1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. PAMUK YORGAN VE YORGANCI
PAMUK YORGAN VE YORGANCI

PAMUK YORGAN VE YORGANCI

Stella Aciman: Mağusa dahil, tüm o çevrenin en son yorgancısı Hasan Yorgancı ile keyifli bir sohbet yaptım…

A+A-

 

Stella Aciman

Çocukluğumun geçtiği İstanbul’un şirin ilçesi Yeşilköy’de, yaz başladığında sokakları sesleriyle çınlatan kalaycıların yanı sıra “yorgancıııı…” diye bağıranları hatırladım bir süre önce. Bizim yorgancımız uzun boylu, bedeni güçlü, simsiyah bıyığıyla yakışıklı bir Anadolu erkeğiydi. Daima sakız gibi beyaz bir gömlek ve siyah pantolon giyerdi. İşe başlamadan önce köşkün hizmetkârlarına ait olan müştemilatta üstünü değiştirirdi. Üzerinden çıkarttığı gömleği ve pantolonu muhakkak bir askıya asardı. Annem “üstü, başı bu kadar temiz olan insanın yapacağı iş de temiz olur” der ve her sene yatak ve yorganları attırmak için Ahmet Usta’nın bahçeden girişini gözlerdi.

Koca avluya serilen, kullanılmaktan tıkızlaşmış yatak, yorgan ve yastıkların pamukları Ahmet Usta’nın elindeki oka benzeyen hallaç ve tokmakla dövülür, mucizevî bir şekilde temizlenir, sanki hiç kullanılmamış gibi beyazlar, tel tel olurdu. Ahmet Usta’yı izlemeye bayılırdım. Elindeki hallaç ve tokmağın çalışırken çıkarttığı ritmik sesleri melodi olarak algılar ve üzerine kendimce sözler uydurur, mırıldanırdım.

Yıllar geçtikçe kulaklarımdan hallaç ve tokmak sesinin uyumlu beraberliği silinmeye başlamıştı çünkü artık hepimiz bedenlerimizi –sağlıklı olmadıklarını bile bile- sentetik yorgan, yastık ve şiltelere teslim eder olmuştuk. Sanki ‘silah icat oldu, mertlik bozuldu.’ ‘Sentetik icat oldu, yorgancılık öldü…’  Yorgancılık maziye gömdüğümüz mesleklerden biri oldu ne yazık ki. Bir süre önce İskele’de yaşayan; ileri yaşına karşın hala yatak, yorgan, yastık yapan bir kişinin olduğunu duydum ve peşine düştüm. Mağusa dahil, tüm o çevrenin en son yorgancısı Hasan Yorgancı ile keyifli bir sohbet yaptım…

“7 DÜKKAN İDİK”

Mesleğiniz nedir?

Mesleğim yorgancılıktır. Dedem de babam da yorgancıydı. Büyük dedem de yorgancıymış ama ben yetişmedim.

İskele’de sizden başka yorgancı var mı?

Yalnız İskele’de değil. Mağusa dahil tüm bu bölgede başka yorgancı kalmadı.

Kaç yaşında yorgancılığa başladınız?

9 yaşımda başladım yorgancılığa. Güney’de kardeşimle çalıştığım bir dükkânımız vardı. 38 senedir bu işi yaparım.

Pamuk yorgana hala ilgi var mı?

Tabii isteyen oluyor ama bir aile geçindirecek kadar çok değil.

Geçmişte ilgi nasıldı?

Geçmişte 3-4 çırak ve bir de kalfam vardı. İşi yetiştirmek için gerekiyordu. O zaman hükümet de desteklerdi. Mesela; hastanelerin, yurtların, otellerin yataklarını yorganlarını bizler yapardık. 7 tane yorgancı dükkânı vardı İskele’de. Hükümet her sene bir dükkâna verirdi işi. Günlük işlerin dışında bu işten gelen toplu parayla ustalar vergilerini öder, açıklarını kapatırdı.

Çeyizlikler… Evlenecek olan bir kıza ailesi çeyiz olarak kaç tane yorgan diktirirdi?

Evlenecek kızların çeyizlerini dikerdik… Pile ebesinin kızının yorganlarını ben dikmiştim. 12 tane çeyizlik yorgan dikmiştim. Genelde 3-5-7 olarak diktirirlerdi yorganları. Hep tek yaptırırlardı, çift yapılırsa uğursuzluk sayarlardı.

Bir günde kaç tane yorgan dikersiniz?

Ben tek başıma beş yorgan bir yatak diktim.

Yardımcısız mı?

Kendim dikerdim, pamukları oğlum atardı. 74 sonrası iş çok oldu, göçmenlere yatak yorgan dikerdim.

ŞARMEZ’İN YERİNE SATEN

Kumaşları nereden buluyordunuz? 

O zamanların kumaşları bile farklıydı. İstanbul’dan yemeni kumaşı gelirdi. Dibet dediğimiz bir kumaş gelirdi. Sarı pembe ve mavi renklerde olurdu. O renkleri daha çok Rumlar tercih ederdi. O zaman Rum yorgancı yoktu Kıbrıs’ta. Türkler yapardı yorgan ve yatakları her tarafta. 1955’ten sonra Kıbrıs’ta Rum yorgancı görülmeye başlandı. Rumlardan, Ermenilerden ve Türklerden kumaşçılar vardı. Çeşit çeşit saten vardı. Şarmez derlerdi o zaman. Şarmez, ipek böceğinin çıkarttığı o kozadan olur. Yumuşak ve parlak olurdu. Tabii fabrikalarda çeşitli renklere boyatırlardı. Şarmezin yerini saten aldı ama onun yerini tutmaz.

Pamuğu nereden bulurdunuz?

O zamanlar pamuk ekilirdi Kıbrıs’ta. 15 senedir bu memlekette pamuk ekmediler. Susam ve nohut ekilirdi ama şimdi onlar da ekilmiyor. Karpaz tarafında tütün ekilirdi ama artık o da yok, fabrikalar duruyor.

Kuzeye geçtikten sonra ne yaptınız?

 Güney’de yaşarken, Dikelya’da İngiliz üslerinde çalışırdım. Zaman buldukça yorgancılık yapardım.74 Harekâtından sonra İngilizler, Türk işçilerde azaltmaya gitti, ben de 76’da tekrar tam olarak yorgancılığa döndüm. Bu köyde Rumların bir yorgancı dükkânı kalmıştı, o dükkanı kardeşime vermişlerdi çünkü o da yorgancıydı. Kardeşim dükkânı istemedi ve bana bıraktı. Kurulmuş makinesiyle hazır bir dükkândı.

İşler ne zaman azalmaya başladı?

10 sene öncesine kadar iyiydi, rahat rahat bir aileyi geçindirirdi. Makinelerle yorgan dikilmeye başlayınca işler yavaşladı. Hazır yorganlar pahalı değil, ucuz ama pamuk pahalı. 4 kg pamuk alacaksın 40 Lira vereceksin, 40 liraya şimdi yorgan satın alırsınız. Bir de hazır şilteler tercih ediliyor artık. Bayanlar, yatak çarşafı düzgün dursun diye onları tercih ediyor. Ee… Bu da normal, şimdi yüzleri de gergin dursun diye ameliyat bile oluyorlar.

PAMUK MU SAĞLIKLI NAYLON MU?

Peki, siz pamuk yatak ve yorgan mı kullanıyorsunuz?

Evet,  bizim pamuktur. Biz eski usule devam ediyoruz.

Daha mı sağlıklı?

Pamuktan yapılmış bir elbise giydiğinde, bir de naylondan, sentetik kumaştan giydiğinde hangisinde daha rahat olursun? Naylon kaşındırır, terletir, beden hava almaz,  pamuk faydalıdır. Sentetik elyaf petrol akıntısıdır. Zamanla deriyi yakar. Bazı insanlar rahatsız olmaz tabii ki.

Şimdi yaptığınız yorganlara kimlerden talep var?

Bizim yaşıtlar ister. 50’li yaştakiler ister. İngiltere’de yaşayan Türkler beni arar bulurlar ve diktirirler. Avustralya’dan da gelirler yorgan diktirirler. 

Yorganlara desen yapar mısınız?

Şimdi gözlerim yavaşladı, artık ince iş yapmam. İnce işlerimin arası en fazla bir buğday boyu kadar aralık olurdu. Yani bir santim… Ve aralar hep aynı olmalı. Bir kaç modelin ismini sana söyleyeyim… Yonca, çeşitli baklava örneği, çiftli baklava… Sen de öyle karşıda durursan senin de resmini yorganın üstüne yaparım ama al kalemi de çiz bunu desen kâğıda çizemem. Artık tempomu düşürdüm. İnsanlara neredeyse ‘gelmeyin artık’ diyeceğim. Canım sıkılınca dükkânı kapatıyor, köpeklerimi alıyor dağa çıkıyorum. Ot zamanıysa topluyorum.

Karga kafasına av ruhsatı

 

Haydi biraz da avcılığınızdan konuşalım…

Sizler “kuşları koruyoruz, doğayı koruyoruz” diyorsunuz ama avcıyı da korumanız gerekir. Avı ve avcıyı eşitlemeniz gerekir ki, avcı avı da çevreyi de korusun. Avı, avcılar korur, gerçek avcı avı da doğayı da korur çünkü av ile avcı beraber yaşar, iyi bir avcıysa korumak zorundadır.

Ne avlarsınız?

Yerimizde ne varsa onu avlarız. Keklik, tavşan… Bizim yerimiz çok elverişlidir bu av dürmesi için yani ördek cinsi için.

Neleri avlamamak lazım?

Mesela yırtıcı hayvanları… Yırtıcı hayvanlar bahçeciye benzer, nasıl ki bahçeyi bahçeci budar, o kuşlar da öyledir. Bu hayvanlar çoğaldığında sakatları toplarlar, hastalık da yayılmaz. Eskiden bu hayvanları “vur” emri vardı. İngiliz döneminde beş tane karga veya tilki kafası götürmezsen ruhsat alamazdın. Bu hayvanların faydalı tarafını görmezlerdi, hep zararlı denirdi, kuşları yermiş bu hayvanlar derlerdi. Bir yanlışlık var orada; temizleyicilik dengeyi sağlar. Mesela bir tilkiyi vurdun; tilki kümes sıçanlarını yer oysaki. Bir sıçan veya fare bir kekliğin altındaki yumurtaları bir günde mahvedebilir. Peki, bir tilki kaç tane keklik yer senede? Bir tane kapabilirse kapacak, oysa ki tilki sıçanları tüketir, çok faydası var ama faydalı tarafını avcılara soran yoktur. Zaman içinde avcı kapasitemiz çoğaldı ama avı avcılar tüketir diye yalnız avcıya bulmayacaksınız suçu.  

SUÇLU SADECE AVCI DEĞİL

Neden?

Mesela, sano (balya) biçerler Mart’ta.  Mart ve Nisan ayları kuşların yoğun olduğu zamandır. Makineyle biçerler ekinleri, tarlaya makine girer, her şeyi biçer. O tarlada kuş mu var bakmazlar, bilmezler. Hasat zamanından önce; ekinler kısmen yeşilken hayvanlara taze olarak yedirilir. Ona sano derler. Yerde yuva yapan tarla kuşları, tunaçlar ve diğer kuşlar bu tarlanın içindedir. Kendini güvende hissettiği için orada oturur. Eğer normal hasat zamanı biçilse ekinler, kuşların kuluçka dönemi bitmiş ve orayı terk etmiş olurlar. Biçerdöverin sesini duyunca kaçar gider onlar ama çiftçiler sano elde etmek için, Nisan gibi hayvanlar kuluçka dönemindeyken biçerler ekini. Kendileri anlatıyor zaten “biçerken fark etmedim, turaçı biçtim baktım yavrular altta” diyor. Bir sürü yuva telef oluyor. O dönemde biçmemek gerekiyor. Mesela; keklik de buğday, nohut tarlalarına yeşilken doğurmayı tercih eder. Arpalar tez sararır, içindeki haşerat çekilir ama tazeyken topraktadır ve kuşlar yerde bu haşeratla beslenir. O yüzden yeşil yerlere sokulurlar daha fazla.

Günümüzün avcılarını nasıl buluyorsunuz?

Avcıyım diyen herkes avcı değildir. Avcı var, yolcu var. Yolcu “ne kadar bulacağım bu çantayı doldurayım”  avcı da “buldum, 3-5 tane yeter” der. Yasada da belirlenmiştir bu zaten. “5 tane vur” der sana ama adam “100 tane bulsam vuracağım” der.

Kaç sene avcılık yaptınız?

60 sene yaptım, hala da yapıyorum.

Hangi zamanlarda avlanıyorsunuz?

Belirlenmiş kurallara göre avlanırım. Av olmasa avcı da olmaz, avla avcı yan yanadır. Birbirimizle yaşıyoruz.  Korumam lazımdır ki bulayım, korumazsam bulamam.

Eskiden avcılar ördek avına çıkardı çünkü çoktu. “Dağları koşturacağıma sokulurum gölün bir tarafına vururum birkaç ördek” derdi. Böylece dağdaki ovadaki hayvanlarda birazcık kurtulmuş olurdu ama memleketimizde su bırakmadılar. Arının su içtiği yeri bile kazarlar kuyu yaparlar, bahçe sulasınlar diye. Bu sefer döner bir de zehir atar bahçesine. Neymiş efendim tavşan girmiş de lahanasını yemiş. Onu da öyle gebertir.

 

 

 

 

Bu haber toplam 1047 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler