1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÖZEL VE KAMU SEKTÖRLERİ DIŞINDA 3. (ve hatta 4.) SEKTÖR
ÖZEL VE KAMU SEKTÖRLERİ DIŞINDA 3. (ve hatta 4.) SEKTÖR

ÖZEL VE KAMU SEKTÖRLERİ DIŞINDA 3. (ve hatta 4.) SEKTÖR

İNSAN ODAKLILIK Teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla arttığı, bu gelişmelerin ekonomiden eğitime kadar tüm sistemleri etkilediği ve dönüşüme zorladığı, bunların da toplumsal değişim ve dönüşümleri tetiklediği, giderek globalleşen ve globalleş

A+A-

 



İNSAN ODAKLILIK


Teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla arttığı, bu gelişmelerin ekonomiden eğitime kadar tüm sistemleri etkilediği ve dönüşüme zorladığı, bunların da toplumsal değişim ve dönüşümleri tetiklediği, giderek globalleşen ve globalleştikçe de küçülen yeni bir düzene şahit olduğumuz dünyamızda,insan hakları ,özgürlük, ekonomik büyüme ve çevre, yani kısacası hemen her şey bir bütünün parçası olarak arzıendam etmektedir. Özellikle belirtmek gerekir ki değişen, dönüşen ve gelişen tüm sistemler ve  prensipler, birey içinde ve bireylere dönük olarak tanımlanır; çünkü sorunların da çözümlerin de mihrakı insandır.

Geçtiğimiz yüz yılın ikinci yarısından beridir dünyamızda giderek artan bir biçimde yaşanan globalleşme süreci ve bu sürecin tüm ülkelere dayattığı değişim ve dönüşüm hareketlerindeki çeşitli deneyimlere ilaveten Kıbrıs’ın kuzeyinde 40 yıldan beridir yaşadığımız yaratılan çarpık sistem içerisinde bugünlere sürüklenerek gelirken, toplumsal olarak ağırlıkla edilgen bir biçimde yaşadığımız ve yaşatıldığımız kendi öz  deneyimlerimiz bizlere açık bir biçimde  şunu gösterdi ki;  KKTC'nin ekonomik, toplumsal ve sosyal kalkınması için bugüne kadar iktidar bloku tarafından yazılan/çizilen/önerilen/öngörülen teoriler hem toplumumuza uymamış hem de insan odaklılık açısından kötü tesirler bırakmış ve yeterli olmamıştır.

Yapılması gereken, KKTC'yi ,dünya ölçeğinde ele almak ve dünya ölçüsünde bir "toplum" ile karşılaştırmak olmalıdır ki sorunlarmıza insan ölçekli çözümler getirilebilsin.

 

İNSANA YARAŞIR ŞEHİRLER

New York Chapter of the Society başkanlığı, UNDP Development Study Programme direktörlüğü ve BM'de çeşitli görevlerde bulunan Dr. Üner Kırdar, Cities Fit For People (İnsana Yaraşır Şehirler) adlı eserinde şunları söylemektedir:


"Üçüncü-dördüncü dünya ülkesine sadece parasal yardımda bulunmak yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü yalnızca mali kaynak transferi bir ülkenin hakiki kalkınmasını sağlamıyor. Hakiki kalkınmanın esas sırrı insan boyutuna önem veren ya da mihrak olarak insan boyutunu ele alan kalkınma modelinin başarılı olduğudur. İnsana yapılan yatırımın, eğitim, sağlık gibi, bu yatırımın önemi, kaliteli insan yetiştirmesinin önemi ortaya çıktı. Yine 80'li yıllara kadar hatta bugüne kadar insanı ekonomide birçok doktrin, sadece ve sadece bir kaynak olarak görmüş. İnsan kaynakları, demiş. Bunu da esas kaynak olarak değil, yardımcı kaynak olarak değerlendirmiş. Halbuki, insanı esas kaynak olarak kabul edeceksiniz ve aynı zamanda da insanı konuların mihrak noktasına oturtacaksınız.



Sosyal bilimlerin arasında müthiş bir bağımlılık var. Ekonomi, paranın bir yüzüyse, sosyal kalkınma da diğer yüzü. Çevre de ayrı bir yüzü. Konuların arasındaki bağımlılığı tanımlamak gerekiyor: İnsan vücudundaki gibi. Sadece başınız ağrıdığı zaman, başınızdaki şeyden çıkmıyor o, ağrının başka nedenleri de var. Vücuttaki bağımlılık gibi, bunu da öğrendik. Biliyorsunuz 90'lı yıllarda dünya büyük bir değişimden geçti; sosyalist dünyanın yıkılması, gerek ekonomik teorilere gerek politik teorilere yeni bir boyut kazandırdı. Daha ziyade artık tek bir pazar ekonomisinin getirdiği boyut, pazar ekonomisinin, serbest ekonominin yegane çıkar yol olduğu benimsendikten sonra, bu değişim sırasında çeşitli yeni şeyler öğrendik. Birincisi; ülkeler, toplumlar arasındaki bağımlılığın önemi, hiçbir ülke tek başına yaşayamaz gerçeğini... Bunun başlıca nedeni de teknoloji alanındaki gelişim. İletişim teknolojisinin son 10 yıl içinde geçirmiş olduğu büyük devrim. Dünyanın bir köşesinden diğer köşesine, hatta en geri köşesinden Afrika'nın kenarından bir olay, ABD'deki bir olayı aynı anda görüyorsunuz, hissediyorsunuz. Demek ki; toplumlar arasındaki bağımlılık. İkincisi, konular arasındaki bağımlılık; bu konuyu iyice anlamak lazım; bütün sorunlarımıza yaklaşırken, bu çerçeve içerisinde yaklaşmanın büyük bir faydası var. Üçüncü nokta, ekonomik ve sosyal konuların aynı bireyde olduğu. Sadece bir konuya ekonomik kazanç açısından yaklaştığımız takdirde, sosyal dengeleri bozuyorsunuz. Aynı şekilde konuya sadece sosyal eşitlik getirmek istediğiniz zaman fakirlikten de ileri gidemiyorsunuz.



Şimdi dünyada cevap bekleyen soru da bu. Artık sorunlara çözümü devlet mi yoksa, özel sektör mü bulsun gibi bireysel yaklaşım yetersiz kalıyor. 90'lardaki değişimden sonra devletin rolü küçülüyor. Devletin içerdiği sosyal sahaları alsak, acaba bunun imkanlarını kim sağlayacak? Acaba pazar ekonomisi, devletin daha önce yaptığı yükümlülükleri taşıyabiliyor mu, fonksiyonlarını yerine getirebilecek mi?



En önemli şey burada yine, insana olan yatırımda; eğitim, sağlıkta... İngiltere, güzel bir örneğidir, Sağlık devletin şemsiyesi altında iken ABD'deki uygulamaların tesiri altında kalarak bunları özelleştirdi ki; bunların çoğu kar ediyordu. Ama o zaman görüyoruz ki; özel sektörün yürüttüğü belki daha verimli oluyor ama, toplumda her kesim bundan yararlanamıyor. Ayrıca, küreselleşen ekonominin zengin ve fakir uçurumunu artırdığını görüyoruz.



ÜÇÜNCÜ SEKTÖR

Pazar ekonomisinden değişim olmayacağına göre, kamu sektörü ile özel sektör arasında üçüncü bir sektörün gelişmesi gerekiyor. Buna ister sivil toplum sektörü deyin, ister 3'üncü sektör deyin. Bu sektör kar amacı gütmeyen kuruluşların sektörü oluyor; örneğin vakıflar. Batı dünyasında vakıflar çok önemli rol oynuyor. Sivil toplum da bunun içine giriyor. Bu sektör pazar ekonomisi ile devlet ekonomisi arasında bir balans temin ediyor. Toplumun çeşitli sorunlarının çözümüne yardımcı oluyor.

Bakın, ABD'de 25 yıldan fazla zamandır yaşıyorum. En büyük amme hizmetlerinin gerçekleşmesinde, bugün 3'üncü sektör olarak anılmaya başlanan vakıf ve sivil girişimleri görüyorum. Hastanelerin önemli bir kısmı, eğitim müesseselerinin büyük bir kısmı, üniversitelerin büyük bir kısmı, bu sektör tarafından sağlanıyor.



EĞİTİM VE SAĞLIK

Üniversiteler, devlet üniversitesi mi özel sektör üniversitesi mi; bakın Türkiye'de bugün bunlar tartışılıyor. Hayır, 3'üncü sektörün olacak.. Bunu yürütecek olanlar, şahsi bir kazanç temin etmeyecek.

Hatta, Türkiye'de bugün daha tanımlanmayan bir de 4'üncü sektör var. ABD'de geçen sene, eski Genelkurmay Başkanı General Powell, gençliğe dönük yeni bir sektörün gelişmesine yön verdi. Gençliğin yetiştirilmesini amaçlayan, yani koordinasyonu devlet, özel sektör ve 3'üncü sektörü bir araya getirip, gençliğe olan yatırımları, gençliğin boş vaktini, değerlendirmesi, gençliğin topluma karşı olan mükellefiyetlerin kendisine aşılamasını sağlayacak olan yeni yapılanmayı gündeme getirdi.



GELECEK NESLİ İNŞA ETMEK

Bakın altını çiziyorum; toplumun her bölümünden kişilerin, sadece parasal yardım değil, vakitlerinin bir kısmını bu sektöre nasıl tahsis edecekleri tartışılıyor. Bir ev kadını, örneğin, günde 4 saat boş zamanı var. Bunu kahvesi, briçiyle mi geçirsin, yoksa 3 saatini gönüllü olarak, gençliğin sorunlarına mı tahsis etsin?

Bu sadece çek yazmak değil, kendi evinizi, kendi bilginizi, kendi yönlendirmenizi, bu yöne doğru kaydırmaktır. Şunu söylemek istiyorum. Toplumlarımızı, şehirlerimizi yaşanabilen bir hale getirmek, insancıl bir hale getirmek için, her birimizin üzerine düşen bir yükümlülük var. Hayatın zevkini daha iyi anlamak için kendimizin de bir yatırımı olacak. "

 

CTP’NİN MİSYON VE VİZYONU

Ben, bir Kıbrıslı Türk olarak, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan bir yurttaş olarak, bir akademisyen, bir baba ve en nihayetinde bir insan ve bir birey olan Mehmet Çağlar olarak; tüm yurtsever, barıştan yana, farklılıkları zenginlik olarak görüp halkların kardeşliğine inanan, toplumsal düşünüp evrenselliğe önem veren, çözüm yanlısı ve toplumsal varlığımızı geliştirerek ileriye taşıma konusunda mücadele eden ve düşünce üreten her kesim gibi bu toplumun umut ışığı ve toplumun vicdanı olarak gördüğü CTP'den de artık daha kesin ve dik bir biçimde, yıllardan beridir ama özellikle de son dönemlerde daha çok maruz kaldığımız  üçlü iktidar blokunun önümüze sunduğu ve uygulamaya zorladığı ekonomik paket arayışlarının bilindik ve öğretildik yöntemlerine artık bir son vermesini ve toplumsal dokumuza uygun, evrensel değerlerle de uyumlu ve mutlaka insan odaklı çözümlere yoğun bir biçimde odaklanmasını ve toplumsal vizyonu yeniden en geniş bir biçimde oluşturup tüm topluma benimsetmesini, öncü olmasını, lider olmasını bekliyorum. 

Bu düzenin (ya da düzensizliği) tüm çıkar ilişkilerini, düzenin toplumu yok etmeye ve hiçleştirmeye çalıştığını, bireylerden toplumun tümüne kadar hepimizi edilgenleştirmeye çalıştığını bilerek; bundan kurtuluşun ancak ve ancak insana değer veren, eşitlik ve adaletin yanında barışı, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü özgürlük ve demokrasi ilkeleriyle bütünleştiren ve kendisine şiar edinen düşüncelerle ve başta da   CTP'nin  "insan orijinli çözümleriyle” toplumumuzun hayatiyetini yitirmesine çalışılan  damarlarında mânâsına uygun yeni akisler bulur ve şifa olur.

Sosyologlarımız, akademisyenlerimiz, ekonomistlerimiz, siyasilerimiz, toplumbilimcilerimiz, hukukçularımız, basınımız, sanatçılarımız, entellektüellerimiz, esnafımız, zanaatkarımız, işçimiz, köylümüz, memurumuz, öğretmenimiz, gencimiz, kadınımız, öğrencimiz ve en nihayetinde tüm aydın insanlarımız başta olmak üzere, tüm toplum olarak buna odaklanmalıyız... Yurtiçi ve ve yurt dışındaki tüm yurttaşlarımız da mesailerinin önemli bir kısmını bu yeni sosyal düzeni kurmak için harcamalıdır diye düşünüyorum. Bunu örgütlemek de kanımca bir özgürlükçü sosyalist ve sol siyasi bir parti olarak toplum içerisinde de en örgütlü partilerin başında gelen ve yaşayan en köklü parti durumunda olan CTP’ye düşmektedir, CTP’nin misyonu da vizyonu da gelecek hayalleri de bunu gerektirir... 

Yoksa,bizim şu anda kullandığımız mantık sadece türev balonlarını belki indirmeye ve dolayısıyla da içinde yaşatıldığımız bu statükoyu stabil hâle getirmemize yarıyor. Kendi irademize muktedir olma yolunda maalesef iyilikten çok kötülüğü dokunuyor.




 

 

 

Bu haber toplam 1012 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler