1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Orhan Kabataş ve Yakovos Hacıpıerıs Bir sözlük, 3425 ortak sözcük
Orhan Kabataş ve Yakovos Hacıpıerıs  Bir sözlük, 3425 ortak sözcük

Orhan Kabataş ve Yakovos Hacıpıerıs Bir sözlük, 3425 ortak sözcük

Kıbrıs’ın ortak kültürü yanında, dilde devam eden birliktelik yaşatılmayı, hatırlatılmayı, yaygınlaştırılmayı hak ediyor

A+A-

“O kadar çok iki halk birlikte yaşadı ki ortak kültür, ortak kelimler yanında ortak da bir ses oluştu.”

Orhan Kabataş: “Türk dili konusunda farklı kitaplar yazmıştım ancak Kıbrıs ağzıyla ilgili bir çalışma yapma fikri, burada yüksek lisans yaparken zihnimde canlandı. On beş yıl boyunca sözcükleri derledim.”Yakovos Hacıpıerıs: “Rumca konuşurken hayli Türkçe kelime kullandığımızın farkındaydım ama ses olarak da bu kadar benzer olduğumuzu, Türkçe konuşmalara kulak verdikçe fark ettim”


“Kıbrıs Türk ve Rum Diyalektiklerinin Ortak Sözlüğü” geçtiğimiz günlerde kitabevlerinde yerini aldı. Sabırsızlıkla beklediğim, uzun soluklu bir çalışmanın ürünü olan bu kitap, günlük konuşma dilinde yer alan, Türkçe ve Rumca dillerinde kullanılan, ortak 3425 sözcükten oluşuyor. Çalışmanın bilimsel yönü kadar manevi anlamı da beni çok etkiliyor. Kıbrıs’ın ortak kültürü yanında, dilde devam eden birliktelik yaşatılmayı, hatırlatılmayı, yaygınlaştırılmayı hak ediyor. İki araştırmacı yazar; Orhan Kabataş ve Yakovos Hacıpıerıs Kıbrıslıların bir ortaklığını daha gün yüzüne çıkarıyor.   

İlk olarak, Orhan Kabataş Kıbrıs’a gelişini, adanın ortak diline duyduğunu ilgiyi, ortak sözlük fikrinin oluşumunu anlatıyor.
“1986 yılında evlendim. Eşim Kıbrıslı olduğu için adaya yerleşmeye karar verdik. Türkiye’deki işimi bıraktım. Buraya gelince edebiyat öğretmenliğine başladım. Türk dili konusunda farklı kitaplar yazmıştım ancak Kıbrıs ağzıyla ilgili bir çalışma yapma fikri, burada yüksek lisans yaparken zihnimde canlandı. On beş yıl boyunca sözcükleri derledim. Kıbrıs ağzı gerçekten bana çok ilginç geldi. Türkiye Türkçesine, Anadolu Türkçesine bağlı olsa da hem fonetik, hem de sözcük dağarcığı bakımından çok farklıydı. İlk olarak Kıbrıslı Türklerin kullandığı sözcükleri 2007 yılında yayınladığım, Kıbrıs Türkçesinin Etimolojik sözlüğünde bir araya getirmiştim. Aralarında Rumca yanında farklı dillerden Türkçeye geçen sözcükler de vardı. Fakat başka dillerden yapılan alıntılar da, önce Rumcaya geçmiş sonradan Türkçe de yer almıştı. Zaman içinde Yakavos’da bu konuda çalışmalar yaptı. Önemli kaynakları taradı. Böylece onun da tespit ettiği kelimeleri birleştirerek bu kitapta bir araya getirdik. Sözcüklerin tarihine, etimolojik kökenine, anlamlarına, açıklamalarına bu sözlükte yer verdik.”
 

“Sesler de benziyor…”
Yakovos Hacıpıerıs de kendi hikayesini, Türkçe diline olan ilgisini anlatıyor.

“2003 yılında geçişlerin başlamasının ardından kuzeye geçtiğimde ilk yaptığım şey bir kitabevi aramak oldu. Böylece Işık Kitabevi’ni buldum. Kıbrıs Üniversitesi’nde Türkoloji eğitimi almıştım ve okumak için Türkçe kitaplara ihtiyacım vardı. Eğitimim nedeniyle, Rumca konuşurken hayli Türkçe kelime kullandığımızın farkındaydım ama ses olarak da bu kadar benzer olduğumuzu, Türkçe konuşmalara kulak verdikçe fark ettim. Daha son burada, KTOEÖS’da Yunanca ders vermeye başladım. Orhan’la böylece tanıştık.  İlk sözlük çalışması sırasında ona yardımcı oldum. Birlikte çalışırken ortak sözcüklerin çok daha fazla olduğunu fark ettik. Bana ortak bir sözlük yapma fikriyle geldiğinde ise hemen kabul ettim. Rumca sözcükleri tespitte ona yardımcı oldum. Etimolojik açıklamalarında birlikte çalıştık. Böylece, bu çalışma için iki dilde de kullanılan sözcükleri bir araya getirmeye başardık.”


“Tüm sözlükler eksiktir”
Toplamda 3425 ortak sözcüğü tespit eden araştırmacılar, hiçbir sözlüğün aslında tamamlanmadığına vurgu yaparak, dilimize dair hala yazılmayan ortak sözcüklerin bulunduğunu açıklıyor. Hatta Kabataş, “tüm sözlükler eksiktir” iddiasıyla konuyu biraz daha detaylandırıyor.
“Elbette hiçbir sözlük tam olarak tamamlanmamıştır. Dil canlı bir varlıktır, her zaman gelişmeye yeni sözcükler almaya, atmaya, değişimlere açıktır. Sözcükler dilden dile geçerken kendi kurallarıyla değişir, farklı anlamalar kazanır, fonetik olarak farklılaşır. Elbette tüm bunlar çok uzun zamanda olur. Sözcüklerin çok uzun geçmişe dayanan, ortak bir tarihi var. Bu elli yılda olan bir şey değil, iki yüz yıla dek uzanıyor. Bunu düşündüğümüz zaman elbette burada yer verdiğimiz sözcükler tüm ortak sözcüklerdir diyemeyiz. Bu konu üzerinde çalışmaya, notlar almaya devam ediyoruz. İkinci baskıda sözlüğe yeni kelimeler eklemeyi planlıyoruz. Bu çalışma sadece bu dili kullanan toplumlar için değil, araştırmacılar, kaynak taramak isteyen kişiler için de hazırlanan bir kitaptır.  ”

 


“Türkçeden Rumcaya geçen  sözcük sayısı çok daha fazla”

Türkçeden Rumcaya 1840 sözcük geçerken, Rumcadan Türkçeye 840 sözcük geçti

Bu çalışmada dikkatimi çeken en önemli detaylardan biri Türkçeden Rumcaya geçen sözcük sayısının fazlalığı... Türkçeden Rumcaya 1840 sözcük geçerken, Rumcadan Türkçeye 840 sözcük geçti. Bunun nedenini Yakovos Hacıpıerıs’den dinliyoruz.

“Türkçeden Rumcaya daha fazla sözcük geçmesinin temel nedenli Osmanlı İmparatorluğu döneminin dört yüz yılı aşkın süre adada devam etmesidir. İdare Osmanlı İmparatorluğu’ndaydı. Resmi dil Osmanlıcaydı. Devlet dairelerinde, yönetimde kullanılan dildi. Osmanlıca Arapça, Farsça ve Türkçe’nin bir araya gelmesinden oluşuyordu.  Dolayısıyla bu durum bu sonucu doğurdu. Elbette bunların arasında Osmanlıcadan gelen artık kullanılmayan, kullanımdan kalkan kelimler de var. Ama bazı eski Osmanlıca kelimeleri biz hala isim ve soyadlarımızda kullanıyoruz. Günlük dilimizden kalksa da isimlerimizde bu sözcükler duruyor. Dilden dile geçen kelimeler sadece bir sözcük olarak algılanmamalı, her sözcüğün kendi ritüeliyle başka bir dile geçtiği hatırlanmalı.”


“Sözcüklerin pasaporta ihtiyacı yok, onlar geldiler kaldılar”

Günlük konuşma dilinde bireysel olarak kullandığımız sözcüklerin acaba ne kadarı ortak sözcüklerden oluşuyor diye merak ediyorum, her iki araştırmacının da bu konuda ilginç tespitleri var. Orhan Kabataş, böyle bir tespitte bulunmanın zor olduğunu söylerken, sanki sözcükleri kaybedişimizi öz kültürümüzü kaybedişimizle özdeşleştiriyor.      

“Hem Rumca hem Türkçe için böyle bir tespitte bulunmak zor. Altmış yaş ve üzerindekilerin gün içinde kullandıkları sözcüklerin yüzde otuzu belki ortaktır ama yeni nesilde bu sayı belki de yüzde birlere kadar inebilir. Bunun sebepleri sadece toplumların 1974 yılında ayrılması değil, Rum ve Türklerin bağlı oldukları ana dil, standart dil lehçesinin baskın olmasından kaynaklanıyor. Basın organlarında, özellikle televizyonda hep bu standart dil kullanılıyor. Dikkat edin yaşlı insanların konuşmalarının müzikalitesinde bile, iki topluma dair çok daha fazla benzerlik hissedersiniz. Vurgu, tonlama neredeyse aynıdır ancak bugün o da kaybolmaktadır. Korkarım biz bu sözlüğü şimdi yapmasak, on yıl sonra yapsaydık bu kadar çok ortak sözcük bulamayacaktık. Elbette bu çalışma 1940’lı yıllarda yapılmış olsaydı, o zaman da iki kat fazla ortak sözcük ortaya çıkacaktı.”

Yakovos Hacıpıerıs belki de Kıbrıslı olmasının etkisiyle konuya daha duygusal bakıyor. Kıbrıslılar olarak her zaman farklılığımızın süreceğine, kendi değişimimizi bizlerin yaratacağına inanıyor.    

“Ben hala Türkçe, Rumca sesleri ayırt etmekte zorlanıyorum. Bir Türk birisine seslenirken bile, aralarındaki o benzerliği hissediyorum. Sanki bir Rum sesleniyor gibi duyuyorum, ayırt edemiyorum. Sonuçta adada yaşıyoruz. Metropollerden uzaktayız. Ne kadar çağdaş Yunanca ya da Türkçe öğrenirsek öğrenelim, bizim sözcüklerdeki ve seslerdeki farklılıklarımız sürecektir. Sözcüklerin pasaporta ihtiyaçları yok. Onlar geldiler, kaldılar, kalmaya da devam edecekler. Elbette zamanla bazı değişiklikler olacaktır ama bu değişiklikler de yine bize özgü olacaktır. Zaten Yunanistan ve Türkiye’de de her yerde konuşulan dil aynı değil. Hatta adanın farklı yerlerinde konuşulan dil bile değişiklik gösteriyor. Bir Baflının Türkçe veya Rumca konuşmasıyla bir Lefkoşalının konuşmasının aynı olamayacağı gibi. O nedenle Kıbrıslılar olarak, bizim özgün dilimizdeki farklılıklar her zaman var olmaya devam edecektir.”
 



“Ortak kelimeler gibi ortak sesler”
 

Genel olarak Türk toplumu Kıbrıs ağzıyla kullanılan her sözcüğü Rumca gibi algılıyor. Oysa Türkçeden Rumcaya daha fazla sözcüğün geçtiğini bu çalışmada da görüyoruz. Hacıpıerıs’e göre bu algı Türklere özgü değil. Rumların da benzer şekilde düşündüğü zamanlar oluyor.

“O kadar çok iki halk birlikte yaşadı ki ortak kültür, ortak kelimler yanında ortak da bir ses oluştu. Kuzeyde bazı yaşlılar var ki onların Türkçeleri sözcük dizini anlamında tıpkı Rumca gibi… O nedenle iki toplumda böyle bir algı oluşmuş olabilir. Rumlar da bu şekilde düşünüyor. Belki de halklar birlikte yaşamak istedikleri için böyle düşünmek istiyor. Ne zaman eski bir kelime olsa, hemen Türkçeden dilimize geldiği söyleniyor. Oysa her zaman öyle değil tabii. Bazen İtalyancadan, Latinceden gelen kelimeler de Türkçeden gelmiş gibi kabul ediliyor. Üzerinde fazla düşünülmüyor.”    

Kabataş ise bu konuyu velesbit öğreğinden yola çıkarak açıklıyor. Bizi güldürüyor. “Bence bunun nedeni sözcüklere Rumca telaffuz verilmesi. Sözcüklerin müzikalitesinin değişmesi… Mesela velesbit kelimesi Rumcada yoktur ama herkes bu kelimeyi Rumca sanır. Oysa bu sözcük Latincedir. Bunun yanında bazı Osmanlıca kelimeler var ki, Türkçede artık kullanılmıyor, Rumlar hala kullanmaya devam ediyor. Rumlara gidip sorsanız bunları da Türkçe sanıyor, hala kullanıldığını düşünüyor. Mesela pus kelimesi Osmanlıca bir sözcüktür. Biz artık kullanmıyoruz puslu veya sisli kelimelerini daha yaygın olarak kullanımda ancak Rumcada hala yaygın olarak kullanılıyor.”

Bu haber toplam 1467 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 335 Sayısı

Adres Kıbrıs 335 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler