1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Orfoz… Yok olmanın eşiğinde…
Orfoz… Yok olmanın eşiğinde…

Orfoz… Yok olmanın eşiğinde…

Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’ndan ADRES Kıbrıs’a özel açıklamalar: Orfoz… Yok olmanın eşiğinde… Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı Türkiye Temsilcisi Sedat Kalem, ORFOZ balığının neslinin tükenmek üzere olduğuna işaret etti

A+A-

 

 

Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’ndan ADRES Kıbrıs’a özel açıklamalar:

 

Orfoz… Yok olmanın eşiğinde…

 

Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı Türkiye Temsilcisi Sedat Kalem, ORFOZ balığının neslinin tükenmek üzere olduğuna işaret etti ve Kıbrıslı Türk balıkçılar ile zıpkın meraklılarına çağrı yaptı: Kıbrıs’taki aşırı avlanmanın önüne geçilmeli… Yoksa yarın çok geç olabilir…

 

 

·        <<…Belirli bir yaşa ve büyüklüğe ulaşmadan avlanması yalnız avlanan bireyin değil, ondan üreyecek yavruların da kaybı anlamına geliyor. Bu da orfoz nüfusunun giderek azalmasıyla sonuçlanıyor…>>

 

·        <<… Örneğin Orfoz, 1996 yılında “düşük risk altında” kategorisinde iken, 2007 yılına gelindiğinde “nesli tehlike altında” olan bir tür artık. Bu, aynı zamanda şu anlama geliyor: Gerekli koruma tedbirlerini zamanında ve etkili bir şekilde almazsak türün nesli ilerleyen yıllar içinde “kritik” seviyeye düşebilir. Bunun bir sonraki adımı ise, doğa koruma terminolojisine göre “nesli tükenmiş” olmak, yani dinazorlar gibi bir daha geri gelmemek üzere yok olmak demek…>>

 

·        <<… medya da kamuoyunda farkındalık yaratmak suretiyle yasa dışı avlanma, aşırı tüketim gibi yanlış davranışların önüne geçilmesi konusunda bir toplumsal denetim gücü oluşturabilir. Kuzey Kıbrıs da bu coğrafyanın bir parçası olduğuna göre, bu durum Kıbrıslılar için de geçerlidir…>>

 

 

Orfoz (Epinephelus marginatus) tüm denizlerde ekonomik olarak değerli kabul edilen balık türü… Orfoz Kıbrıs’ta da görülen ve zıpkın balıkçılığıyla avlanan bir balık türü… Şimdilerde sofralarımızı süsleyen bu balık, belki de 50 yıl sonra olmayacak!

Çünkü aşırı avlanma ve diğer nedenler orfozu ‘sona’ yaklaştırdı.

Üreme zamanlarında belirli alanlarda toplanmaları nedeniyle balıkçılar için kolay hedef haline geliyor.
Bu balıkla ilgili neler yapılabilir peki?..

Bu konuda en yetkili isimlere ulaşmak ve fikirlerini almanın önemi bu noktada kendini hissettiriyor.

Bu nedenle konuyu Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’na ulaştık.

 

WWF NE DÜŞÜNÜYOR?

 

WWF... Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı...  Dünyada 100’den fazla ülkede çalışmalar yürüten uluslararası bir doğa koruma kuruluşu… Dünyanın en büyük çevre örgütlenmesi… WWF, küresel ölçekte bir değişim yaratmaya, yeryüzünün en değerli yaşam alanlarını ve canlı türlerini korumayı hedefliyor.  Doğa korumanın ülke sınırlarını aşan boyutu nedeniyle WWF, biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik mücadelesinde ülkeler arasında işbirliklerinin gerçekleşmesine öncülük eden bir kuruluş.

Bu vakfın Türkiye temsilcisi Sedat Kalem ile Kıbrıs’ta da dünyada da nesli tükenmek üzere olan ORFOZ balığının durumunu konuştuk.  

İşte Orfoz’la ilgili bilimsel gerçekler:

 

 

·        Öncelikle Orfoz hakkında bilgi verir misiniz? Orfoz nedir, nerelerde yaşar? Nasıl beslenir? Bir balığın orfoz olduğunu nasıl anlarız?

 

·        SK: Orfoz, Akdeniz’in sembol türlerinden biri olmayı hak eden bir balıktır. Mavi sularda, genellikle tek başına, ağır ağır yüzen ve kocaman kafası ve ağzıyla farkedilen bu ilginç balığın özellikle yetişkin bireylerini görmek artık bir şans sayılıyor. Zira denizlerimizde ona rastlama ihtimalimiz giderek azalıyor. Yayılış alanı yalnız Akdeniz değil. Atlas okyanusunun iki yakasıyla Hint Okyanusunun güneybatı kesimleri yani Madagaskar civarında da görülüyor, ki bu oldukça geniş bir coğrafi yayılış alanı. 300 m derinliğe kadar inebilse de, genellikle deniz çayırlarıyla kaplı veya kayalık zeminlere sahip daha sığ suları tercih ediyor. Etoburdur. Uzun ömürlü ve yavaş üreyen bir tür olan orfozun ilginç bir biyolojisi var. Hermafrodit, yani çift eşeyli olan türün önce dişi sonra erkek üreme organları gelişiyor. 

 

·        Bu konuyu biraz açar mısınız?

 

·        SK: Elbette… Bir orfoz yavrusunun dişi olabilmesi için en az 5 ila 8 yıl geçmesi gerekiyor. Olgun bir dişi birey genellikle 40-45 cm. Aynı birey birkaç yıl sonra 12-18 yaşlarına gelip 75-80 cm uzunluğa ulaştığında erkeğe dönüşüyor. Doğal olarak, orfoz popülasyonlarındaki erkek sayısı da düşük oluyor. Bir bireyin en az bir kez döl verebilmesi için hem dişi hem de erkek hücrelerini üretmiş olması gerekiyor. Bu yüzden, dişi bir orfozun yakalanması henüz döl vermemiş bir erkek bireyin de yok olması anlamına geliyor.

 

·        Orfozu hassas ve kırılgan kılan şey de bu olsa gerek, öyle değil mi?

 

·        SK: Evet… Aslında, başına bir kaza gelmediği ya da herhangi bir nedenle zamansız ölmediği takdirde 50-60 yaşına ve 1 m boya ulaşabiliyor. Bu kadar uzun ve az önce bahsettiğimiz çetrefilli bir yaşam döngüsüne sahip olan türün yeni bireyler üretebilecek boya ulaşması haliyle zaman alıyor. Bu nedenle, belirli bir yaşa ve büyüklüğe ulaşmadan avlanması yalnız avlanan bireyin değil, ondan üreyecek yavruların da kaybı anlamına geliyor. Bu da orfoz nüfusunun giderek azalmasıyla sonuçlanıyor.

 

YASAK AMA…

 

·        Avlanma konusuna gelecek olursak… Orfoz hangi yöntemlerle avlanıyor?

 

·        SK: Yüksek ekonomik değeri orfozu sadece Akdeniz’de değil, tüm dünyada avcılık açısından cazip kılıyor. Tercih ettikleri kayalık yaşam alanları genellikle, trol ve gırgır avcılığından bir ölçüde onları korusa da zaman zaman oluşturdukları sürüler bu tarz avcılıktan muzdarip olabiliyor. Esasen, kıyısal sularda avcılık yapan küçük tekneler; paragat, sepet gibi günübirlik balıkçılık yöntemleri ve özellikle de gece/gündüz aletli veya serbest dalış esnasında zıpkınla yapılan yasadışı avcılık, Orfozun azalmasındaki en önemli etkenler. Özellikle sığ, kıyısal sulardaki eşeysel olgunluğa erişmemiş bireylerin zıpkınla avlanması Akdeniz’de Orfoz varlığının devamı açısından ciddi bir tehdit. Bu nedenle Türkiye’de, sepet, pinter gibi tuzaklar ve dalarak zıpkınla veya su altı tüfeği ile orfoz avcılığı yapılması yasak. Ancak bu yasakların etkili bir şekilde uygulanması da bu tür avcılığın önüne geçmek için aynı derecede önemli.

 

 

·        Orfozun karşı karşıya bulunduğu tehdit ve sorunlar ile sayılarının azalma eğiliminden bahsettiniz. Böyle giderse orfozlar tükenir mi? Kaç yıl sonra?

 

·        SK: Orfoz gibi çift eşeyli türlerin balıkçılık amaçlı idaresi karmaşık ve zordur. Az önce de vurguladığımız gibi, eşey dağılımı dişiler lehinde olan ve erkek bireylerin ise popülasyonda son derece düşük miktarda bulunduğu bir ortamda, büyük boylu bireylerin avlanması, dişiler tarafından bırakılan yumurtaların döllenememesi anlamına gelir. Bunun doğal bir sonucu olarak, av istatistikleri, gerek Akdeniz genelinde ve gerekse Türkiye’de, orfoz avı miktarında son derece ciddi bir düşüş yaşanmakta olduğunu gösteriyor. Örneğin, Türkiye’de 1994 yılında 802 ton olan orfoz üretim miktarı, 2008’de 25 tona inmiş. Bu olağanüstü bir düşüş. Av miktarındaki bu hızlı düşüş, Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin tamamı için geçerli. Orfozun popülasyonundaki düşüşe karşılık, bu balık türüne yönelik talep azalmıyor. Dolayısıyla artan talep bir ölçüde yasadışı avcılıkla karşılanıyor.  Bu durumun devam etmesi halinde yakın gelecekte Orfozun Akdeniz’de yok olma noktasına geleceğini öngörmek bir kehanet olmasa gerek.

 

 

·        Bu konuda dünyada ne gibi çalışmalar yapılıyor?

 

·        SK: Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN), korunması gereken türlerin durumuyla ilgili değerlendirmeler yaparak, mevcut popülasyonu, yayılışı, hassaslığı ve karşı karşıya bulunduğu tehditlerin şiddetine göre türleri kategorize ediyor, önceliklendiriyor ve bunları “kırmızı liste”de topluyor. Örneğin Orfoz, 1996 yılında “düşük risk altında” kategorisinde iken, 2007 yılına gelindiğinde “nesli tehlike altında” olan bir tür artık. Bu, aynı zamanda şu anlama geliyor: Gerekli koruma tedbirlerini zamanında ve etkili bir şekilde almazsak türün nesli ilerleyen yıllar içinde “kritik” seviyeye düşebilir. Bunun bir sonraki adımı ise, doğa koruma terminolojisine göre “nesli tükenmiş” olmak, yani dinazorlar gibi bir daha geri gelmemek üzere yok olmak demek.

 

SADECE YASAK YETMEZ

 

 

·        Türün varlığını sürdürebilmesini sağlamak için ne yapılmalı? Avın yasaklanması bir önlem olabilir mi? Zıpkınla av konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

·        SK: Orfoz avının miktarında son 15 yılda gözlenen 32 kat azalmaya tedbir olarak sadece zıpkın avcılığını yasaklamak, türün sürdürülebilirliğini garanti altına almaya yetmez. Akdeniz kıyılarında giderek yoğunlaşan küçük balıkçı tekneleri ve onların yıl boyunca kullandıkları paragat, çeşitli ağlar ve oltalar da, kayda değer miktarda kayba neden olmaktadır. Yaygın bir şekilde kullanılan sepet ve kafesler de aynı şekilde yavru orfozlar için ciddi tehlike oluşturuyor. Bunların dışında, dinamitle avcılık, aletli ve serbest dalış ve ışık yardımı ile yapılan zıpkın avcılığı gibi önüne geçilemeyen yasadışı avcılık yöntemleri de söz konusu. Bu koşullarda türün devamı için; balıkçılığa tamamen kapalı deniz koruma alanlarının ya da zonlarının ilan edilmesi ve bu alanlarda türün durumu ve gidişatıyla ilgili izleme çalışmalarının yapılması ve buna göre gerekli önlemlerin alınması gerekiyor. Son derece yıpranmış durumdaki mevcut stokların iyileşip kendine gelmesini sağlamak üzere, türün belli bir süre tamamen avcılığa kapatılması ve denetimin arttırılması da başvurulması gereken yöntemler arasında. Fransa’nın Akdeniz kıyılarında 1993 yılından beri uygulanan ve beş yılda bir tekrarlanan moratoryum türün korunmasına yönelik örnek bir uygulama. İspanya’nın Medes Adaları çevresinin koruma altına alınması, orfozların boylarının 1,5 m’ye çıkmasını sağlamış. WWF-Türkiye olarak, Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yürütmekte olduğumuz deniz koruma alanı projesi kapsamında da orfozun daha iyi şartlarda çoğalıp gelişebilmesine olanak sağlayacak çözüm yollarını, yetkililer ve yerel paydaşlar ile birlikte üretmeye çalışıyoruz.

 

 

·        Bu bağlamda Kıbrıs insanına mesajınız var mı?

 

·        SK: Orfozun durumu ve geleceği konusunda bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorun, Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ve balıkçısıyla, tüketicisiyle, tüm toplum kesimlerinin sorunudur. Canlılar, biz insanların çizmiş olduğu sınırları tanımadan aynı ekosistem içinde ürer, büyür ve hareket eder. Bu bakımdan, gerekli çözüm yollarını bütüncül bir perspektif ve katılımcı bir yaklaşımla geliştirmek ve hep birlikte tutarlı bir şekilde uygulamak zorundayız. Burada, ülkeler adına karar verici durumda olanlardan, bireylere varıncaya kadar hepimize görev düşüyor. Yetkililerimiz, yukarıda sözünü ettiğimiz iyi uygulama örneklerinden kendi koşullarına uygun olanlarını hayata geçirirken, sivil toplum kuruluşları ve medya da kamuoyunda farkındalık yaratmak suretiyle yasa dışı avlanma, aşırı tüketim gibi yanlış davranışların önüne geçilmesi konusunda bir toplumsal denetim gücü oluşturabilir. Kuzey Kıbrıs da bu coğrafyanın bir parçası olduğuna göre, bu durum Kıbrıslılar için de geçerlidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2055 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler