1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Özgürlük Ne Yana Düşer Usta?
Özgürlük Ne Yana Düşer Usta?

Özgürlük Ne Yana Düşer Usta?

Bugün, sevgili Mehmet Cıva’dan dinlediğim gerçek bir öyküyü okurlarla paylaşmak istiyorum. Olay “BEY Rejimi” döneminde geçer. Özgürlük kavramı etrafında örülen bu öykü, “İkinci Kuşak” genç Kıbrıslı Türk solcuların o dönemde b

A+A-

 

 

Bugün, sevgili Mehmet Cıva’dan dinlediğim gerçek bir öyküyü okurlarla paylaşmak istiyorum. Olay “BEY Rejimi” döneminde geçer. Özgürlük kavramı etrafında örülen bu öykü, “İkinci Kuşak” genç Kıbrıslı Türk solcuların o dönemde başlarından geçen olayları konu alıyor ve Kıbrıs Türk toplumunun zor  dönemlerinden birine ışık tutuyor. Olaylar zincirinin merkezinde özgürlük kavramı vardır. Bilindiği gibi, özgürlük kavramı insanın tarihi kadar eskidir. Hiç bir insan kendi seçtiği koşullarda doğmaz. Ne de Tabula Rasa, yani boş bir mekana doğar. Doğduğumuz yerler iktidarların hüküm sürdüğü alanlardır. Ve her iktidar özgürlükleri şu veya bu ölçüde sınırlar. Kuşkusuz özgürlükleri sınırlandırmanın dereceleri vardır. Örneğin faşizan bir düzenle liberal demokratik veya sosyalist demokratik bir düzende özgürlükler eşit oranda sınırlandırılmıyor. Özgürlük ihtiyacı ve tutkusu “kimden ve nereden özgür olmak” istediğimize bağlı olarak farklı biçimlerde ifade edilebiliyor. Yani içinde bulunduğumuz koşullar tarafından belirlenir. Kıbrıs’ta da özgürlük özlemi “kimden ve nereden” özgür olmak istediğinize bağlı olarak farklı boyutlar kazanır. Mehmet Cıva’dan dinlediğim hikaye tam da özgürlüğün durumsallığına işaret eden bir hikayedir.

Kıbrıs Türk toplumu 1973 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Muavini seçmek üzere sandığa gitmeye hazırlanıyordu. Bilmeyenlere veya unutanlara hatırlatalım. O zamanlarda Cumhurbaşkanı Muavini seçiyorduk. “Doğal olarak” Dr. Küçük aday olacağını açıkladı. Fakat Türkiye Dr. Küçük gibi düşünmüyordu. Artık Rauf Denktaş’ın görevi devralma zamanın geldiğine inanıyordu. Bu haber Dr. Küçük’e fısıldanmışsa da, Dr. Küçük “benim etim kart horozunkinden daha karttır, düdüklü tencere de bile pişmez” diyerek kendi üslubunca direnmek istediğini ima ediyordu. Sonunda, her zaman ve herkesin olduğu gibi onun da yolu Ankara’ya düştü. O zamanlarda Kıbrıs’ın Ankara’sı ağırlıkla Özel Harp Dairesi (ÖHD) olduğu için kendini ÖHD başkanı Kemal Yamak’ın yanında buldu. Epeyce sigara ve kahve tükettikten sonra ÖHD’nin Denktaş’tan yana kesin karar aldığını anladı ve son bir kahve daha içerek Ankara’dan ayrıldı. Seçimlerde aday olmayacağını söyledi ve başka bir şey de demedi.

Ne var ki, yeni kurulan Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin başkanı Mithat Berberoğlu aday olacağını açıklamış bulunuyordu. (Berberoğlu aday olmadan önce TC elçiliğine uğramış ve demokratik bir seçim olacaksa aday olmak istediğini önceden bildirmiş. TC elçiliği de demokratik bir seçim olacağını söylemiş. Fakat sonradan fikir değiştirilmiş ve tek adaylı bir seçim olmasına karar verilmiş) Türkiye tek adaylı bir seçim istediği için Berberoğlu’nun adaylığını geri çekmesi için baskı uygulamaya başladı. Bu arada CTP’ye giren ikinci kuşak Kıbrıs Türk solcuları Berberoğlu’nun adaylığında ısrar ediyordu. Mithat Bey de ısrar ediyordu. Ta ki elçiliğe çağırılıp bildik uyarılardan birine muhatap olana ve ev hapsine alınana kadar. CTP’nin genç ve ateşli kadroları Berberoğlu’nun adaylığını desteklemek için Mağusa’da miting örgütlemeye hazırlanırken, (bunu da başaramadılar ya, Naci Talat ne zaman ağzını açsa, bütün arabaların kornaları hep birden çalmaya başlıyordu) Berberoğlu’nun ev hapsine alındığı haberi geldi. Bunun  üzerine, Mağusa mitingi iptal edilerek Berberoğlu’nun yanına gidildi. Konuşulanlar dinlenilmesin diye gramofonun çaldığı plaklar eşliğinde istişare edildi. Durumun ciddiyeti ortadaydı. Berberoğlu aday olamayacaktı. Hayati pahada teksttir makinesi başta olmak üzere, partinin bütün demirbaşı derhal parti binasından uzaklaştırılacaktı. Heyecanlı genç solcular bir operasyon yapmaya ve partinin eşyasını Lefkoşa’dan Limasol’a taşımak üzere harıl harıl çalışmaya başladılar. Etraf polis doluydu. Arka kapıdan Alfa Romeo marka bir arabaya birkaç evrak dosyası ve teksttir makinesi yüklenerek hareket edildi. Lefkoşa’nın Türk semtinden Rum semtine geçene kadar ağızları bıçak açmıyordu. Çağlayan bölgesindeki kontrol barikatını geride bırakır bırakmaz “ohh özgürlük” diye haykırarak Lefkoşa’nın Rum semtine geçtiler. Oradan da  Limasol’a…

Aradan bir yıl geçti. Kıbrıs’ta 15 Temmuz Darbesi ve 20 Temmuz Müdahalesi gerçekleşti. Lefkoşa’nın Türk semtinden Rum semtine “ohh özgürlük” diye haykıran genç CTP’lilerden Mehmet Cıva şimdi Kıbrıslı Rumların elinde esirdi. Ve herkes gibi o da esirlikten kurtulacağı ve özgürlüğe kavuşacağı günü dört gözle bekliyordu. Sonunda Kıbrıslı Rumlarla esir değiş-tokuşu yapıldı ve Cıva, adayı ikiye bölen “Atilla Hattın” kuzeyine geçti. Geçerken de “ohh özgürlük” diye haykırıyordu…

        

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 967 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler