1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Oyunlarını Bozmalıyız
Oyunlarını Bozmalıyız

Oyunlarını Bozmalıyız

BÖL-PARÇALA VE YÖNET Geçmişten günümüze sosyolojik bir değerlendirmeyle emperyalizmin “böl, parçala ve yönet politikası”nın halkları acımasızca birbirlerine kırdırdığı söylenebilir. Şimdilerde ise bu politikanın günümüz coğrafyalarındaki kada

A+A-

 

 

BÖL-PARÇALA VE YÖNET

Geçmişten günümüze sosyolojik bir değerlendirmeyle emperyalizmin “böl, parçala ve yönet politikası”nın halkları acımasızca birbirlerine kırdırdığı söylenebilir. Şimdilerde ise bu politikanın günümüz coğrafyalarındaki kadar çıplak ve aleni uygulandığı, sonuçlarının bu kadar kısa zamanda ve açıkça görüldüğü başka bir dönem olmamıştır.

Emperyalist ülkelerin hâkim iktidarlarının, bir taraftan ekonomik temelli siyasal birlikleri oluştururken diğer taraftan da çeşitli ülkelerde milliyetçilik bayrağını yeniden yükseğe kaldırdığı doğrudur; fakat bayrağını kaldırdıkları milliyetçilik, “kendi halkları ve milliyetleri' için değil, bölüp parçalamak istedikleri bölgelerdeki halkların milliyetlerini ifade eden bayraklardır. Şimdilerde emperyalist sistemler neden milliyetçilik diye bağırmaya başladı ve neden bunu olması gereken bir şeymiş gibi öncelikle halklara, kendi halinde yaşayıp giden, komşusunun etnik yapısıyla değil de insanî özellikleriyle ilgilenen güzel düşünceli insanlara dayatmaya, bilinçaltında ve bilinç düzeyinde işlemeye başlamıştır?

YARATILAN MİLLİYETÇİ ÜLKELER

Sosyalist sistemi “parçaladıktan” sonra, parçalanan sistemden geriye kalan ülkeleri ve halkları, hızla sömürgeleştirilecek konuma sürüklemek için milliyetler, etnisite ve dinler temelindeki bir “kimlik” siyaseti hortlatılmıştır. Kışkırtılan milliyetçilik emperyalizme karşı değil; emperyalizme yaslanarak “ulusal bayraklarına” sahip olmuştur ama kavga bitmemiştir. Çünkü bu işin birinci kısmıydı; “böl”! Ardından “parçala ve yönet” geliyor, izleyin!

Bu milliyetçi ülkecikler, genel anlamda bağımsız ekonomisi olmayan, kendi kendine yetecek ulusal ekonomik girdilere sahip olmayan, çoğunlukla dış ticarete mecbur ve bağımlı bir ekonomi politiği olan durumdadırlar. Hepsi, işbirlikçi iktidarlar tarafından yönetilmektedirler çünkü başka türlü ayakta duramayacak bir devletleri vardır. Kuşkusuz bu tabloyu, emperyalistler yıllar öncesinden öngörmüştür; bu durum onların planladığı tablodur. Emperyalizm bu yanıyla amacına ulaşmış görünmektedir.

ÜLKEMİZDE BESLENEN MİLLİYETÇİLİK


Şimdi gelelim bizim çerçevemizdeki kime yarar sağlayacağını düşünürken bile aslında ürküten, planlanmış ve uygulamaya konmuş “milliyetçilik” vurgusuna. Sürekli olarak sanal hedeflerle halk “uyutulmakta”, halkın temel hedefleri saptırılmakta ve kendi çizdikleri hedefe ulaşma konusunda asla ödün verilmemektedir.  Bunun Kıbrıs’ın kuzeyinde nasıl sahnelendiğinin satır aralarını okumak, anlamak, yorumlamak çok da zor değil çünkü biz bu ve benzer senaryolara zaten teşneyiz. “Öğretildik” de “yaşatıldık” ve “susturulduk” da. Bu durum içinde, politik gerginliklerle de beslenen görünmez bir akıl duvarı akılsızlık tuğlalarıyla örüldü, büyütüldü, sağlamlaştırıldı.

 “Kıbrıs Türk halkı, uzun zaman İngiliz sömürgesi olmanın açmazları ile sonra da uzun zaman Kıbrıs’lı Rum’ların dayatmacı, hegemonyacı, ve kimliksizleştirme uğraşları ile mücadele etmenin yoğunluğundan ve kuşkusuz ki toplumlar arası çatışmaların ağırlığından sonra yorgundur ama tutarlılıkla da kendi çok kültürlü kimliğine sahip çıkmıştır. Bugün verilen mücadele de “kendi kendini yönetme” ve kendi ülkesinde özne olabilme mücadelesi değil midir?

Genel anlamda sol görüşün ve evrensel sosyalist değerlerin reddettiği “kökten milliyetçilik” aslında “ırkçılığa” yol veren ve buna ortam oluşturan pek çok değerleri içinde taşıdığı için reddedilmektedir. Yoksa bir insanın kendi halkını, ülkesini, değerlerini sevmemesi düşünülemez. Memleket sevgisi bütünlüklüdür; bunun içinde dil birliği, kültür birliği, yazınsal özdeşimler, sözlü paylaşımlar, duygu birliği gibi çok çeşitli yapısal taşlar yer alır. Bunlar bizi “Millî” değerlerimize saygılı, koruyucu, aktarımcı ve yaşatma taraftarı yapıyorsa biz insan haklarına gereken değeri vererek “Millî birlik ruhunu” kendimizde yaşatan olarak dik durabiliriz. Ancak bu dik duruş başka halkların varlıklarını ve başka kültürlerin farklılıklarını reddeden değil tam aksi tüm farklı inanç, kültür ve halkları kucaklayan, tüm dünya halklarının kardeşliğini temel ve hedef alan bir ideolojik ve hümanist bir duruştur.



 

Diğer türlüsünde ne olur? İşte şimdilerde yüksek sesle ifade etmeye çalıştığımız tam da bu noktada yapılabilecek yanlışların, radikal milliyetçiliği körükleyerek ırkçı denebilecek söylemlere ve eylemlere alt yapı oluşturmasıdır. Bunun sonu da toplum yangınıdır ve her yangında olduğu gibi sosyolojik yangınlarda da hasar büyük olur! Göçmenler, kaçak işçiler, insan kaçakçılığı, fuhuş ve kadın ticareti, farklı etnik yapılar vs. vs. Örnekleri artırmak olasıdır; bu örnekler bazında yapılabilecek şey bir şekilde ve bir nedenle burada olanlara yönelik tedbir alıp bu sorunun kaynağını ve devamlılığını önlemek midir yoksa insan öğesini dikkate almadan ucuz politikalarla ırkçılığı körükleyen ve sorunun özüne inmeden Kıbrıslı-Türkiyeli ayrıştırmasını sürekli olarak besleyen ve özünde emeğe değil ucuz iş gücünden kazanacağı paraya değer veren ve bunu da sözde milliyetçilik adı altında yapan kesimlerin ekmeğine bal süren politikalar mıdır? Yoksa madem buradalar gücümüz de yetmez madem, o zaman aşağılarız hırsımızı alırız demek midir? Yoksa şimdiki durumu her kesimdeki insan için “önce insan” diyerek yola çıkıp geçerli, tutarlı ve işlevsel devlet politikaları üreterek hem kendi var oluşumuzu hem de diğer unsurların varlığını koruyabilecek sistemler yaratmak mıdır?


TOPLUMSAL VAR OLUŞ


Yapılması gereken, planlı süreçler içinde sistematik olarak toplumsal var oluşu güvence altına almaktır ki bu da ancak bir taraftan federal çözümle, bir taraftan kendi kültürel kimliğini sürdürecek sanattan tutun da mutfağa, tiyatrodan spora, çevre bilincinden üretimin her alanına kadar ortaya çıkardığımız değerlerle, diğer taraftan da bağımsız ve özgür bir ekonomi ile olanaklıdır. Peki, bizim böyle bir şansımız var mı? Üretimden koparılmış, memurlaştırılmış, rahat bir düzen içinde sorgulamadan ve salt maddi çıkarlarımızı sağlama alarak yaşamaya yönlendirilmiş bir halk olarak, gün içerisinde yaslanabilecek, güç alabilecek çok az olumlu değer bulunabilmektedir.


El ele vurmadan ses çıkmaz denir ya, aynı mantık burada da yaşam bulmaktadır. Eğer doğru düzgün ve size güven ve/veya güvence veren üretim alanlarınız yoksa var olan temel kurumlarınız alınıp satılıyor; bir gecede el değiştiriyor; iflas ediyor ve/veya ettiriliyorsa; siyasal iradeniz denetim ve yönetim altındaysa; hesap sorulabilir ve hesap veremezseniz azarlanabilir haddi bildirilebilir bir eşitsizlik pozisyonundaysanız; her şey mış gibi ve muş gibiyse; vardır bir var oluş sorunsalınız sizin de…

Mücadelenin Adresi


Kuzey Kıbrıs’ın nüfusunu oluşturan çoğunluk halklar Kıbrıslı Türkler ve Türkiyeliler’dir ve eğer bu iki halk kendi çıkarları doğrultusundan bir arada olamayacaksa, yan yana durup bir varlık gösteremeyecekse, Ankara’nın dayatmacı ve planlı hareketlerine karşı statükoyu koruyan kollayan hale getiriliyorsa, Ankaralılarla mı ANKARA’YLA mı mücadele etmek gerekmektedir?

Bilinçli ve özenli bir stratejik yapı ile halk kitleleri birbirlerine karşı uyarılmakta ve hassasiyetlerine göre de uygun damarlar aranmaktadır; zamanı gelince nereden vurulacak bilinsin diye.
Şimdilerde bizim bu duruma karşı oluşturabileceğimiz en olumlu yaklaşım ve herkese karşı oluşturulması gereken tepki adada bulunan tüm göçmen kitlelerle kurulacak örgütlü ilişkilerdir. Kendi ülkesinde göçmen yaşamış bizler için göçmen kitleler ile somut çıkarlar üzerinden kurulacak örgütlü kader birliktelikleri oynanmak istenen oyunu bozabilir. Eşit ve saygılı ilişkiler üstünden somut mücadele içinde halkların kaynaşmasının zeminini yaratmak her radikal fikrin ve eylemin (buna her nereden bakarsanız bakın milliyetçilik dâhildir) karşısında durulabileceğini göstermek anlamında yaşamsal öneme sahiptir…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 627 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler