1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Özlemle beklenen gün
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Özlemle beklenen gün

A+A-

"Balonlar, içi boş şeylerin de bazen yükselebileceğini hatırlatır"  ( Özgül’den )

 

Özlemle beklenen gün

74’ün hemen sonrası!..
Mağusa, Lefkoşa yolu.
Arabasının patlayan lastiğini sökmüş adam…
Yedeği ile değiştirecek!..
Bir bakmış, ön tarafta birisi ‘akü’yü götürüyor…
- “Hoooop! Ne oluyor”, demiş…
- “Sen bu ganimet arabanın tekerleklerini götürüyorsun, ben de aküsünü” diye çıkışmış, Kıbrıslı…
- “Yok” demiş adam… “Ganimet değil, araba benim…”

***

Nasıl da acı acı gülümseyerek okudum, Dr. Erdoğan Mirata’nın “şaka gibi” kitabını!..
Tam da “şaka gibi” değil mi?
“O günlerde insanlar başını sokacak bir ev, geçimini sağlayacağı bir olanak peşindeydi” diyor Dr. Mirata, ancak şu notu da düşüyor:
“Bu koşuşmanın dozunu kaçıranlar, çeşitli yollarla hak ettiklerinden çok fazlasına sahip olma hırsına yenik düşmüşler ve bu insani projeye gölge düşürmüşlerdi…”

***

O gün bugündür “dozunu kaçıranlar”ın bedelini ödüyoruz her gün, her alanda, birlikte!
O gün bugündür “dozunu” ayarlayamıyoruz bir türlü...
Kabullenmesek de!..

***

İçimin burkulduğu satırlar ise çok daha başka…
“Kendilerine uygun bir köy arayan” insanlar vardı, yine savaşın ardından!..
“Araba galerisinden uygun araba seçer gibi köy seçiyorduk” diyor Dr. Mirata…
Değirmenlik’e giderek, bir evin kapısından içeri girmişler…
“Girdik ama gördüklerimiz içimizi sızlattı. Ev, hali vakti oldukça yerinde bir ailenin eviymiş izlenimi veriyordu… Büyükçe bir masanın etrafına yerleştirilmiş on iskemle ve masada sıralanmış on tabak… Belli ki yemek yendikten sonra sıra meyveye gelmiş… Tabaklara konmuş birer dilim karpuz, korkuyla terk edilen masada temmuz sıcağının etkisiyle kurumuş, geriye dilimdeki yerlerini koruyan siyah çekirdek dizileri kalmıştı…”

***

İngiliz sömürgesinde doğmuş, dünya savaşını yaşamış, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni görmüş, toplumlararası çatışmaların en acısına tanıklık etmiş yazarın, bu gözlemi sonrası temennisi öyle manalı ki!..
Özlemle beklenen günü anlatıyor...
- “Bu iki toplumun aynı masada karpuzu ile zeytinli pidesini kardeşçe ve insanca paylaşacakları günü özlemle bekliyorum.”

-------------------------------------------------------------------

FOMA !

Bir TOMA vardı, başımızda!.
Hani şu toplumsal olaylara müdahale aracı!..
Faşizm tazyikli su fışkırtıyorlar…
Neyse ki memlekete sokmadık, şimdilik…
Ama şimdi bir de FOMA çıktı!

***

‘FOMA’ neymiş?
Uzman Psikolog Gamze Karabulut, dijital çağın yeni hastalığını anlattı, okudum.
“Bunları yapıyorsanız FOMO hastası olabilirsiniz” diyor.
“Sürekli sosyal medyayı kontrol ediyor, Facebook'tan çıkıp Twitter'a, oradan çıkıp Instagram'a mı giriyorsunuz? O zaman sizde de FOMO olabilir.”
Kesin vardır!..

***

“Sosyal medyada ne olup bittiğini, internette neler döndüğünü kaçırma korkusu” diye özetleyebiliriz hastalığı!..
Uzman görüşü: “Bu hastalık insanlığın geleceğini tehdit ediyor!.. Bir tür uyuşturucu bağımlılığı gibi.”

***

TOMA’dan kurtulduk, FOMA’dan kaçış yok!

----------------------------------------------------------

Ah bu yollarımız ...

O kadar güzel anlatıyor çizim, geri kalmış halimizi!
‘Çukurlar’ bezeli yollarda, son model arabalarla, nasıl da ‘zavallı’ yaşıyoruz!..
Sanayi bölgesinde çalışan biri olarak, neler çekiyoruz yıllardır.
Ama ülkenin her yeri böyle!..
Sanki ‘savaştan’ dün çıkmış gibi...
Köstebek yuvası!..
İnsan bir senede ‘beş’ kez değişir mi araç lastiğini ?
Artık lastikçiler bile acıyor halimize, “kullanılmış takalım” diyorlar...
‘Devlet’ 2’inci el neticede...
Eskiden yollar asfaltlanınca sevinirdik!..
Şimdi “ne zaman yeniden kazılacak” diye bekliyoruz!..
Çünkü bir yola yeni asfalt döküldü mü, çok yakında ya ‘elektrik’ için kazılacak demektir ya da su !..
Olmadı, kendi kendine kabarıyor asfalt!..
Sanki de ‘un’...
Bir anda ‘ufalanıyor’...
Böylece kaderimiz değişmiyor yollarda...
Sarhoş sürücüler gibi...
Sürekli bir ora, bir bura!..

------------------------------------------------------

haftanın notcukları


• Televizyonda sabah gezinirken  duydum, çok sevdim…
“Sesini değil, sözünü yükseltmektir önemli olan…”

**

• Her yağmurda 'Girne sular altında', 'Lefkoşa sular altında’ diye yazmak, söylemek, konuşmak yerine "dere yatakları işgal altında" diyerek avazımız çıktığı kadar bağırsaydık, çok daha etkili olacaktı.

**

• Sami merakla odaya girdi, “Sana da geldi mi?” ... Seneler sonra komutandan ‘yılbaşı yemeği’ daveti aldık. Barış mı oluyor ne?

**

‘Tükenmişlik Sendromu’ teşhisini Kutlay Erk’in makalesinde okumuştum, buna taktım!.. Toplumsal hallerimizi anlatıyor mu gerçekten ?

**

• 2 seneyi geçti, denizi aşamadım!.
Kahrolsun izolasyonlar !!!

Bu yazı toplam 1540 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar