1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Öyle Buluşmalar ki...
Öyle Buluşmalar ki...

Öyle Buluşmalar ki...

Hakkı Yücel: Geçenlerde gazetede okudum, CTP Mağusa Gençlik Örgütü ve Edon, adını “Barışa Bir Adım Daha” koydukları ortak bir etkinlik düzenlemişler.

A+A-

 

 

 

Hakkı Yücel

hyucel2012@gmail.com

 

 

 

Geçenlerde gazetede okudum, CTP Mağusa Gençlik Örgütü ve Edon, adını “Barışa Bir Adım Daha” koydukları ortak bir etkinlik düzenlemişler. Gençler halı sahada maç yapmışlar, bu arada veteranlar da gençlerle birlikte ter dökmüşler..Ardı sıra yapılan konuşmalarda ise barışa vurgu yapılmış, etkinliğin bu bakımdan önemli bir işlev yerine getirdiğinden ve bu tür buluşmaların devam edeceğinden söz edilmiş..Benzerlerini birçok kez okuduğumuz ve gördüğümüz çok tanıdık bir haber ve de etkinlik bu, ancak artık kanıksandı mı ne, ister siyasal partiler isterse sivil toplum örgütleri düzeyinde olsun bu türden buluşmalar-etkinlikler onu gerçekleştirenler de dahil olmak üzere neredeyse kimsede pek heyecan uyandırmıyor, ya da heyecanı etkinliğin süresiyle sınırlı kalıyor, bir başkası gerçekleşene kadar da buhar olup uçuyor..Buradan böylesi buluşmaların-etkinliklerin önemsiz olduğu sonucunu çıkarmıyorum, ancak eğer bu türden buluşmalar-etkinlikler giderek bir rutinin tekrarına dönüşmeye,  sıradanlaşmaya ve heyecanını yitirmeye başlıyorsa, bir yerlerde eksik ya da hatalı bir şeyler olmak gerekmektedir diye düşünüyorum..Acaba eksik ya da hatalı olan ne? Bu soruya yanıt vermeye çalışmadan önce, farklı bir düzlemde gerçekleşmiş olsa da, konuyla ilgisi olduğunu düşündüğüm  başka ‘buluşmalar’dan söz etmek istiyorum..

 

Milan Kundera’nın “Bir Buluşma” (Can Yayınları) başlıklı deneme kitabını okuyanlar,  yazarın orada, “efsanevi” olarak nitelendirdiği  bir buluşmanın  - aslında o kitapta dile getirilen bütün buluşmaların olağanüstü olduğunu söyleyebilirim.hy- hikâyesini anlattığını hatırlayacaklardır. Okumayanlar için kısaca hatırlatalım: ‘Sürrealizm-Gerçeküstücülük’ akımının temel taşlarından Andre Breton, 1941 yılında ABD’ye giderken bir süre Martinik’te kalır. Bir gün dolaşırken bir tuhafiyeci dükkanında adı ‘Tropiques’ olan küçük yerel bir dergi görür. Breton göz altından yeni çıkmıştır ve sıkıntılı günler geçirmektedir, bu ruh hali içinde  “şiirin ve cesaretin ışığı”nı gördüğü o küçük dergiden çok etkilenir, heyecanlanır.  Başını Aime Cesaire’nin çektiği hepi topu birkaç Martinikli delikanlıdan oluşan yazı ekibiyle tanışır.. Bu buluşmada Breton “mutluluk ve cesaret”, Martinikliler ise “estetik ilham ve unutulmaz bir hayranlık” yaşarlar.

 

Benzer bir olay Breton’un 1945 yılında Fransa’ya dönerken Haiti adasında mola vermesiyle de gerçekleşir. Ünlü yazar bu vesileyle fırsattan istifade Port-au-Prince’te bir konferans verir. Aralarında Jacques Stephen Alexis ve Rene Depestre isimli iki genç yazarın da olduğu bir grup adalı entelektüel konferansa katılır. Büyüleyici bir ortam vardır, o kadar ki gençler bu buluşmanın ardından dergileri La Ruche’de Breton için özel bir sayı hazırlarlar. Ne var ki bu özel sayı toplatılır, dergi yasaklanır..Kundera gerek Martinik ve gerekse Haiti’de gerçekleşen bu buluşmaları “unutulmaz” olarak nitelendirir ve devamında şunları yazar: “Buluşma dedim, görüşme değil, dostluk değil, ittifak bile değil; buluşma, yani kıvılcım, şimşek..”

 

Nereden böyle bir sonuca varmıştır, Kundera? Şundan: Bu buluşmaların ardından Martinik’te Aime Cesare hem “Martinik Siyaseti’nin” hem de “Martinik Edebiyatı’nın kurucusu” olarak isim yapacaktır..Onun yazdığı “Yurda Dönüş Notları” Breton’a göre “zamanımızın en büyük lirik anıtı”dır. 1941-45 yılları arasında dokuz sayı çıkacak olan Tropiques Dergisi ise düzenli olarak üç konuyu; bir: “Martinik’in kültürel ve siyasi özgürlüğü”, iki: “Modern şiir ve sanat pedagojisi” ve üç: “Martinik yurtseverliğinin temellerinin atılması” nı, sayfalarında işleyecektir. Haiti’de Alexis ve Depestre ise bir “kıvılcım” olarak parlayan ve bir “şimşek” olarak çakan bu buluşmanın ardından, 1946’da Haiti Komünist Partisi’ni kuracaklar, bir yandan edebiyat diğer yandan da siyaset temel uğraş alanlarını teşkil edeceklerdir. Baskıların artması bir süre sonra ülkeden göç etmelerine neden olacaksa da, Alexis mücadelesine devam etmek üzere 1961 yılında Haiti’ye geri dönecek, ne var ki çok geçmeden tutuklanacak ve gördüğü ağır işkencelerin ardından hayatını kaybedecektir.  

 

Her ne kadar Kundera bu buluşmaları ve sonuçlarını daha çok edebiyat üzerinden (sürrealizm-gerçeküstücülük) değerlendip yorumluyor olsa da, sadece bu kadarla yetinmiyor, bir biçimde bunun siyasal sonuçlarını da ortaya koyuyor. Burada kritik nokta, sürrealist-gerçeküstücü  Breton’un, tam da bu akımın ruhuna uygun sergilediği “isyankâr duruş” ve “estetiğiyle vaaz ettiği hayal gücü özgürlüğü”nün, onu izleyen genç sanatçı-entelektüellerde yarattığı etkidir. Nitekim bu etki nedeniyledir ki, örneğin Haiti Komünist Partisi kurucularından Alexis’le Depestre, dönem itibarıyla komünist-devrimci sanatçıları kuşatan, son kertede onları dogmatik bir ideolojinin ve onun belirlediği otoriter siyasetin memurları haline dönüştüren ‘sosyalist gerçekçiliğin’ baskısından kendilerini kurtarabilmişler, yaratıcı hayal güçlerinin ve bunun beslediği özgürlüğün imkânlarını kullanarak yeni açılımlar sergileyebilmişlerdir. Böyle olduğu içindir ki Kundera “Haitililerin piri Gorki değil Breton’du” diye yazmaktadır. Ve devamında “Onlar sosyalist gerçekçilikten söz etmiyordu; şiarları ‘doğaüstü’ edebiyatıydı -ya da ‘doğaüstü gerçeklik’ edebiyatıydı-“ diye not düşer. İyi de bu anlayış çoğunlukla sanıldığı gibi onları hayattan koparıyor muydu? Hiç de öyle görünmüyor, o kadar ki baskılar sonucu ülkelerini terk etmek zorunda kalsalar da en azından Alexis bir süre sonra, hayatı pahasına, mücadeleye devam etmek üzere Haiti’ye geri döner. Benzer durum Martinikli Cesaire için de geçerlidir. Onun gerek Martinik siyasetine ve gerekse edebiyatına yaptığı katkılar da Breton’la gerçekleşen, Kundera’nın bir “kıvılcım, şimşek” olarak nitelendirdiği, buluşmaların izini taşımaktadır. Yukarda sözü edilen ve 1941-45 arasında dokuz sayı çıkarılan Tropiques Dergisi’nde üç ana başlık altında yer alan konular tam da o buluşmanın yarattığı ‘kıvılcım, şimşek’ halinin dinamik ve doğurgan izlerini taşımaktadır. Öyle bir iz ki temel karakteristiği ‘yaratıcı hayal gücü ve özgürlüktür’ ve buradan hareketle dayatılanı ya da verili olanı zorlayarak dönüştürüp aşacak olan yeni yaklaşımları ve açılımları içkin bir dinamik olarak kendini ifade etmektedir.  

 

Mağusa CTP Gençlik Örgütü ve Edon buluşmasında, birlikte düzenlenen ‘Barışa Bir Adım Daha’ etkinliğinden yola çıkarak, 40’lı yıllarda Andre Breton’la Martinik ve Haitili genç sanatçı-entelektüeller arasında gerçekleşen,  Kundera’nın “efsanevi” olarak nitelendirdiği ve de parlayan “kıvılcım”la çakan “şimşek”e benzettiği buluşmalara kadar uzanırken, asıl sözü getirmek istediğim yer, tam da bu buluşmaların temel karakteristiği olan “yaratıcı hayal gücü ve özgürlüğe” dikkat çekmektir. Şundan: Özellikle yirminci yüzyıl sonu itibarıyla gerek siyasetin değişmeye başlayan mahiyeti ve gerekse bu bağlamda sivil toplumun -ve sivil toplum örgütlerinin- siyasal-toplumsal alanlarda giderek yaygınlık ve etkinlik kazandığı gerçeği göz önüne alındığında, bu potansiyel gücün anlayış ve tutum olarak sergileyeceği tavırlar da giderek daha bir önem kazanmaktadır. Bu aynı zamanda yeni bir dönemi de işaret etmektedir ve bu ‘yeni olma hali’ kaçınılmaz olarak yeni anlayışları ve buna bağlı yeni açılımları ve seçenekleri de gündeme getirmektedir.  Devlet despotizmini aşmaktan yurttaş haklarının genişletilip korunmasına, “demokratik eşitliği sürdürmek ve çoğunluğun azınlık üzerinde tiranlık kurmasını önlemek için yerel ve tikel özgürlük” talebinden siyasal iktidarların sorgulanmasına ve denetlenmesine, bu bağlamda geniş ölçekli toplumsal inisiyatiflerin tabandan tavana doğru stratejiler geliştirmesinden katılımın ve şeffalığın sağlanmasına ve nihayet demokrasinin radikalleştirilmesine ve benzeri birçok tutum ve davranışı içkin doğurgan bir dinamiği işaret eden bu yeni dönemde, o dinamiği gerek hareket ve gerekse düşünce olarak açığa çıkaracak temel dürtü ise kaçınılmaz olarak “yaratıcı hayal gücü ve özgürlük” olmak gerekmektedir. Nitekim “Demokrasi ve Sivil Toplum” (Ayrıntı Yayınları) kitabında John Keane de, bugün itibarıyla demokrasinin önündeki en büyük tehlikenin “demokratik hayal gücünün tükenmeye yüz tutması” olduğundan ve de “siyasi imgeleme yeni bir soluk” getirme zorunluluğundan söz ederken işaret ettiği, tam da bu ‘yaratıcı hayal gücü ve özgürlüktür’.

 

Kıbrıs Sorunu’nda gelinen aşamanın, özlenen ‘barış’ ve öngörülen ‘federal çözüm’ hedefinden çok uzakta olması, bu uğurda mücadele eden siyasal ve toplumsal kesimlerin, bir yandan ‘barış’ ve ‘çözüm’ taleplerinde ısrarcı olmalarını gerektirirken, bir yandan da akamete uğrayan bu süreci yeniden canlandıracak siyasal-toplumsal açılımlar ve seçenekler ortaya koymalarını vazgeçilmez kılmaktadır. Buradan bakınca da, gerek siyasal örgütler ve gerekse sivil toplum örgütleri düzeyinde gerçekleştirilen ortak buluşmaların ve ortaya konan etkinliklerin, artık heyecanını ve anlamını yitiren rutinin tekrarlanması ve sıradanlaşması hallerinden kurtulması, onun yerine ‘yaratıcı hayal gücü ve özgürlükler’den beslenerek yeni heyecanlar ve anlamlar üretecek seçenekleri içkin, geniş ölçekli bir dinamiğin oluşturulması ertelenemez bir önem arz etmektedir.

 

Kundera’nın dediği gibi öyle buluşmalar ki “kıvılcım” gibi parlasın, “şimşek” gibi çaksın..

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 716 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler