1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ortak yaşamdan hatıralar...
Ortak yaşamdan hatıralar...

Ortak yaşamdan hatıralar...

Akkavuk-Ayluga mahallesinden yetişen Hüseyin Kaba, eski Lefkoşa’yı anlatıyor... Bu sayfalarda yayımlanan Ayluga’dan Yorgos Olimpios’un röportajı çerçevesinde, Ayluga bölgesiyle ilgili araştırma yaparken, değerli araştırmacı Tunc

A+A-

Akkavuk-Ayluga mahallesinden yetişen Hüseyin Kaba, eski Lefkoşa’yı anlatıyor...

 

 

 

Bu sayfalarda yayımlanan Ayluga’dan Yorgos Olimpios’un röportajı çerçevesinde, Ayluga bölgesiyle ilgili araştırma yaparken, değerli araştırmacı Tuncer Bağışkan’ı arıyorum... “Hüseyin Kaba’yı ara, o Akkavuk’ta büyüdü” diyor...

Hüseyin Kaba eski Lefkoşalılar’dan... 1945 doğumlu olduğu için çok şey hatırlıyor... Onunla buluşup eski Lefkoşa’yı konuşuyoruz...

Hüseyin Kaba’yla röportajımız şöyle:

 

SORU: Kaç yaşındasın?

HÜSEYİN KABA: 6 Şubat 1945 doğumluyum, geçtiğimiz günlerde 67’yi bitirdim...

 

SORU: Nerede doğduydunuz?

HÜSEYİN KABA: Ben Mora (Meriç) doğumluyum, uçakalanının yanında bir köy...

 

SORU: Çok güzel bir köydür Mora...

HÜSEYİN KABA: Evet... Çok küçük yaşta geldik Lefkoşa’ya, üç yaşında geldik, ben hatırlamam gelişimizi. Babam Salahi, Kaba Mustafa’nın oğlu... Moralı... Annem da Andır Salih’in kızıydı, onlar da Afanyalı’ydı (Gaziköy). Afanya-Mora hep karışıktı... Mora’ya yerleştilerdi nenemler, dedemler. Sonra babamla evlendirdilerdi kendini.

 

SORU: Baban ne iş yapardı?

HÜSEYİN KABA: Babam belediyede işlerdi, çeşitli bölümlerinde işledi. En son da 1958’de Lefkoşa Türk Belediyesi oluşturulduğunda, Niyazi Uludağ’ın zamanında, merkeze aldılardı kendini. Rumcası vardı, güneyle irtibatları vardı belediyelerin o günlerde. Odacıydı orada, odacılık yapardı.

 

SORU: Nereye yerleştilerdi Lefkoşa’ya geldiklerinde?

HÜSEYİN KABA: Ben üç yaşındaydım Lefkoşa’ya geldiğimizde, sonradan bize aktardıkları kadarıyla Tahtagala’da bir ara sokacığa oturduyduk, çıkmaz sokaktı. Kiracıydık o evde... Tahtagala’dayken, belediyeye ait Lefkoşa hisarlarının üstünde bir yer vardı, Melina Mercury Salonu yaptılar onu sonradan... Kardeşim Kadir Kaba’nın sergisi vardı bu salonda, oraya gittiğimizde atıldım gittim ve evi da gördüydüm yıllar sonra. Hiç değişmediydi o ev, nasılsaydı öyle dururdu. Tek katlı bir evcikti, arkada iki-üç tane limon ağaççığı vardı. Mutfağı havlıdaydı, hamam da... Öylesine bir evdi, kiremit çatılı. Bir salonu vardı girişte, solda bir yatakodası, sağda büyük bir oturma odası, aynı zamanda yatakodasıydı da herhalde... Hangi odada yattığımı bile hatırlamam, küçücüktüm o zaman çünkü... Sonra Kaymaklı’ya taşındık biz, Saffet Arap vardı, Katrancı Saffet Arap... Bu Saffet Arap, oğlu Selçuk’la birlikte asfalt şirketi kurduydu çok yıllar sonra. Onların yaptırdıkları bir evcikler vardı “Ahırlar” bölgesi dediğimiz bir yerde. Orada artık hatırlıyorum herşeyi, 1950 oldu çünkü... 5 yaşındayım... Karlar yağdı böyle bir gün... Tren geçerdi karşıdan, hemen boşluktu karşıdaki arazi, evler yoktu orada... Bir okul vardı, o da sonradan yapıldıydı, o yıllarda yapıldığını hatırlıyorum... Bir kalabalıklar vardı çünkü, evden bakıldığında gözükürdü. Tren geçerdi, kara dumanlar, isler, bacasından çıkardı. Cemal isimli birisi vardı, Cemal entari giyerdi, trene asılır giderdi, biraz akli dengesi yerinde olmayan birisi diye duyardı... Trene asılırdı, entarisi savrulurarak üstünden giderdi... İlginç anılar böyle hayalimde...

 

SORU: Kaymaklı, Tahtagala, o zamanlar herhalde karışıktı...

HÜSEYİN KABA: Tabii, tabii, karışıktı. Ben hatırlarım orada komşularımız vardı. Sucu Banayi vardı komşumuz, at arabasıyla, tankeri vardı, su taşırdı. Sonradan onlara biz “saka” derdik... Orada tek tük Rumca öğrendiğimi da hatırlarım, konuşurdum ve severlerdi beni, “Bak Rumca konuşur” diye. Karşımızda vardı başka bir Rum, hep o evler duruyor, olduğu gibi duruyor, hiç değişmedi oraları... Yasak bölgeye yakın olduğu için ellenmedi... Sonra da Alparslan Sokağı’na taşındık.

 

SORU: Alparslan Sokağı nerededir?

HÜSEYİN KABA: Alparslan Sokağı da Akkavuk Mahallesi’ne bağlı, Akkavuk Mescidi’nin da içinde bulunduğu, Ayluga Kilisesi’nin da içinde bulunduğu bir bölgededir. Sonradan “Ayluga Mahallesi” diye ayırdılar onu ama biz oralarını hep “Akkavuk Mescidi” olarak bilirik.

 

SORU: Kaç yaşındaydınız Akkavuk Mahallesi’ne taşındığınızda?

HÜSEYİN KABA: O yıl kar yağdığında 1950’ydi, beş yaşındaydım ve geldik oraya... Ve aşağı yukarı 1962 yılına kadar da orada kaldık.

 

SORU: O mahalle da karmaydı...

HÜSEYİN KABA: Evet... Akkavuk Mahallesi içerisinde yer alırdı Ayluga da... Ve Ayluga bölgesi, yani kilisenin olduğu bölge, bütün sokaklar hep Rum’du... Hatta bizim sokak, Alparslan Sokağı’ndan Turgut Reis Sokağı’na döndüğümüzde, köşedeki ilk evde Beyhan Hanım diye birisi otururdu. Horoz’un Zehra abla vardı, onun kızıydı. Orada bir Rum vardı oturan, yapıcı ustasıydı. Hatırlayabildiğim kadarıyla birkaç yıl oturduydu, sonra ayrıldı gittiydi. Ancak Turgut Reis’ten yukarıya çıkıldığında, Akkavuk Mescidi Sokağı vardır, batı istikameti çıkmaz sokaktır, doğu istikameti de Mescid’e çıkar. Alparslan Sokağı’nın eski adı Kavukluoğlu Sokağı’dır... Yanılmıyorsam 50’lerden önce, 1945’lerde değiştirildiydi. Bodamyalı Sokağı’nın aşağı kısmının adı mesela eskiden Buğday Emini Sokağı’ydı.

Akkavuk Mescidi Sokağı’nda Toros Sokağı vardır, te ener Alparslan Sokağı’na kadar. Alparslan Sokağı, Ege Sokağı ve Turan Sokağı... Bir kavşak oluşur burada.

Alsancak Sokağı, Laleli Sokağı, te Yenicami Sokağı’na kadar çıkar... Bütün bu sokaklar hep Rum’du. Ve biz Alparslan Sokağı’nda oturduğumuz yıllarda okula gidebilmek için Yenicami’ye, o sokaktan geçerdik, tam Kilise’nin karşısından geçerdik ve Fuzuli Sokağı’ndan Yenicami’ye doğru yol alırdık, Okul Öncesi Eğitim Merkezi Yenicami İlkokulu... Bu sokaklar içerisinde biz bu güzergahı takip ederken, bu evciklerde, siyah başörtüleriyle, siyah entarileriyle yaşlı kadıncıklar bulunurdu... Ciracıklar... “Cira”, “Bayan” demektir Yunanca’da... Oradan geçerken panayır zamanlarında veya paskalarında bir hayle golifa, pilavunalar, çörekler, börekler yaparlardı ve kiliseye giderlerdi... Papaz Laleli Sokağı’nda yaşardı, onun evine gider, bunları götürürlerdi. Biz hep geçerken görürdük bunları...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1250 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler