehmet Altan'ın çok hoş bir yazısı vardı.

Chicago'ya ''Tarım Borsası''nı gezmek için gitmiş. Oradan da Boston'a uçup Harvard üniversitesinin mekanı Cambridge'ye geçmiş. Bu şirin ve ''Avrupalı'' şehirciği, insanlarını, Amerika'nın henüz gelmeyen ''fall foliage'sini ''blueberry''lerin sonbahar müjdesine giriştiğini tatlı tatlı anlatmış. (M.Altan'ın sekiz yıl önce bir dönem yaşadığı Amerika hakkındaki makaleleri içeren kitabı olduğunu hatırlatalım.)

Harvard üniversitesinin yerleştiği Cambridge'den söz edince, on yıl önce orada geçirdiğim bir haftalık zamanı düşündüm. Boston hava alanından Cambridge'e gelir gelmez büyülenmiş, Amerika'da yaşarsam burası olmalı demiştim. Nedeni de, Avrupa kokusu taşıması. Başka bir tercih sebebi, gezdiğim, gördüğüm yerler arasında ''yaşayabilirim'' dediklerimin tümünde olduğu gibi, şehrin tümüyle üniversite kampusu havası taşımasıdır. Örneğin Belçika'daki Brugge (Bruj) İngiltere'deki Oxford ve Cambridge gibi.

Amerika'ya birkaç kez giden herkes, bavullarının gelmemesi felaketiyle karşılaşabilir. Boston'a bavulsuz inip, Türk ve Rum eğitimcilerin buluşacağı work shopun mekanı Cambridge'ye hareket ettik.

 İki-toplumlu atölye çalışmalarında, eğitimciler genellikle katılımcılarla aynı yerde kalırdı. İlk kez, hocaların hocası Louise, eğitim ekibinin başka bir yerde konaklayacağını haber verdi. Havaalanında Kıbrıslıtürk katılımcılardan ayrılmak zorunda kalıp, eski bir konağın adresine ulaştım.

Siyah bir beyfendinin kapıyı açması gecikti. Koca binada çıt sesi yoktu. Büyük odaların açıldığı sofadan sessizlikte korku salan ahşap gıcırtısı sesleriyle üst kattaki yüksek tavanlı kocaman ''otel'' odalasına yerleştirildik. “Bina ile uyumlu, eski dönemlere ait bunca değerli eşya nerden bulunmuş tanrım?” demekten kendimi alamadım.

Bavulum gelene kadar Luis'den elbise borçlandım.  

Konağın sahibi ve işletmecisi “siyah beyefendi” konağı hakkında kitapcık uzattı, bazı kurallardan söz etti. Ama 20 saatlik yorgunluktan sonra, onu dinleyemezdim. Banyo yaptıktan sonra, sigara açlığımı giderme zamanı gelmişti. Odada, banyoda ne kadar pencere varsa açtım, klimayı da çalıştırdım. Aklımca sigara kokusu sinmeyecek sandım. Konağın aşağıdaki kütüphane/müzik odasına indim, orda da sigara yasak. Vakit, dışarıya çıkamıyacak kadar geçti. Mecburen pirinçten yapılmış prenses yatağıma uzanıp, ceviz dolabın içine yerleştirilen müzik çalardan gelen klasik müzik ziyafetiyle yetinecektim.

Sabah kahvaltısı, özel hazırlanmış yerel ekmekler, reçeller ve yumurtalı “pie”lardan oluşuyordu. Vali masası dedikleri upuzun ağır masada evin sahibi siyah beyefendi, yemek öncesi dua okudu. Meğer mahalledeki klisenin papazı imiş. İmalı imalı kurallarını tekrarladı. Kahvaltıda da sigara yasaktı. Alel acele odama çıkıp hazırlandım. Yatağın üzerinde süslü bir kartta not buldum: ''Please please do not smoke!'' Papaz bey, bu güzel mekandan nefret etmem için uğraşıyordu!!.

Cambridge küçücük bir kasaba. Yürüyerek her yere gidilebilen, zevkli dükkanlar, kafeler, etnik lokantacıklar, Harvard üniversitesi kampusu, publar, pırıl pırıl sokaklar, yemyeşil çevre  içine kondurulmuş dünya güzeli bir yer.

Work/shop hazırlığı, devam ettiği sürece değerlendirme toplantıları, sosyal yemekler derken şehirciği pek de gezmiş sayılmam. Ama olsun, orası bir bütün olarak benliğimi sarmış..Dolaştığım yerler dolaşmadıklarımı anlatmış sanki..

Lise ve kolejlerde müdür ve eşdeğer mevkide(genellikle müdür) bulunan Türk ve Rum eğitimciler ilk kez bir araya geliyordu. Biz ve katılımcılar, Kıbrıs'tan, gergin ortamı ve siyasi çekişmeleri bırakarak gelmiştik. Rum motosikletli gençlerin,  güneyden kuzeye geçip eylem yapmaları söz konusuydu. Çalışmamız hep bu olayın gölgesinde yürüdü. Daha ilk toplantımızda Kıbrıs’tan haber geldi. İki Rum ölmüş veya öldürülmüştü. Gruba nasıl duyuracaktık?

Çare yok, açıklayacaktık. Açılışı böyle yaptık. Tıss yok. İki genç Kıbrıslırum kadın öğretmen, ''gitmeselerdi'' deyince hava normale döndü. Daha doğrusu, öldüren Türkler’e saldırma beklentisi hafifledi. İki Rum öğretmenin “gitmeselerdi”demesi, Türk katılımcıların, Rum olsa da, iki gencin öldürülmesinin kabul edilemez olduğunu daha fazla hissettirdi.

Work/shopun ''tarihle yüzleşmek'' bölümündeki görüşler, reaksiyonlar muhteşemdi. Kıbrıs çatışmalarının belli zaman dilimlerine her ayak basıp duran Türk ve Rum’un yorum ve hikayeleri değişikti. Ortak, doğru ve iki taraflı bir bakış açısı olmadan Kıbrıs sorununa çözüm bulunamıyacağını gösteriyordu bu eksersiz.

 Tüm grubun katıldığı Amerika'da ilk keşfedilen ve her şeyin ilki bulunan Boston’u tanıma turu, kocaman kocaman lobsterlerin yendiği lokanta unutulmaz güzellikteydi.

Cambridge'nin  güzelliğini bozan,  köşe bucak, sokaklarda sigaraya içmeye zorlayan, görkemli misafirhanesini müşterisine sevdiremeyen papaz beyefendiydi.   Yine de, bu güne kadar kaldığım otelleri içinde, en cici ve kibar antikalarla döşenmiş, sade, tarihsel bir yapıydı.

 

·       Günümüzden Notlar

Sigara yasaklarından çektiğimi anlatırsam bir kitap olur. Bu işi başlatan Amerika oldu. 1990’da Washington DC’ye uçtuğum Delta uçağında sigara içilebiliyordu. Dönüşte, “bu uçakta sigara içilmez” dediler. Birkaç yıl içinde tüm Delta uçuşlarında, Amerika’daki hava alanlarına sigara yasağı geldi.

Avrupa uçak ve hava alanlarında sigara içme yasağını daha geç başlattı.Bu nedenle ABD’ye giderken Swiss Air’i kullanırdım.

Sigara yasaklarının en komiğini 1987 de Kenya’da “saffari tur” yaparken yaşadık. Ormanda su içindeki  Hippopotamus’u izlerken, rahmetli kuzenim eczacı Evcim sigara yaktı. Aynı minibüste 1 hafta sürecek tur arkadaşlarımız İngiliz ve Avustralya’lı eczacılar “Lütfen sigara içmeyin, Hippopotamus rahatsız olur” demesinler mi? Evcimciğim çok sinirlenmişti. “Mombasa’ya hele bir varalım bunlardan kopalım” dedi.

Mombasa’ya vardık. Otel odamıza yerleştik. Evcim “Ohh be” dedi..Akşam üzeri, İngiliz prof.aramaz mı? “Akşam yemeğinde buluşalım!”

Evcim’e dedim ki: “Biz bunlardan ayrılamayız..Sen yemeğini bitirince Bar’a geç ve sigaranı iç...Çünkü İngilizler, yemek yenirken birisinin masada sigara içmesine tahammül edemez..

Yemek saatleri dışında, Hint Okyanusu sahilinde, Hindistan Cevizi ağaçlarının gölgesinde içebildiğin kadar iç” dedim..

O benden çok daha fazla tiryakiydi.

Bu yazı, zamansız ölen Evcim’in ruhuna gitsin....

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1797 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler