1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Organize İşler!
Organize İşler!

Organize İşler!

Çalışma Dairesi’ndeki bir kamu görevlisinin çalışma izinlerinde usulsüzlük yaptığı iddiasını içeren haber, 23 Mart tarihli gazetenin manşetinden verildi. Meltem Sonay imzalı özel habere ek olarak, bu konuda yapılmış yazışmalar da belge olarak sunuld

A+A-

 

Çalışma Dairesi’ndeki bir kamu görevlisinin çalışma izinlerinde usulsüzlük yaptığı iddiasını içeren haber, 23 Mart tarihli gazetenin manşetinden verildi. Meltem Sonay imzalı özel habere ek olarak, bu konuda yapılmış yazışmalar da belge olarak sunuldu. Haberlerin belgelere dayanması çok önemli aslında. Ayrıca iddialar Meclis’te gündeme getirildi. Bu haberle ilgili olarak muhabirle konuştum. Haberle ilgili üç eleştirim var. Birincisi, soruşturmaya konu olan amirin isminin gizlenmesiyle ilgili. Eğer ismin gizlenmesinin gerekli olduğu kararı verilmişse, bunun doğru yapılması lazım. Dikkatli bir okur, birinci sayfaya konan belgedeki ismi rahatlıkla okuyabilir. Gerçi Meltem Sonay, belgelerdeki ismi mozaiklemek (gizlemek) için uğraştıklarını söylese de yapılan işlemin yeterli olmadığı görülüyor. İkinci eleştirim, başlığa ilişkin. Organize İşler, Yılmaz Erdoğan’ın yönettiği ve aynı zamanda başrolünü oynadığı filmin adı. Film, otomobil hırsızlığı yapan bir çeteyi konu alıyor. Dolayısıyla, bu filme gönderme yapan başlık haber için biraz ağır kaçmış. Gerçi, eski bakan Sonay Adem’in ağzından “Çete işi!..” açıklaması da verilmiş. Ancak o ifade, yolsuzluk iddiasına ilişkin olarak kullanılmış. Oysa haber, yolsuzluk iddiasından çok, soruşturmanın kapatıldığına vurgu yapıyor. Üçüncü eleştirim, haberde gördüğüm eksiklikle ilgili. Bu tür haberlerde muhabirler, iddiaya konu olan kişilere de mutlaka ulaşmaya çalışmalı ve kendilerini savunmalarına olanak tanımalıdır. İddiayı bir milletvekili de dile getirse, gazeteci sorumluluktan kurtulamaz.    


 

Güvenilir kaynaklar!

Gazeteciler zaman zaman haberlerini gizli kaynaklara dayandırmak zorunda kalırlar. Bu anlaşılabilir bir şeydir ve ayrıca, gazetecilikte “haber kaynağının gizliliği kutsaldır”. İleride bu konuda daha ayrıntılı bir değerlendirme yapmak niyetindeyim, ancak 23 Mart tarihli gazetede yer alan, Osman Kalfaoğlu imzalı, “Narenciye geri döndü” başlıklı haberde kullanılan “güvenilir kaynaklar” ifadesine takıldım. Bu güvenilir kaynaklar, muhabirin güvendiği kaynaklar mıdır? Okur bu kaynaklara neden güvensin? Ayrıca, kaynakların verdiği bilgilere bakıldığında bu kişilerin kendilerini neden gizleme gereği duydukları da anlaşılır değil doğrusu. Haber, gizli kaynaklar yüzünden okurda kuşku yaratmamalıdır.


 

Facebook fotoğrafı

Geçen hafta kısaca değindiğim, gazetede yayımlanan fotoğraflı haberde adı geçen Mustafa Hastürk bir eleştiri gönderdi. Eleştirisini, öze dokunmadan kısaltarak aktarıyorum:

“Siz o fotoğrafa bakıp da benim avaracı olduğumu sanmayın. Sanatta doktoramı yapmaktayım ve bu arada da Mayıs sonu Ankara'daki Hacettepe tarafından davetli olduğum kişisel sergime hazırlanıyorum. Eğer bu konu daha da uzayacaksa lütfen bunları da yazın. Yenidüzen'in bu aşamada gerçekleri yazıp bizden ve halktan özür dilemesi gerektiğini düşünmekteyim…Yenidüzen asparagas gazeteciliğin şampiyonluğuna soyunmuş. Face'ten aldıkları rastgele bir fotoğrafın altına uyduruk yazılar yazarak haber yaptıklarını sanıyorlar. Kültür Dairesi olarak en önemli sanat olaylarını bu gazetede yayınlattırmak için nasıl çırpındığımızı hiç unutmam. Çoğu zaman da bunda nasıl başarısız olduğumuzu daire personeli hatırlayacaktır. Kişisel olarak yaptığım sanat faaliyetlerinin bu mühim haber kadar kolay haber yapılıp günlerce yayınlandığına da hiç rastlamadım. Gelelim bu mühim fotoğrafa; Bu resim ilk kez ve alem olsun diye yapılan bir şeyin (kağıt oynamanın) Derviş Beyit tarafından bizden izinsiz olarak face'te paylaşılmasıyla başladı. Derviş hata yaptığını benim ikazımla anlayarak resmi kaldırdı. Ancak kahraman gazetecimiz avını çoktan yakalamıştı bile. Ve Yenidüzen müşavirlik sistemini eleştirecek sağlam delillerle halkın karşısındaydı. İşte olayın gerçek yüzü bu. Yenidüzen için üzülüyorum, yazıklar olsun...”

Bu konuyu daha fazla uzatmadan tekrar edeyim. Gazetenin bu haberde yaptığı en ciddi hata, fotoğrafta yer alan kişilerin isimlerinin yanlış yazılmasıdır.    


 

Mağusa’da bomba paniği

A.S. rumuzlu okur, “Süleyman bey bir internet haber sitesinde bomba süslü pet şişenin Mağusa'da imha ekiplerince patlatıldığı haberi var. Böylesi haberler teşvik edici olmuyor mu? Aslında pet şişeye bomba süsü verenlerin amacı zaten medyada yer almak. Bu tür haberlere gazeteler nasıl yaklaşmalı?” diye sormuş.

Cumartesi günkü (24 Mart) gazetelerin bazılarında bu haber birinci sayfadan görülürken (Haberdar, Halkın Sesi, Afrika) Yenidüzen de dahil bazı gazeteler habere iç sayfalarda yer verdi. MHA mahreçli haber, bir parkta bomba süsü verilmiş pet şişelerin paniğe yol açtığını duyuruyordu. Öncelikle okurumuz haklı. Bu tür haberleri verirken dikkatli olunmalı. Haberi büyütmek, her şeyden önce bu eylemi gerçekleştirenlerin amacına hizmet ediyor. Hiç haber olmasın da demek doğru değil. Bu tür durumlarda da söylenti kanalları işlemeye başlıyor. En doğrusu, haberi yalın bir dille, abartmadan vermektir.

Okura not: Okur temsilcisinin dikkatine sunduğunuz eleştiri ve şikâyetlerde lütfen açık isim kullanınız.  


 

Göze batanlar

·        19 Mart tarihli gazetenin 3. sayfasında aynı konuyla ilgili iki haber konulmuş. Biri, MHA (Mağusa Haber Ajansı) mahreçli, diğeri de TAK mahreçli. Dikkati çeken şey ise, ilk haberde isimler açık olarak verilmişken, ikincisinde kısaltmaların kullanılması. TAK habercilik anlayışı gereği, bu tür adli haberlerde açık isim kullanmıyor olabilir, ancak bu haber gazeteye konurken, ya ilk haberde de kısaltmalar kullanılmalıydı ya da ikinci haberde isimler açık yazılmalıydı. Aslında en doğrusu, bu iki haberin harmanlanarak tek bir haber haline getirilmesi ve isimlerin açık yazılmasıydı. Ayrıca, MHA mahreçli haberin son cümlesi de bitmemiş görünüyor..

·        21 Mart tarihli gazetenin 38. sayfasında Sağlık Bakanı’nın yaptığı bir açıklama, “İlaç eksikliği yok, sarfiyat var” başlığıyla verilmiş. Sarfiyat, harcama demek. Sanırım bakanın kastettiği, harcama değil, israf olsa gerek.  Bu konuda bilgisine güvendiğim Bekir Azgın hocam, “ilaçlar sarf edilmek içindir. Burada kastedilen müsriflik olsa gerektir” dedi. Eğer ilaçlar sarfedilmeyecekse ne yapılacak?

 


 

Hürriyet gazetesi Okur Temsilcisi Faruk Bildirici, Yenidüzen okurları için aşağıdaki yazıyı gönderdi.

OKUR TEMSİLCİSİ: GAZETELERİN SEVİLMEYEN ELEMANLARI

Faruk Bildirici

Demir attığım limanlardan ayrılmayı bilemesem, 32 yıl boyunca hepi topu iki gazetede çalışmış olsam da gazetecilik öykümün öyle çok da durağan olmadığını söyleyebilirim. Sokaklarda, adliyelerde, üniversitelerde, Mecliste, partilerde, Başbakanlıkta muhabirlik de yaptım; Haber Müdürlüğü ve büro yöneticiliği de.

Her yeni alanda, yeniden öğrendim, gazeteciliğim gelişti.

Son iki yıldır, Hürriyet’in Okur Temsilcisi olarak görev yapıyorum. Okur Temsilciliği geçmişteki görevlerimin hiçbirine benzemiyor. Eskiden ya yazıp çiziyor, kendim üretiyordum ya da üreten gazetecileri yönetme pozisyonundaydım.

 Şimdi gazetenin kaptan köşkündeyim ama dümen bende değil. Dümeni elinde tutanların yanında duruyor; gazeteyi, genel gidişatı oradan izliyorum. Gazeteyi yönetenlerden farklı olarak sürekli orada da durmuyor, dışarıdan gelen seslere kulak veriyor, bütün muhabirlerle, gazetenin promosyondan reklama, Dış Haberlerden Spor Servisine kadar bütün birimlerinin yöneticileriyle iletişim halinde çalışıyorum. Bu da beni hem gazetenin her yönünü daha bütünlüklü görmemi sağlıyor; hem de gazeteciliği eskisiyle kıyaslanmayacak ölçüde zenginleştirmeme katkıda bulunuyor.

 Bu göreve başlarken, Okur Temsilciliği’nin gazete ve okurları arasında bir köprü olması gerektiğinin farkındaydım. Nitekim Okur Temsilciliği’nin (Ombudsmanlık) Evrensel İlkelerinden biri de “Ombudsman, halkın (okurların) beklentileri ile gazetecilerin sorumlulukları arasında bir aracı (mediator) gibi davranır” biçimindeydi.

 Temel işlevimin “köprülük” olduğunu her gün yeniden hissediyorum. Okurlardan gelen şikâyet, öneri ve istekleri okuyup, onları gazetede ilgili kişilere iletip, gelen yanıtları değerlendirirken, tam bir aracı gibi davranıyorum. Kimi zaman bazı okurlar beni gazetenin bir savunma mekanizması olarak görse; gazetedeki arkadaşlarım, “sen bizden biri değil misin?’ serzenişlerine neden olsa da pozisyonumun gereğini yerine getirmeye çalışıyorum. Gerektiğinde okuru haklı bulup destekliyorum, gazeteyi eleştiriyorum; gerektiğinde bir muhabiri sahipleniyor, bir haberi övüyorum.

 Üstelik Hürriyet gibi bir gazetede bu görevi yapınca, işlevim sadece haberler, yazılar, fotoğraflar yani içerikle ilgili olmuyor. Promosyondan reklama, gazetenin mürekkebinden internete kadar gazetenin hemen her yanıyla ilgili eleştiri, problem bana yansıyor. Gelen hemen her mesaja yanıt vermeye dikkat ediyorum, zaten içerik dışındaki problemleri çözmek daha az zaman alıyor, okuru daha çok mutlu ediyor. Örneğin bir bilgisayar firmasının verdiği reklamdaki hatalı rakamdan yakınan okurumuzun o bilgisayarı orada yazan rakamdan almasını sağlamak, kar nedeniyle evinden çıkamayan yaşlı okurun evine gazete göndermek, cezaevinde kupon toplayan okurun promosyon kitaplarını eline ulaştırmak gibi onlarca örnek yaşadım bu konuda.

İçerikle ilgili eleştiri, öneri, istek ve şikâyetlerin çözümü bu kadar kolay değil, hem de kısa sürede mümkün olamıyor. Bir kere, Hürriyet okuru son derece dikkatli, titiz ve gazetesini sahiplenen bir okur. Haklı olarak da en küçük bir hatayı kaldıramıyorlar. O nedenle de gazetenin hemen her sayfasıyla ilgili eleştiri yağdırıyorlar. Bu eleştirileri alıp tek tek değerlendiriyorum, gerektiğinde o haberi yazana ve o birimin yöneticilerine göndererek konuyu inceliyorum. Aramızda tartışarak, kimi zaman akademisyenlerden de destek alarak görüş oluşturuyorum. Ardından gazetede her pazartesi günü yayımlanan Okur Temsilcisi köşesinde yazıyorum.

Tabii karar alırken pusulam, gazeteciliğin evrensel etik kuralları. Temel aldığım metinler de Hürriyet Yayın İlkeleri, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi ve Haber Ombudsmanları Örgütü (ONO) Görev Bildirgesi. Neticede bu metinlerdeki ilkelere uygunluk denetimi yapıyorum.

 Gazetedeki muhabir, editör ve yöneticilerle bazen görüş birliği sağlıyoruz. Ama anlaşamadığımız, yazdığım eleştirinin hoş karşılanmadığı da çok oluyor kuşkusuz. Bu durumlarda da kırıp dökmemeye, insanları üzmeden, şevkini kırmadan hatasını söylemeye çalışıyorum.

Hollanda’da yayımlanan De Volkskrant’ın ombudsmanlığını yapmış olan Thom Meens, bir yazısında “Ombudsmanın editöryal kadro içinde dostu yoktur, olması da gerekmez” diyordu. Son derece doğru. Ama düşman olmaya da gerek yok. Profesyonel bir ilişki düzeyini tutturabilmek önemli.

Zira Okur Temsilcisi olarak amacım, “Hürriyet gazeteciliğinin, yüksek etik standartlar kazanması ve insanların gözündeki güvenilirliğinin artması.” Bunu yapmak için de hataları açık yüreklilikle dile getirmek, hem de adil, önyargısız ve tarafsız biçimde yapmak zorundayım. Ancak bu şekilde öğretici olabilirim, hataları mesleğim ve gazetem için bir artı değere dönüştürebilirim.

İnsanların hatalarını yüzlerine karşı söylemek pek hoş olmasa da, okura ve gazeteciliğe saygı, yanlışların üzerinin örtülmemesini ve onlardan ders çıkarılmasını gerektiriyor. Beni kısa süre içerisinde gazetenin sevilmeyen elemanı haline getirse de, Okur Temsilcisi olarak yapmaya çalıştığım bu.

Sevgili dostum Prof. Dr. Süleyman İrvan’a da yola çıktığı bu yeni mecrada başarılar diliyorum. İnanıyorum ki, Yenidüzen gazetesi onu Okur Temsilcisi olarak atayarak, teorinin ışığını gazetecilik pratiğine yansıtacak farklı bir kalemi gazeteciliğe kazandırmış oldu.

                

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1106 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler