1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ‘ORGANİK TARIM İÇİN POLİTİKA ŞART’
‘ORGANİK TARIM İÇİN POLİTİKA ŞART’

‘ORGANİK TARIM İÇİN POLİTİKA ŞART’

ORYAT Başkanı Seyit Yorgancıoğlu ile ARGE ve Sulama Uzmanı Dr. Lütfi Tahtacıoğlu organik tarımın nasıl geliştirilebileceğini YENİDÜZEN’e anlattı “Organik tarım için politika şart” Yorgancıoğlu: “Organik tarım, sentetik kimy

A+A-

 

 

 

ORYAT Başkanı Seyit Yorgancıoğlu ile ARGE ve Sulama Uzmanı Dr. Lütfi Tahtacıoğlu organik tarımın nasıl geliştirilebileceğini YENİDÜZEN’e anlattı

 

“Organik tarım için politika şart”

 

Yorgancıoğlu: “Organik tarım, sentetik kimyasallar kullanılmadan sürdürülen özel bir üretim şekli olması nedeniyle, KKTC’de organik tarımın geliştirilebilmesi için bir politika oluşturularak, kontrol ve sertifikasyon desteğinin dışında ciddi bir şekilde desteklenmesi gerekir”

 

Dr. Tahtacıoğlu: “Benim şahsi düşüncem örneğin Karpaz’ı organik tarım bölgesi yapıp, bunu eko-turizmle entegre ederek o bölgenin bu konuda marka olması sağlanmalı. O bölgedeki insanları eğitilmeli, pazarlama sistemi geliştirilmeli”

 

 

Kimyasal girdi kullanmadan yapılan ve toprak-su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumayı amaçlayan organik tarımın Kuzey Kıbrıs’ta geliştirilmesi için politikaların oluşturulması ve planlama yapılması gerektiği vurgulandı.

   Organik Yaşam ve Tarım Derneği (ORYAT) Başkanı Seyit Yorgancıoğlu ve AB tarafından desteklenen Bitkisel Üretim Projesi’nden Yem Bitkileri Araştırma- Geliştirme ve Sulama Uzmanı Dr. Lütfi Tahtacıoğlu organik tarımın Kuzey Kıbrıs’taki durumunu ve neler yapılması gerektiğini Yenidüzen’e anlattı.

   Yorgancıoğlu, organik tarımın özel bir üretim şekli olduğunun altını çizerek, KKTC’de organik tarımın geliştirilebilmesi için politika oluşturulması gerektiğini vurguladı.

   Dr. Tahtacıoğlu da örneğin Karpaz’ın organik tarım bölgesi yapılıp, eko-turizmle entegre edilerek o bölgenin bu konuda marka olmasının sağlanabileceğini söyledi.

 

Bitkisel Üretim Projesi...

 

Soru: Öncelikle Bitkisel Üretim Projesi hakkında bilgi verir misiniz? Proje ne zaman ve ne amaçla başladı?

Dr. Tahtacıoğlu: AB tarafından desteklenen Bitkisel Üretim Projesi Eylül 2008’de başladı. Proje 4 yıl olarak planlanmıştı ancak elde edilen sonuçların meyvelerinin alınabilmesi ve yapılanların kesintiye uğramaması için iki yıl daha uzatıldı. Uzatma döneminde bize iki temel görev verildi, birisi organik üretimin desteklenmesi, ikincisi ise bitki sağlığı altyapısının geliştirilmesi. Proje bitkisel üretimin her dalıyla ilgilidir ve sorunların çözümü konusunda teknik anlamda destek veriyoruz. Bazen de yetkililerle temas ederek sorunların giderilmesi ve pazarlama konusundaki engellerin aşılması konusunda da çaba harcıyoruz. Araştırma Enstütüsü’nün altyapısı, ekipmanının iyileştirilmesi için destek verdik. Üretme çiftliklerinin altyapısının iyileştirilmesine katkı yaptık. Güzelyurt Toprak-Yaprak-Su Analiz Laboratuvarı’nı son sistem cihazlarla donattık. Burada yapılan analizler sonucunda üreticiye toprağa, suya ve ülkenin iklimine uygun çeşitler öneriyoruz. İhtiyaç duyanlara tohum dağıtımı yapıyoruz. Ayrıca sahada çiftçilere yeni yöntemleri gösteriyoruz.

 

“Anız çok önemli”

 

Soru: Kuzey Kıbrıs’ta yapılan yanlış uygulamalara bir örnek gösterebilir misiniz?

Dr. Tahtacıoğlu: Kuzey Kıbrıs’ta büyük oranda arpa ekiliyor ve kullanılan çeşit 30-40 yıllık, kalitesi çok düşük, hastalıklara hassas, zaten dejenere olmuş bir çeşit. Ayrıca rotasyon uygulanmıyor, hep arpa ekiliyor, böyle bir sistem dünyanın hiçbir yerinde başarılı olamaz.      

   En önemlisi de toprağın hazırlığı... Bu tür kuru tarımda artık kimse toprağı sürmüyor. Doğrudan ekim teknikleri var. En önemli maliyetlerden biri olan sürüm maliyeti olmadan ekim yapılıyor. İşlemesiz Tarım denen bu yöntemde toprak hiç sürülmeden, anızı yakmadan ekim yapıyoruz. Anız çok önemli, biz onu bir örtü olarak görüyoruz çünkü güneşin ışınlarını alttaki kısma geçirmiyor, nemi tutuyor. Ayrıca böyle sıcak iklimlerde toprağı sürdüğünüz zaman güneşle temas yüzeyi artıyor, humus parçalanıyor, toprak giderek verimsizleşiyor. ABD’de 10 yıl önce doğrudan ekim yöntemi %5 oranında yapılıyordu, şimdi %50 oranında yapılyor, 5-6 sene sonra bu oran %90 olacak. Kuzey Kıbrıs’ta da çiftçiler bu yöntemin sonuçlarını gördükleri zaman şaşırdılar. Bu yöntemle dönümde 8 kilo tohum, 30-40 TL yakıt tasarrufu sağlıyoruz ve verim de zaman içinde %20 artıyor. Kuzey Kıbrıs’taki ortalama verim dünya ortalamasının çok altında. Bize “burada su yok” deniyor ama bunlar çok büyük gerekçeler değil. Dünyanın %50’si bu şartlardadır. Önemli olan uygun tekniği geliştirmektir. 

 

Organik tarımın tarihi...

 

Soru: Organik üretimin desteklenmesi de ekibin görevlerinden biri ve bu konuda ORYAT ile işbirliği yapılıyor. Öncelikle organik tarımın ne olduğunu ve nasıl gündeme geldiğini açıklar mısınız?

Yorgancıoğlu: Organik tarım üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20. yüzyıla dayanır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular o zaman gündeme gelmiştir.Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır. Bu özelliği nedeni ile I. ve II. Dünya savaşları sırasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra ABD’nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60’lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu’nun kurulması ve uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970’de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur. Ancak “Yeşil Devrim” olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı ABD’den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş , 1980 yılından sonra da ticari bir boyut kazanmıştır. ABD’de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde ekolojik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir.

   Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme geldi. Avrupa’da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler yapmış, daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu içinde ekolojik tarım faaliyetlerini düzenleyen yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girdi. Daha sonra bu yönetmelik yeniden düzenlenerek 1 Ocak 2009 tarihinde yürürlüğe kondu.

 

ORYAT...

 

Soru: ORYAT ne zaman kuruldu? Ne gibi faaliyetleriniz var?

Yorgancıoğlu: ORYAT 2005 yılında UNDP-PFF’in düzenlemiş olduğu bir organik tarım kursuna müteakip üreticilerin organik tarımı benimsemesi ve sayıca çoğalması üzerine kuruldu. Derneğin başlıca kuruluş amacı, organik tarımın tanıtılması, yayılması, sevdirilmesi ve bu konudaki çalışmaların teşviki olup, tek tek bireylerde ve bir bütün olarak toplumda ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmaktır. Derneğimizin faaliyetlerinin başlıca hedefi üretici sayısını artırarak organik ürünlerin piyasada devamlılığını sağlamak ve üretimi ticari bir potansiyele ulaştırmaktır. Böylece hem tüketiciler piyasada sürekli sağlıklı ürünler bulabilecek hem de ihracat olanağı sağlanabilecektir. İstenilen potansiyele ulaşabilmek için mevcut üreticilerin desteklenmesi yanında yeni katılacak olanların eğitilmesi ayrıca tüketicilerin de bilinçlendirilmesine yönelik faaliyetler de yapıyoruz.

Dr. Tahtacıoğlu: Organik üretim konusunda tüketicileri de basın yayın organları aracılığıyla eğitmeye çalışıyoruz. ORYAT ile organik ürünlere talebi artırmayı amaçlıyoruz.

 

Kuzey Kıbrıs’ta organik tarım...

 

Soru: Kuzey Kıbrıs’ta organik tarımın tarihi nedir?

Yorgancıoğlu: Kuzey Kıbrıs’ta organik tarım faaliyetleri 2004 yılında AB finansıyla UNDP-PFF tarafından tanıtım seminerleriyle başlatıldı. Bu seminerlerin başladığı tarihe kadar Kuzey Kıbrıs’ta organik tarım konusunda yeterli bilinç ve AB mevzuatlarına uygun organik üretim yapan bir üretici yoktu. İlk “AB Organik Tarım sertifikasyon süreçleri” eğitim semineri sonrasında eğitime katılan 30 kişi tarafından ORYAT kuruldu ve organik tarımla ilgili faaliyetler UNDP-PFF ile birlikte yürütüldü. UNDP-PFF’in eğitim desteği 2011, kontrol ve sertifikasyon desteği ise 2008 yılı sonuna kadar devam etti. Şimdi de dernek olarak AB’nin Bitkisel Üretim Projesi ekibiyle işbirliği yapıyoruz.

 

Ne yapılmalı?

 

Soru: Organik tarım konusunda devletin tutumu nedir?

Yorgancıoğlu: Organik Tarım Yasası yürürlükte olmadığı için herhangi bir idari yapı da sözkonusu değildir. Yasal mevzuatın AB organik mevzuatına uyumlu bir şekilde ivedilikle hazırlanıp yürürlüğe konması ve bakanlık bünyesinde bir idari yapının oluşturulması gerekiyor. Ayrıca organik üreticilere eğitim ve danışmanlık verecek teknik personelin eğitimlerinin sağlanması da lazım.

   Organik üretimin ve üreticilerin doğrudan gelir desteği dışında desteklenmesi şart. 2007’den beri devam eden kontrol ve sertifikasyon bedellerinin Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı tarafından karşılanmasına da devam edilmelidir. Organik tarımın gelişimini sağlamak amacıyla organik tarım üreticilerine ve teknik elemanlarına yurt dışında düzenlenen kongre, sempozyum ve fuar gibi aktivitelere katılım olanağı sağlanmalıdır.

   Organik tarım yapan üreticilerin örgütlenmesi teşvik edilerek üretim girdilerini daha ucuza temin edebilmeleri ve ürünlerini daha kolay pazarlayabilmeleri sağlanmalıdır.

   Yerel kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının teşvik ve oluşumuna olanak sağlanmalıdır. Böylece organik üretimde önemli bir girdi maliyeti olan kontrol ve sertifikasyon bedeli de azaltılmış olacak.

   2004’te 11 üretici ile başlanan organik tarım üretimi, 2008’de 68 üreticiye çıktı ancak bu sayı 2008 yılı sonunda UNDP- PFF’in kontrol ve sertifikasyon desteğinin sonlanması ile 20’ye düştü. 2010 ve 2011 yıllarında gerçekleştirilen “Organik Tarım AB sertifikasyon süreçleri” eğitim seminerleri sonrasında 11 üreticinin katılımıyla organik tarım yapan üretici sayısı 31’e ulaştı. Organik Tarım, Sentetik  kimyasallar ( Zirai ilaç, Kimyevi Gübre, Hormon v.s ) kullanılmadan sürdürülen özel bir üretim şekli olması nedeniyle,  KKTC’de Organik Tarımın geliştirilebilmesi için bir politika oluşturularak, kontrol ve sertifikasyon desteğinin dışında ciddi bir şekilde desteklenmesi gerekir.

 

 

 


 

 

“Karpaz’ın organik tarım konusunda marka olması sağlanmalı”

 

Dr. Tahtacıoğlu: Benim şahsi düşüncem örneğin Karpaz’ı organik tarım bölgesi yapıp, bunu eko-turizmle entegre ederek o bölgenin bu konuda marka olması sağlanmalı. O bölgedeki insanlar eğitilmeli, pazarlama sistemi geliştirilmeli. Ayrıca çeşitler artırılmalı ve tüketici mevsiminde herşeyi bulabilmeli. Kuzey Kıbrıs’ta tüm mutfak ihtiyacınızı organik olarak temin edebileceğiniz bir yer yok. Bilinçli bir tüketici yarısını organik yarısını normal üretimden alırsa organik tüketimin anlamı olmaz. Bu süreklilik için çok detaylı bir planlama yapmak gerekir.

   Bir diğer düşüncem de belli ürünlerde organik üretim yapma kararı verilebilir. Örneğin zeytin organik yapılabilir. Şu anda organik tarımda uyguladığımız yöntem biraz zayıf bir yöntemdir. Çünkü isteyen istediği yerde istediğini yetiştirebiliyor. Bunun sürdürülebilir olması için planlama yapılması şart.

 

Kurs ve fuar...

 

Soru: Eğitimin önemini sık sık vurguladınız. Ekim ayında yapılacak Organik Üretim Sertifikasyon Kursu hakkında da bilgi verir misiniz?

Dr. Tahtacıoğlu: Organik Üretim Sertifikasyon Kursu’nu Uluslararası Organik Sertifikasyon Kuruluşu ICEA yetkilileri verecek. Kurs 15-16 ile 17-18 Ekim tarihlerinde iki kez yapılacak. 19 Ekim’de de Yeşilırmak’ta alan gezisi düzenlenecek. Kurslarda, organik üretimle ilgili temel bilgiler ve yöntemler anlatılacak ve her kursun katılımcı sayısı 30 kişi ile sınırlı olacak. Katılımcılar kurs için herhangi bir ücret ödemeyecekler. İlgilenenler ORYAT’a 0533 862 9866 veya Bitkisel Üretim Projesi’ne 0542 877 0336 numaralı telefonlardan ulaşıp kayıt yaptırabilirler.

Yorgancıoğlu: Ayrıca 4-7 Ekim tarihleri arasında yapılacak Tarım Fuarı’nda yer alacak ORYAT ve Bitkisel Üretim Projesi’nin ortak standına tüm çiftçilerimiz davetlidir.

 

 

 

Bu haber toplam 966 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler