1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ortaköylü Kıbrıslırum çocuğun öyküsü
Ortaköylü Kıbrıslırum çocuğun öyküsü

Ortaköylü Kıbrıslırum çocuğun öyküsü

Andreas Efstathiu’yla tanışıncaya kadar bir zamanlar Lefkoşa’nın Ortaköy bölgesinde Kıbrıslıtürkler’in yaşadığını bilmiyordum... Toplumsal belleğimiz öyle bir dezenfekte edilmiş ki, bir zamanlar bu adacıkta çokkültürlü bir yaşam olduğuna

A+A-

Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler...

 

Kardeşi Petros Ortaköy’de “kayıp” edilen Andreas Efsthatiu anlatıyor...

 

Ortaköylü Kıbrıslırum çocuğun öyküsü...

 

Andreas Efstathiu’yla tanışıncaya kadar bir zamanlar Lefkoşa’nın Ortaköy bölgesinde Kıbrıslıtürkler’in yaşadığını bilmiyordum... Toplumsal belleğimiz öyle bir dezenfekte edilmiş ki, bir zamanlar bu adacıkta çokkültürlü bir yaşam olduğuna dair tüm izler silinmiş... Andreas Efsthatiu’nun ailesi Ortaköy’de yaşıyormuş, Andreas’ın çocukluğu da Ortaköy’de geçmiş – ta 1963 yılı sonlarına kadar Ortaköy’de yaşayan Kıbrıslırumlar varmış... Bu konulara meraklı Girneli bir okuruma, “Kıbrıslırumlar Ortaköy’de de yaşıyormuş” dediğimde, “Neçin? Bilmezdin? Dolfin diye bir eğlence yeri vardı, sanırım Türk Alayı’nın Ortaköy’deki gazinosunun yerindeydi bu Dolfin Kulübü” diyor... “O bölgede Kıbrıslırumlar’a ait mallar vardır...”

Andreas, Ortaköy’de bir Kıbrıslıtürk arabacıya yardım ediyormuş – bu arabacının adını hatırlamıyor – arabacının iki atı varmış... Küçük Andreas da, bu atlara bakıyormuş... At sevgisi işte ta o zamandan yüreğinde yer etmiş ve bütün hayatı boyunca at sevgisi devam etmiş, her zaman atları olmuş – hatta şimdi at yarışlarında da bir atı bulunuyor...

Andreas Efstatiu, bir zamanlar Kıbrıs’ın “motocross” şampiyonuymuş... Evinde gururla sergilediği kupaları da var... O dönem lakabı “Alkapon” imiş – motosiklet şampiyonluğundan kalma bir lakap bu... Eşiyle de tanışıyoruz, eşi bir terzi ama diktiği giysileri kendi dizayn ediyor... Kızı ve oğluyla da tanışıyoruz – oğlu da bir sporcu, bir futbolcu... Kızı ise gıda uzmanı – bu alanda doktorasını yapmış, Baf bölgesinde bir lisede “Ev Ekonomisi” dersleri veriyor ama aynı zamanda Lefkoşa’da bir üniversitede de hocalık yapıyor...

Andreas Efstathiu, RİK televizyonunun “Biz-Emiz” ekibi tarafından yaşamım ve “kayıplar”la ilgili çalışmalarıma ilişkin çekilen iki bölümlük belgeseli izledikten sonra aramıştı beni...

“İyi bir iş yaptığına inanıyorum” demişti...

O da bir “kayıp” yakınıydı...

Kardeşi 1964 yılında Ortaköy’de “kayıp” edilmişti...

Andreas Efsthatiu, 1974’te ikinci harekattan sonra, güneydeki İngiliz Elçiliği binası yakınlarında askerliğini yaparken, Eylül 1974’te pek çok Kıbrıslıtürk’le karşılaşmıştı...

“Derenin iki yanındaydık, dereye iner ve buluşurduk” diyordu...

O günlerde çektikleri fotoğrafları da saklıyordu ve fotoğraflardaki Kıbrıslıtürkler’i bulmak istiyordu...

Bir tanesinin adı Mustafa imiş.... Bir diğerinin adı ya Ahmet, ya da Mehmet imiş... Sesi çok güzelmiş, şarkı söylermiş, Andreas, “İstemem babacığım istemem adlı şarkıyı söylerdi bize” diye anlatıyor... Bu arkadaşlarını aramış, özellikle şarkı söyleyen arkadaşı Ahmet veya Mehmet’i... Fakat ona Mehmet’in göç ettiğini söylemişler... Ben de bu konuda ufak bir araştırma yapıyorum ve Andreas’ın sözünü ettiği arkadaşının Mehmet Cengiz adlı bir Mağusalı veya Mağusa’da yaşayan bir kişi olabileceğini öğreniyorum ama bu kesin değil... Belki onları buluşturup, o savaş sonrası günlerde Kanlıdere’de buluşan iki arkadaşın onlar olup olmadığını anlamak lazım... Zaten bu sayfalarda yayımlayacağımız fotoğraflarda görülenlerin de kimler olduğunu hatırlayanlar mutlaka çıkacak...

1974’ün Ağustos ayında birbirini öldürmek üzere ellerinde silah mevzilerinde birbirine karşı cepheleşen Kıbrıslılar, bir ay sonra savaş bittiği zaman yani 1974’ün Eylül ayında, yine dostça geçinmeye başlamışlar. Birlikte yemişler, içmişler... Bu da adalıların, Kıbrıslılar’ın, Kıbrıs kültürünün bir karakteristiği, bir özelliği olsa gerek...

“Bir tanesine çocuğu için süt götürürdüm” diye hatırlıyor Andreas, “sigara götürürdüm... Ama Türk askerleriyle böyle bir muhabbet mümkün değildi. Asla yanaşmazdı bize Türk askerleri...”

Andreas’la Şato Statüs’te buluşuyoruz ve konuşuyoruz... Baf’a bazı olası gömü yerleri görmeye gittiğimiz zaman Yeroşibu’ya, evine gidiyoruz, eşi ve evlatçıklarıyla da tanışıyoruz...

Annesi Yanulla, Andreas’a her zaman “İnsanlarla iyi geçineceksin” dermiş... Ortaköy’de yaşadıkları zamanda, ezan okunduğunu duyduğu zaman annesi yaptığı işi bırakırmış, ezanın bitmesini beklermiş – Kıbrıslıtürkler’e bu denli saygılıymış... 1974’te savaş günlerinde oğlu askere gideceği zaman, “Hiçbir zaman başkalarını öldürmeyeceksin” diye öğüt verirmiş oğluna... Çok iyi yürekli, çok insancıl bir kadınmış... Andreas, annesini büyük bir sevgiyle anıyor... Onun önerdiği şekilde yani barışçıl biçimde, kimseye incitmeden, dostluklar kurarak, arkadaşlıklar kurarak hayatını sürdürmeye çalışıyor...

Kardeşi 1966 veya 1967’de Ortaköy’den “kayıp” olan Andreas Efsthatiu, bizimle tanışıncaya kadar onu resmi “Kayıplar Listesi”ne kaydetmemişti. Ancak tanıştıktan sonra kardeşini “Kayıplar Listesi”ne koydurmak üzere DNA örneği verip, Kayıplar Komitesi’ne başvuru yaptı... Bu da sevindirici bir şey çünkü 47 yıldır “kayıtsız kayıp” olan kardeşi, bundan sonra hiç olmazsa kayıt altına alınmış bir “kayıp” olacak – herhangi bir zamanda ondan geride kalanlar bulunursa, hiç olmazsa eşleşebileceği DNA örnekleri, Genetik Laboratuvarı’nda bulunacak...

Ortaköylü Andreas Efsthatiu’yla yaptığımız röportaj şöyle:

 

SORU: Andreas bize biraz ailenden söz eder misin?

ANDREAS EFSTHATİU: Trahona’da (Kızılbaş) doğdum, 1955’te. Babamın iki evliliği olmuştu – ilk eşinden beş, ikinci eşinden yedi çocuğu vardı. Ben ikinci eşinden olan evlatlarındanım. Babam KEM’de çalışırdı, bu bir otobüs şirketiydi. Orada işçiydi babam... Babamın adı Morfu, annemin adı Yanulla. KEM’de çalıştığı için Lefkoşa’daydı...

 

SORU: Bana Ortaköy’de yaşadığınızı söylemiştin... Ortaköy’den neler hatırlıyorsun?

ANDREAS EFSTHATİU: Ortaköy’de yaşıyorduk, Kıbrıslırumlar azınlıktaydı ama Kıbrıslıtürkler’le birlikte yaşıyorduk... Çok iyi ilişkilerimiz vardı Kıbrıslıtürkler’le... Annemin çok iyi arkadaşları vardı Kıbrıslıtürkler arasında,  işi olduğunda kızkardeşimi bir Kıbrıslıtürk arkadaşına bırakırdı – o Kıbrıslıtürk arkadaşı da bazan çocuklarını bize bırakırdı – birbirlerinin çocuklarına bakarlardı yani...

1962’de hatırlıyorum, derenin yakınında bir arkadaşımız vardı – bir şey olmuştu ve ölmüştü bu arkadaşımız, Kıbrıslıtürk’tü... Sanırım derede boğulmuştu... Onların evine gitmiştik başsağlığına. Çok iyi arkadaştık bu çocukla, çok küçük yaşta ölmüştü... Onu nasıl yıkadıklarını, nasıl gömdüklerini falan hatırlıyorum...

En iyi arkadaşım bir Kıbrıslıtürk arabacıydı... Bu arabacının atları vardı, ben derenin yanına gider, onun atlarına bakar, atlarına binerdim. Ona yardım ederdim... Ancak 2003’ten sonra barikatlar açılıp da onu aradığımda, onun vefat ettiğini öğrendim. Gidip evini de buldum... Kızı şimdi bizim evde yaşıyor... Kızının eşinin adı Talat’tır. Ortaköy’ün ortasında bir kahvehane vardır, büyük bir ağaç vardır o kahvehanede... Bu kahvehane, Talat’a aittir. Ortaköy’de herşeyi çok net hatırlarım, bu yüzden oraya gittiğimde tak-tak-tak herşeyi gider kolaylıkla bulurum...

Lefkoşa’nın içini avucumun içi gibi bilirim, her sokağı, her caddeyi... Eskilerden hatırladığım bir Kıbrıslıtürk ayrancı vardı mesela, “Bikşaşis” derdik kendisine, çok güzel ayran yapardı Surlariçi’nde... Gene Ayasofya (Selimiye) yakınlarında birisinden gidip şiş kebap alırdık, çok güzel kebap yaparlardı orada...

 

SORU: 1963’te Ortaköy’de neler olmuştu? Evinizden nasıl ayrılmıştınız? Bunları hatırlıyor musun Andreas?

ANDREAS EFSTHATİU: Ben Lefkoşa’daydım – 9 yaşındaydım 1963’te... Babamla birlikteyim, Lefkoşa’nın Rum kesiminde... Annem iyi bir komşumuzla ve yanında birkaç çocukla başka bir yerde... Benim yanımda iki de erkek kardeşim var...

Babam “Buradan eve nasıl gideceğini biliyor musun?” diye soruyor.

“Bilirim tabii” diyorum.

Ermeni Kilisesi’nin yanından, Viktorya Sokağı’ndan geçip dar bir sokaktan geçerek Ayasofya’ya gidiyoruz... 22 Aralık 1963’ten bahsediyorum size... Her tarafta çatışmalar var... Oradan Ortaköy’e gitmeye çalışıyoruz, Trahonas’ta (Kızılbaş) insanlar bize “Yollar kapanıyor, oraya gitmeyin, Sazeidis’in sinemasına gidin” diyorlar. Bu sinema Trahonas’tadır (Kızılbaş), oraya annemi aramaya gidiyorum, insanlar bu sinemada toplanmışlar, burada belki de bir ay kadar kalmışlar... Ama babam Lefkoşa’nın Rum kesiminde...

 

SORU: Yani dokuz yaşındaki bir çocuk olarak yalnız başına gidiyorsun ta oralara...

ANDREAS EFSTHATİU: Evet ama yanımda benden bir yaş küçük yani sekiz yaşındaki Klianti var, erkek kardeşim... O yıllarda, çok iyi Türkçe konuşuyorduk, şarkı da söyleyebiliyorduk Türkçe...

 

SORU: Yani bir ay süreyle sinemada mı kalmıştınız?

ANDREAS EFSTHATİU: Evet, yollar açılıncaya kadar kalmıştık sinemada.

 

SORU: Sinemadan sonra evinize gidebilmiş miydiniz yoksa Rum kesimine mi geçtiydiniz Lefkoşa’nın?

ANDREAS EFSTHATİU: Omorfo’ya gitmiştik... Ortaköy’ün bir tarafı artık kapatılmıştı, derenin yanından itibaren... Omorfo’da kalmaya başlamıştık... Babam da bir süre gidip geldikten sonra artık Omorfo’da çalışmaya başlamıştı... Omorfo’daki otobüslerde... 1974’e kadar Omorfo’da kaldık...

 

SORU: Omorfolu Kıbrıslırumlar’ın, Kıbrıslıtürkler’le çok iyi ilişkileri vardı, hemen hemen hiç sorunları yoktu... Oradan neler hatırlıyorsun?

ANDREAS EFSTHATİU: Bir keresinde Aya İrini (Akdeniz) bölgesinden bir Kıbrıslırum’la çok kötü kavga ettiğimizi hatırlıyorum, sanıyorum birisini öldürmüştü oralarda, kavga bu yüzdendi... Sanırım bir Kıbrıslıtürk’ü öldürmüştü...  Aya İrinili birisi karpuz satmaya gelmişti Omorfo’ya ve dönüşün onu bekleyip öldürmüşlerdi... Aya İrini-Omorfo yolu üstünde öldürmüşlerdi bu Kıbrıslıtürk’ü... Bu Kıbrıslıtürk ya karpuz ya da başka bir şey satmaya gelmişti Omorfo’ya, satmış, parasını da almıştı. Dönüş yolunda onu öldürmüştü. Bu olay üzerine kendimi çok kötü hissettiğimi hatırlarım... O günlerde böyle olaylara karışanlar bulundukları yerde terfi bile alırlardı... Annem bize her zaman Kıbrıslıtürkler’e saygılı davranmayı öğretti, “Sakın faşistlere uymayın, Petraki’yi hatırlayın” derdi... Petraki, benim Ortaköy’de “kayıp” olan kardeşimdir, Petros... Kardeşim “kayıp” olduktan sonra bazı faşistler gelip bana “Şimdi sıra sende, kardeşinin intikamını almalısın, bir Kıbrıslıtürk öldürmelisin” derlerdi – annem her zaman bana “Sakın onları dinleme! Sakın onlara uyma!” derdi... Omorfo’da bazı zengin faşistler, Kıbrıslıtürkler’i bu şekilde öldürmemizi isterdi yani ama biz yapmazdık...

Mesela 1974’te bir Kıbrıslıtürk yakalanmıştı İngiliz Elçiliği’nin yanında, ben hemen koşup o civardaki Birleşmiş Milletler’e haber vermiş ve “Çabuk gelin! Çabuk edin” demiştim, Birleşmiş Milletler de gelip bu Kıbrıslıtürk’ü araçlarına almış ve gitmişti. O akşam ceza olarak saçlarım traş edilmişti!

 

SORU: O Kıbrıslıtürk’ü öldürmek yerine Birleşmiş Milletler’e teslim ettin diye yani!

ANDREAS EFSTHATİU: Evet... Annem bize her zaman iyi birer insan olmayı öğretti çünkü...

 

SORU: 1974’te zorunlu askerliğini mi yapıyordun?

ANDREAS EFSTHATİU: 1973 Ocağı’nda gitmiştim askerliğe... Askerden kaçıp gemiyle Suriye’ye gitmeye çalışmıştım mesela... Yakalanıp hapse atılmıştım. 1974’te savaş başladığında, biz savaşı hapishaneden seyretmeye başlamıştık!

 

SORU: Yani 20 Temmuz 1974’te hapisteydin...

ANDREAS EFSTHATİU: Evet... Paraşütleri hapishaneden görmüştük...

 

SORU: Neden askerlikten kaçmak istemiştin?

ANDREAS EFSTHATİU: Ben ordudan hoşlanmam... 1974’te paraşütleri görmüştük... Sonra hapisten çıkmıştım... Mağusa Boğazı’na gitmiştik. Oradan bizi Ağırdağ’a göndermişlerdi. Paraşütçüler atlarken, bazı askerler ateş etmek istemiş ama “Hayır, hayır paraşütçülere ateş etmeyeceksiniz” denmişti. “O zaman burada işimiz ne?” demiştim ben... Birkaç gün sonra geriye dönmüştük... Geriye döndüğümüzde Tasos Marku bazı askerler seçmiş ve “Benimle geleceksiniz” demişti. Miamilya’dan (Haspolat) Sihari’ye (Kaynakköy) doğru çıkmıştık...

 

SORU: Eğer Sihari’deyseydin o zaman hayatta kalman bir mucize!

ANDREAS EFSTHATİU: Sihari’ye gidip Beşparmaklar’dan inen askerlerle karşılaşmıştık... Sihari’de pek çok farklı köyden askerler vardı, orada birkaç gece kalmıştık... Tasos Marko bizimle kalmamıştı, altı kişilik bir gruptuk... Miamilya’dan Sihari’ye gitmiştik biz. Orada kaldığımız gece bazı askerler bulmuştuk, eski araçlar vardı hatırlıyorum, bir ev bulmuştuk... İkinci günün gecesinde geriye dönmüştük... Bir polis beni tutuklayıp “Senin hapiste olman gerekirdi” demiş ve beni gerisin geri merkez hapishaneye götürmüştü! Birkaç gün kaldıktan sonra savaşın ikinci round’u başlamıştı, o zaman beni gene çıkarmışlar, bu kez İngiliz Elçiliği yakınında yüksek bir binaya götürmüşlerdi. Bu bölgeye Ayios Pavlos deniyor ama Kermiya’ya yakındır. Bu bölge bombalandığında kolumdan yaralanmıştım...

 

SORU: Savaştan sonra ne olmuştu?

ANDREAS EFSTHATİU: Size gösterdiğim bu fotoğraflar Eylü 1974’te çekildi. Bu fotoğraflardaki Kıbrıslıtürkler’le buluşuyorduk derenin içinde – bir tanesinin adı Mustafa idi... Onlar derenin bir tarafındaydı, biz da öbür tarafında. Aramızda 6-7 metre ya var, ya yoktu. Bunlardan birisinin adı Ahmet’ti sanırım – çok iyi bir insandı, “İstemem babacık” adlı şarkıyı söylerdi bize... Çok neşeli birisiydi... Mustafa için ilaç alırdım, yaşlı bazı Kıbrıslıtürkler için, sonra çocuğu için birşeyler alırdım...

 

SORU: Barikatlar açıldıktan sonra bu arkadaşlarınızı bulabilmiş miydiniz?

ANDREAS EFSTHATİU: Hayır... Şarkı söyleyen Ahmet’in Londra’ya gittiğini söylediler...

 

SORU: Bu fotoğrafları yayımlayınca belki onları bulabiliriz...

ANDREAS EFSTHATİU: Belki...

 

SORU: Askerliğin ne zaman bitmişti?

ANDREAS EFSTHATİU: Tam yedi yılda bitirebildim askerliğimi! Biraz da yoksulluktan ötürü devam etmiştim askerliğe o günlerde... Annem bana hep “Sakın o Yunanlılar’ı dinleme ha!” derdi. Ezan okunduğunda yaptığı işi bırakırdı annem, öyle bir kadındı yani...

Babam milliyetçi bir adamdı ama annem gerçek bir komünistti... Ailede aklımız karışırdı başlangıçta... Şu ana kadar çok iyi bir aileyiz... Tanrı bana çok şey verdi, çok iyi geçinen bir aileyiz çok şükür...

 

SORU: “Kayıp” kardeşin Petros’tan da söz edelim...

ANDREAS EFSTHATİU: Ortaköy’deki evimizde herşeyimizi bırakmıştık, bütün fotoğraflarımızı, herşeyimizi... Geri dönüp birşeyler almak istiyorduk. 1964-65’te birkaç kez gitmiştik evimize...

 

SORU: Kardeşin ne zaman “kayıp” olmuştu?

ANDREAS EFSTHATİU: Köfünye olaylarından önceydi... Sanırım 1966’da falandı... Veya 1967’de... Her zaman dereyi geçip da giderdik evimize. Dereyi geçmiştik, biraz ilerleyince çok sayıda Kıbrıslıtürk görmüştük. Sonra geriye dönmüştük, sonra Petrakis “Ben yalnız gidecem” demişti. Makinistlik yapıyordu kardeşim... Ve gitmişti. Biz de BATA roundabout’unun oralarda Petros’u beklemeye başlamıştık çünkü Petros yalnız gitmişti bizim eve. Onu epeyi beklemiştik ama geriye dönmemişti... Düşün Lefkoşa’dan yayan dönmüştük Omorfo’ya, geceyarıları olmuştu biz dönene kadar...

 

SORU: Kardeşin Petros Ortaköy’e gidip de geri dönmediğinde ne yapmıştın?

ANDREAS EFSTHATİU: Omorfo’ya dönmüştüm. Babam bana neler olduğunu sormuştu. “Eve gitmeye çalıştık, Ortaköy’e” deyince, “Neden oraya gitmeye kalkıştınız?” diye çok kızmıştı...

Ben birkaç kez gidip konuştum Ortaköy’de insanlarla, “Bir Kıbrıslırum asker öldürdüydüler” diye anlattılar ama kardeşim Petros asker değildi... Makinistti... Sivildi yani... 2003’ten sonra çok gittim Ortaköy’e, kardeşimle ilgili konuştum insanlarla... Ama bir şey bulamadım... İnsanların hatırladığı bir Kıbrıslırum askerin öldürülmesiydi – oysa benim kardeşim asker değildi.

 

SORU: Neden “Kayıplar Listesi”ne koydurtmadıydınız Petros’u?

ANDREAS EFSTHATİU: Çünkü babam, “Benim orada Kıbrıslıtürk arkadaşlarım vardır, onlardan bilgi istedim” demişti. Pek çok kereler, pek çok Kıbrıslıtürk arkadaşıyla buluşmuştu, Petros’un akibeti hakkında bilgi almak için. Pek çok kez bu Kıbrıslıtürkler Hipodrom’a gelmişlerdi babamla buluşmak üzere...

 

SORU: Ona neler anlatıyorlardı?

ANDREAS EFSTHATİU: Maalesef hiçbirşey... Hiçbir şey...

 

SORU: Ona “Oğlun hayattadır” diyorlar mıydı? Veya “Oğlun öldürüldü”?

ANDREAS EFSTHATİU: Hiçbirşey... Hiçbirşey söylemiyorlardı... Petros’un annesi İngiltere’dedir, hastanededir... Sağlık sorunları vardır... Petros babamın öteki eşinden oğluydu yani üvey kardeşimdi. Babam 1979’da vefat etti, annem de vefat etti... Şimdi onu Kayıplar Listesi’ne koyuyoruz... Birileri gelip benden DNA örneği alacak Kayıplar Komitesi’nden ve kardeşim Petros artık Kayıplar Listesi’ne girecek...

 

SORU: Son olarak neler söylemek istersin?

ANDREAS EFSTHATİU: Ben de, ailem de, öldürmeye karşıyız, öldürmemek gerektiğine inanıyoruz, ben hiç kimseyi öldürmedim savaşta... Bizler ailece avcı da değiliz, bir kuş bile vurmadım ben, avcılık da yapmadım. İçki ya da sigara içmeyi de sevmeyiz, arkadaşlarımızı severiz... Pek çok Kıbrıslıtürk arkadaşım vardır benim... Çok iyi ilişkilerimiz vardır...

Öldürmek haramdır... Biz buna inanırız ailece. İnsanın iç zenginliği önemlidir – dostluktur önemli olan insanlarla...

 

Bu haber toplam 1430 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler