1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Özgürleştiren Felsefe: Bilginin Bütünleştirilmesi Üzerine
Özgürleştiren Felsefe: Bilginin Bütünleştirilmesi Üzerine

Özgürleştiren Felsefe: Bilginin Bütünleştirilmesi Üzerine

Yılmaz Akgünlü: Düşünmenin ya da felsefe yapmanın özgürleştiren ya da tam tersine köleleştiren farklı biçimleri vardır. Parçalayan, bölen ve bizi ikilemlere mahkûm eden bir felsefe geleneğinin etkisi altındayız uzun yıllardır

A+A-

    

Yılmaz Akgünlü

yakgunlu@yahoo.com

 

 

 

Düşünmenin ya da felsefe yapmanın özgürleştiren ya da tam tersine köleleştiren farklı biçimleri vardır. Parçalayan, bölen ve bizi ikilemlere mahkûm eden bir felsefe geleneğinin etkisi altındayız uzun yıllardır. Belli bir felsefi akımdan ya da düşünürden çok çağımıza mal olmuş bir bakış açısına mahkûm olmamızdan bahsediyorum.

 

Her şeyden önce bilgi dediğimiz şey parçalanmış durumda. Felsefi, bilimsel, dinsel ve sanatsal bilgilerden söz eder felsefe. Ayrı ayrı bilgi türleri vardır bu düşünceye göre, bu bilgi türlerini üretmenin de ayrı yolları. Bilimsel bilgi olgulara dayalı olarak tanımlanırken, felsefi bilgi öznel, sanatsal bilgi güzellikle ilişkili, dinsel bilginin ise inanca dayalı olduğu vurgulanır.

 

Gerçekten böyle midir durum? Nerden çıktı bu bilgiyi bölme ihtiyacı? Yaşam bir bütün değil mi? Ve biz de bu yaşam içindeki varlıklar olarak nereden başlarız bölmeye parçalamaya bilgiyi? Bilgiyi bölmenin tarihsel nedenleri vardır kuşkusuz. Muhtemelen bu farklı sınıflar arasındaki bir güç mücadelesinin tarihidir. Farklı ve yeni bir sınıfın ortaya çıkışı yeni bir bilgi biçimini var kabul eden bir yaklaşımı doğurmuştur.

 

Farklı yaşam biçimlerini ve yaklaşımları bütünleştirmek özel bir anlayış ve özgürlüğü gerektirdiği için bilgiyi tekrar ait olduğu güce ve bütünlüğe kavuşturmak çağımızda çok fazla insanın benimseyebileceği bir tutum değil. Her şeyden önce belli bir toplumsal sınıf ya da düşünceyle kendini özdeşleştirmiş bireyler olarak, örneğin dinsel ve bilimsel bilgiyi bütünleştirmek saçma bir çaba gibi görünebilir. Bu bilgi türlerine birbirlerinin düşmanı gözüyle bakılır çoğu kez.

 

BİLGİNİN ANLAMI

 

Öncelikle kendinize şu soruyu sorun. Yaşamınızda bütünlüğe ihtiyacınız var mı? Yani çevremizde ve kendi içimizde olan biteni uyumlu ve anlamlı bir akış içinde görmek ve her şeyi yerli yerine oturmuş bir anlayışla açıklamak ve yaşamak istemez misiniz?

 

Dünya bilimsel ve felsefi ya da zihinsel ve bedensel olarak bölündüğünde, ya da benim ve başkasının yaşamı, yaşam ve ölüm gibi kutuplara ayrıldığında daha mı güzel bir yer oluyor? Peki, bu kutupları bıraktığımızda ne olur?

 

Şimdi özellikle farklı bilgi türleri arasındaki bölünmenin suni mi yoksa gerçek mi olduğu üzerinde duralım. Eğer bu ayırımın olması gereken bir ayırım olduğunda ısrarlıysanız muhtemelen farklı bilgi türlerinin birleştirilmesi çabasına büyük bir direnç göstereceksinizdir. Farklı bilgi türlerinin birleştirilmesi birinin diğerine dönüşmesi değildir. Bilimsel bilgiye inanan biri olarak ilk insanın 5.000 yıl önce topraktan yaratıldığını söyleyen dini bilgiye boyun eğmem çok zor. Eğer bilgiyi insanın kaç yıllık bir geçmişi olduğunu bulmak olarak algılıyorsak, sorun bilimin ya da dinin açıklamalarından birini benimsemenizle çözülür. Ancak “bilgi” gerçek yaşantımızla ilişkili bir şey olunca durum değişir. O zaman insanın hangi tarihte ortaya çıktığı değil, insan olmanın nasıl bir varoluş olduğu önemli olur. İnsanın varoluş durumu, mutluluğu ve yaşamın anlamı gibi konular söz konusuysa değişik bilgi türlerinin birleşmesinin bir değeri olur.

 

Oysa ki bilgi şu anki yaşantımızı doğrudan değiştiren ve bizi daha esenlikli yaşamaya götüren bir güçtür. Ve bu güce ulaşmada farklı isimler almış bütün disiplinlerin birleştirilmesi gerekir. Bu elbette bugünden yarına olacak bir şey değil. İlk çağlardaki gibi bilginin her türünün bir insanda toplandığı bir bilgi anlayışı şimdi çoğu insan için bir ütopyadır. Ancak şu an başka bir noktadayız. Ve bireyler olarak bizler tek tek bunu başaracak bir olgunluğa ulaşabiliriz. Çağımızda her birimiz farklı bilgi türleriyle karşılaşmaktayız. Evrenin kaynağına ilişkin dinsel ya da felsefi kökenli inançlar hala varlığını sürdürüyor. Ve öyle görünüyor ki bilim “evrenin neden var olduğunu açıklayamadıkça” bu inanışlar devam edecek.

 

Öte yandan bilime de inanıyoruz ve bilimin evrenle ilgili buluşları da ufkumuzu her geçen gün genişletiyor. Bilimsel bilgi genişledikçe evrenin daha da gizemli ve hayranlık uyandırıcı bir yer olduğunu gözler önüne seriyor.  İşte tam bu noktada kanımca din ve bilim birleşiyor. Bence ikisinin de amacı aslında evrenin ne kadar muhteşem bir yer olduğunu görmemizi sağlamak olmalı. Bilim de din de günlük yaşamın kasvetli sıkıcılığından kurtulup uzaklara açılmamızı ve üstümüzdeki engin gökyüzünün ya da tüm güzellikleriyle dünyamızın harikalarını görmemizi sağlayabilir. Asıl görevleri düşünüldüğünde aynı amaca hizmet etmektedirler. Ancak bu görevi ne ölçüde yerine getirdikleri sorgulanır. Bunun nedeni bilimin de dinin de kurumların, devletin ya da statükonun elinde olmasıdır. Bu nedenle her ikisi de insanları manipüle etmek için kullanılan araçlar durumuna getirilmişlerdir..

 

Aynı şeyler sanat ve felsefe için de söylenebilir. Felsefe aklın sınırlarını kırmakla görevlidir.  Sanatsa güzellik anlayışımızdaki daralmayı açmak ve bizi yeni biçimlerin dansına kavuşturmakla asıl işlevini yerine getirir. Bu yönleriyle bütün bilgi biçimleri birbirleriyle ilişki içindedir. Hatta ilişki içinde olmaktan öte onlar birbirinden ayrı değildirler. Tek bilginin farklı ifade biçimleri olarak görebiliriz onları.

 

Derin bir felsefesi, düşüncesi olmayan bir sanat eseri olabilir mi?

 

Evrenin mucizevî bir yer olduğuna inanmayan bir bilim adamı olabilir mi?

 

Bilimin bulgularını sevgi ve bütünlük için değerlendirmeyen bir dindar insan olabilir mi?

 

Düşünmeyi bir sanat gibi görmeyen, bilimle, sanatla ve inançla yoğrulmayan bir filozof ne kadar derin ve renkli olabilir?

 

Kişisel özgürleşme yolumuzda bilgi biçimleri arasındaki bölünmeyi gidermemizin çok önemli olduğunu düşünürüm. Toplum uzmanlaşma denen kendini beğenmişlikle çoğunluğun bilgiye ulaşımını engellemiştir. Tabii ki bazı pratik nedenlerle uzmanlaşma gereklidir. Ancak sıradan insanın sanatla, bilimle, dinle ilgilenmesi ne ölçüde mümkündür? Felsefeci kullandığı ağır dille, sanatçı teknik ve yeteneğe vurgu yaparak, bilim adamı aşırı ölçüde bilimsel yöntemin ve istatistiklerin savunuculuğunu yaparak ulaştıkları bilgilerde sahiplenici bir tutum gösterirler. Para gibi bilgi de belli tekellerde toplandığında toplumun refahı için gerekli kaynaklar doğru bir şekilde akmamış olur.

 

Çağımızda yeni bir devrim yapmak gerekirse bu bireysel cehalete son verilmesi için “gerçek bilgi devrimi” olmalıdır. Bireylerin bilgiye ulaşımları çarptırılıp kısıtlandığı sürece aydın bir toplumdan bahsedemeyiz. Aydın bir toplum her şeyi bölerek zıt kutuplar içinde algılayan insanlardan oluşmaz. Aydın toplum geleneğin binlerce yıldır biriktirdiği sanatsal dinsel ve felsefi bilgileri öz kaynaklarına inerek özümseyen, bu bilgileri çıkarcı ellerden kurtararak insanlığın hizmetine veren bir toplumdur. Sadece bilimi ya da dini ya da sanatı yücelten bir toplum sağlıklı olamaz. Dinin bilimsel ve felsefi gerçeklerle barıştığı, bilimin felsefeden korkmadığı, sanatın tüm bilgi alanlarından ayrılmadığı bir bilgi anlayışı bizi esenliğe ulaştırabilir.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1498 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler