1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'OYNAT DA HOŞUMUZA GİDİYOR'
OYNAT DA HOŞUMUZA GİDİYOR

'OYNAT DA HOŞUMUZA GİDİYOR'

Erman Toroğlu ve “Bu da mı gol değil sevgili Şansal?” Enteresan bir bayram yaşadık. Ben çocukken ne zaman mahalleye çöpçüler gelse, büyük nenem: “Zibilciler geldi, inşallah devirmezler gene kapının önündeki vareli!” derdi. Ayşe

A+A-

Erman Toroğlu ve “Bu da mı gol değil sevgili Şansal?”

 

Enteresan bir bayram yaşadık. Ben çocukken ne zaman mahalleye çöpçüler gelse, büyük nenem: “Zibilciler geldi, inşallah devirmezler gene kapının önündeki vareli!” derdi. Ayşe nenem buralardan çoktan gitti, ama “zibilciler” bizim mahalleye uzun bir süredir gelemedi. Erman Toroğlu, neredeyse bütün televizyon tarihimize damgasını vurmuş bir medya karakteri olarak belki de ilk kez bize doğrudan hitap etti. UBP’nin kurultayı bitti, mahkemesi başladı. Leymosunlu olmaktan zaten fazlasıyla gurur duyan Kıbrıslı Türkler, bir de AEL’in tüm dünyaya sportmenlik dersi vermesiyle, övünecek daha çok şey buldu. Hakiki bayramlara hasret bir bayramın akabinde yeniden başlıyor hayat ve Erman Toroğlu’nun deyimiyle: “Sahaya çıkıp çatır çatır oyununu oynayacaksın sevgili Şansal... Başka çaren yok...”

 

“MA NE GÜZEL OYNADI BE O TAKIM...”

 

Koyu bir Fenerbahçeli olan ben de dahil olmak üzere, tüm futbol severlerde şöyle bir huy vardır; desteklediğiniz takımın kazanması ya da kaybetmesi, maçın akabindeki davranış biçimlerinizi etkiler. Örneğin Fenerbahçe, Galatasaray ya da Beşiktaş oynadığı maçı farklı kazanmışsa, futbolseverler maçın ardından başlayan yorum programlarını da izleyip, egolarını şişirme eğiliminde olurlar. “Ma ne güzel oynadı be o takım...” muhabbeti, yıllar boyunca Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, Hıncal Uluç, Şansal Büyüka ve son zamanlarda Rıdvan Dilmen tarafından dile getirilir. Sporsever izleyici 19.00 - 21.00 saatleri arasında maçı, 21.00 - 23.00 saatleri arasında da maçla ilgili yorumları izlemiştir. 23.00’dan sonra direkt yatağa da gidilebilir, gece yarısına kadar koltuk önünde sızılabilir de. Bu esnada diğer ev ahalisi yaş grubuna ve cinsiyetine göre ya odasına Facebook’ta olur, ya salonda Facebook’ta olur ya da mutfaktaki küçük televizyonun başında olur. Bu bireylerin her birine “Kiminle yaşıyorsun?” diye sorsanız hepsi “Ailemle birlikte” cevabını verir, ancak bu koşullarda cevap “Ailemle birlikte” değil, “Ailemle aynı binada” olmalıdır, çünkü bireyler arası paylaşım bu tip rutinlerle neredeyse sıfır noktasındadır.

 

“ABDÜLHAMİT’İN SAZ HEYETİ...”

 

Erman Toroğlu, spor yorumcuları kuşağının en önemli ve en kilit isimlerinden birisidir. Bu özelliğini “dobra” ya da amiyane tabirle “vordo” üslubuna borçludur. Türkiye’nin küfür odaklı futbol kültürünün yıllarca mağduru olmuş bir emekli hakem olarak, mağduru olduğu şiddetin en usta uygulayıcısı pozisyonundadır. Hatta televizyonda anlattığı bir anısıyla bu konudaki mağduriyetini de gizlememekte, aksine bununla gurur duymaktadır: “Arkadaş bir gün maç yönetiyorum... Bir anda maçta bir sessizlik oldu... Biri tellerin ordan bir bağırdı: “Erman senin ananı, boğaz köprüsünde II. Abdülhamit’in saz heyeti şey etsin, hem Asya hem Avrupa görsün!” Sonra merak ettim araştırdım... Abdülhamit’in saz heyeti sekiz yüz elli kişiymiş...” Bu ortamın Türkiye medyasına armağanı olan Erman Toroğlu, sporseverler için yıllarca çok amaçlı mutfak robotu gibi oldu. Futbol izleyicisinin maç bitimiyle başlayan “yorum izleme” tutkusu, genellikle takımının yenilmesiyle birlikte son bulur. Ya maçtan bahsetmeyen televizyon kanallarına geçilir, ya da bir DVD takılır ve kafa dağıtılır. Ancak bir ihtimal daha vardır: Futbol severin takımı o kadar kötü oynamıştır ki, o futbolsever, takımının bu kötü oyunu neticesinde ağır şekilde eleştirildiğini kendi kulaklarıyla duymak ister: “Bakalım Erman hoca, bu beceriksizlere nasıl sövecek? Nasıl madara edecek?” Erman hoca bu işin erbabı olduğunu yıllarca bize ispatlamıştır: “Sevgili Şansal... Bu gece Fener/Galatasaray/Beşiktaş takımı aman aman bir top mu oynadı? Hayır... Bu halleriyle ‘Avrupa’da naparlar’ diye sorarsan... Ben sana bunların işi boru derim... (Şansal: Aman hocam çok ağır bir şey söylemeyelim ekranlarda...) Yalan mı arkadaş?! Bunların işi boru...”

 

 

“TÜRK OLMANIN KURALLARI” DERSİ...

 

Yıllar boyunca Türkiye’deki futbolseverler gibi Kıbrıslı Türk futbolseverlerin de hararetle takip ettiği Erman Toroğlu, gün gele AEL maçı öncesi Kıbrıslı Türklere “Türk olmanın kuralları” dersi vermeye kalktı. Halk olarak bu ders bizim müfredata ilk kez mi yazılıyor? Ne münasebet, aksine her yıl birileri bizim müfredatımıza bu dersi yerleştiriyor. Erman Toroğlu’na tepki büyük ama ben bu konuda Erman Bey’e haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Yıllar evvel bu memleketin seçilmiş Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’in elini sıkmayıp, “Önce Türklüğünüzü ispat edin!” diyen Komutana, Erman Toroğlu’na verilen tepkinin yarısı o zamandan verilseydi, emin olun Erman Bey bugün bu lafları etmeye teşebbüs edemezdi bile. “Yeterince Türk olmadığı” için eli sıkılmayan ya da çekinmeden basın önünde maaşı sorulan KKTC Başbakanları’nın durumuna çok da tınmayan halkımız, dişine göre Erman Toroğlu’nu kıstı belli ki... Oynat Uğur... Oynat da hoşumuza gidiyor...

 

 

Bugün; ABD Başkanı Obama, İsrail hakkında bodoslama bir açıklama yapsa ne olur? İsrail lobisi kuvvetle muhtemel Beyaz Saray’ı Obama’nın başına yıkar. Almanya Şansöylesi Merkel, Türkiye aleyhine bir açıklama yapsa ne olur? Almanya’daki Türk lobisi kuvvetle muhtemel Merkel’e bir daha seçim kazandırtmaz. Peki; Türkiye’de bıraktım hükümeti, Erman Toroğlu gibi herhangi biri, Kıbrıslı Türkler aleyhine bir açıklama yapsa ne olur? Hiç! Hem de koskocaman bir hiç! Kimse bana “Bizim paramız yoktur da lobi yapamıyoruz” demesin! Bugüne kadar Türkiye’den KKTC’ye okumaya gelen binlerce öğrenci sadece müşteri ya da kiracı olarak algılanmayıp da bu insanlarla düzeyli ve karşılıklı etkileşime dayanan güçlü bir ilişki kurulmuş olsaydı, bu insanlara Kıbrıslı Türklerin bağımsızlık ve kendi ayakları üzerinde durma talebi doğru düzgün anlatılsaydı, bugün Erman Bey gibiler ağızlarını açtıklarında, Türkiye’de bizden çok önce onlara cevap verecek binlerce genç insan olurdu. Evet, bugün bunu yapacak neredeyse kimse yok. Ama bazı şeyleri bu kadar net görebiliyorsak, yarın neden olmasın? Marx dediğinden, artık dünyayı yorumlamayı bırakıp da değiştirme zamanı gelmedi mi sevgili Şansal? Yoksa Sadri Alışık dediğinden bu da mı gol değil sevgili Şansal?

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2455 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler