1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Önümüzü göremiyoruz...
Önümüzü göremiyoruz...

Önümüzü göremiyoruz...

EKONOMİ SOHBETLERİ

A+A-

 

 



Bu hafta, İsmail Dimililer ve Oğulları Ltd.’in günümüze ulaşma serüvenine dikkatinizi çekerken Sanayi Bölgesi’nde iş yapmanın sıkıntılarını da ele alıyoruz. Şirketin Direktörü İsmail Dimililer ile yaptığımız röportajda, Sanayi Bölgesi’ndeki tüm sorunları şirketinin çözdüğünü belirtiyor Dimililer ve haklı olarak Sanayi Dairesi yetkililerini istifaya davet ediyor... Ülkede alınan ekonomik tedbirlere gelince... “Tedbir, bizi yok etmek” diyor İsmail Bey...

 

Dilek ÖNCÜL
----------------------------


Yenidüzen: Öncelikle firmanızı tanıyalım...

 

İsmail Dimililer: Benim baba mesleğim tenekeciliktir. Metal üzerine uzman bir kişiyim. Tenekeciliğin ardından güneş enerji sistemleri, termosifon işleri, metal mobilya ve rotational molding sistem dediğimiz Polietilen su tankları üretmeye başladık. Babam 1950’li yıllarda bu meslekte faaliyet gösterdi. İlk dükkanımız Atleks’in olduğu yerde bir barakaydı. 5 yaşında babam beni dükkana getirdi ve çırak oldum. Zor şartlarda üretmenin ne olduğunu ve üretimin ne kadar güzel bir şey olduğunu küçük yaşlarda öğrendim. Körük, mop lengeri, oluk gibi ürünlerimiz vardı. 1974’ten sonra Lefkoşa’nın içine Yediler Bölgesi’ne taşındık. Merkezi havalandırma-kanal işleri yapmaya başladık. O zaman bir çok ihaleleri yerli firmalar üstlenirdi. Zaten Türkiye de o kadar gelişmiş bir ülke değildi. Ercan Havalanı, Atatürk Kültür Merkezi, Elçilik binası, birçok otellerde biz havalandırma-kanal işlerini yaptık. Tabii 1964-74 arasında şimdiki kapalı Maraş bölgesinde başlamıştık biz bu havalandırma-kanal işine. 1980’de, burada, Sanayi Bölgesi’nde termosifon üretmeye başladık. Termosifon alanında üç üretici vardı. Beş sene içerisinde Dimililer firması bu üç firmanın çok çok üzerinde bir üretim yapmaya başladı. 1980-90’lı yıllarda bizi herkes tenekeci değil de termosifoncu olarak tanıdı. Benim en büyük özelliğim araştırmayı sevmektir. Dünyayı dolaşırım. Başarımın sırrı da detaya önem vermektir. 1990’lı yıllarda termosifon işinde bir yenilik yapmak gerektiğini düşündüm. Yurt dışına gittim ve araştırdım. Galvanize su depoları yerine polietilen su tankının nasıl yapılacağını yakından takip etmeye başladım. 2000’li yıllarda tankın yapılacağı makineyi Kıbrıs’a getirmek için Hollanda’ya giderek çalışma yaptım. İlk benzer makineyi Türkiye’de yaptırdım ve su deposunda yeni bir çağ açtık. Bu üretimde üç yıl monopol kaldık ve önemli bir büyüme yakaladık. Yeni su deposu araştırırken ülkemizde paslanmaz çelik, davlumbaz, mutfak bangoları, metal mobilya eksikliği olduğunu gördüm. Var olan fabrikanın karşısındaki yeri alıp Metal Mobilya ve paslanmaz çeliği kurdum. İkinci fabrikamız bu oldu. Büyürken ayakta kalabilmek için de ürün yelpazesini geliştirdim. Ben elimde milyonlar olacağına yatırım yapmayı seçtim her zaman. Üçüncü fabrikamızı Gazimağusa’ya kurduk. Mesarya ve Karpaz’a hizmet vermeye başladık. Çağdaş bir fabrika yarattıp ham madde üretim bandı da kurduk. 2003-2005 Annan Planı döneminden sonra bir inşaat patlaması oldu. Kurumsallaşma yolunda ilerleyen bir firma olarak talepleri karşılamak üzere çift vardiya, üç vardiyaya geçtik. Müşterilerimiz o dönem ahşap işine girmemizi de istedi. 2000’li yıllarda Sanayi Bölgesi’ndeki son yerimizi alıp dördüncü fabrikayı kurdum. Bugün artık klasik tenekecilik gelişerek devam ediyor. Termosifonda dünyanın en tanınmış firmaları ile işbirliği yapıp çağdaş ürünleri Kıbrıs’a getirip halkımıza sunuyoruz.

 

YD: Sanayici olarak ne sıkıntılarınız var... Sanayi Bölgesi’nde çalışmanın sıkıntıları neler?

 

Dimiler: Sanayi Bölgesi’nde olmak... Geldiğim günden beri çöpümü kendi trollime yüklerim, çöplüğe dökerim. 1980’den 2012 yılına kadar hep bu böyle. Su ihtiyacımız var. Sanayi’de su akmıyor, tanker aldık bu sorunu da çözdük. Elektrik en büyük sorun. Bu sorunu da jeneratör alarak çözdük. Sanayi’nin derdi bitmez. Başka yerlerde yağmur yağar, dere gelir, fabrikaların bir tarafından girer öbür tarafından çıkar. 1980’li yıllardan beri böyle. Devlet bu sorunu çözemiyor. Sanayi Dairesi formalite icabı olan bir daire. Çöpü, suyu, elektriği çözdük ama yağmurla gelen suya da dur diyemiyoruz. Artık sigortalar bile bizi sigortlamak istemiyor çünkü her defasında aynı hikaye.

 

“SANAYİCİYE DÜŞÜK FAİZLİ KREDİLER VERİLMESİ LAZIM”

 

YD: Sorun neden çözülemiyor?

 

Dimililer: Balık baştan kokar. Eğer seni yönetenler bu işi  bilmiyorlarsa ve ofisten dışarı çıkmıyorlarsa; bizim bu problemlerimiz bitmeyecek. Bu sorunlar yanında yatırım konusu da var. Ya düşük faizli kredi alacaksın ya da alamayıp atölye olarak kalacaksın ve yok olup gideceksin. Risksiz büyüme olamaz. Sanayiciye düşük faizli krediler verilmesi lazım. Biz sanayiciler eğer düşük faizli krediler alamazsak hiçbir zaman var olamayacağız. Sanayici çok zengin görünür ama parasızdır. Çünkü sanayicinin hayatı hep yatırımdır. Sanayi Dairesi Müdürü Soley hanıma buradan mesaj  vermek isterim; gel bu sanayinin halini gör. Çok büyük iş adamları var Sanayi’deki yerimize geliyorlar, konteynerlerin içindeki çöpler yollara saçılmış halde. Onlara bunu mu göstereyim Sanayi Bölgesi’ndeki alt yapı eksikliklerini mi göstereyim. Her gün kaza olan bir Sanayi’de Dur Tabelası yok, trafik ışığı, kasis yok. Dünyanın hiçbir yerinde Sanayi Bölgelerinin her tarafından kapısı olmaz. Hiçbir güvenlik yok. Haspolat’taki Sanayi Bölgesi’ne bir tek kapıdan girilirdi zamanında ama şu an orda da güvenlik görevlisi yoktur. Güney’de de bir tek kapıdan girilir bir tek kapıdan çıkılır. Bizimki sorma gir hanı. Bugün ben Sanayi Dairesi Müdürü olsam hemen istifa ederim.

 

YD: Hedefleriniz, beklentileriniz neler?

 

Dimililer: Biz sağlık, huzur isteriz, güzellik isteriz bundan sonra. Bizim hedeflerimiz ürün yelpazemizdeki yenilikleri takip edip çağdaş bir firma olmak. Ben riski severim, yatırım yapmaya devam edeceğim. Ümit ederim herşey daha iyi olur. Ben ülkemde kalacağım, ülkemde yatırım yapacağım. Ben Kıbrıslı bir Türk olarak, yok olmayacağım; sloganım budur benim. Kıbrıslı Türkler beceriksiz, kişiliksiz, ahmak değildir. Aksine çok zeki, riski seven akıllı sanayicilerimiz vardır. Ama biz yarınımızın ne olacağını bilmiyoruz. Önümüzü göremiyoruz. Geleceği olmayan bir toplum olduk.  

 

 


“Büyük projeleri, ihaleleri alamıyoruz”

 

YD:Yatırımla ilgili sorunlarınız neler?

 

Dimililer: Yatırım yapacak firmalar 1-2 senelik hedef koyar önüne. Biz ne yazık ki o hedefleri koyamıyoruz artık. Biz büyük projeleri artık alamaz olduk. Bu da Devletin laçkalığıdır. Sayın Başbakan gelsin sanayicileri gezsin. Ekonomi ve Maliye Bakanları da gelsin. Hangi fabrika hangi kapasitede ne üretim yapar öğrensinler. Kıbrıs’ta büyük projeler var, niye yerli firmalar bu ihaleleri alamaz, bunun  araştırmasını yapsınlar. Otel yapanlar sıfır gümrük ile malları getiriyorlar. Biz mal getiriken KDV, stopaj öderiz, satarken de KDV öderiz, sene sonu vergimizi öderiz. Bizi geliştirmek istemiyorlar. Bir adım daha öne çıkmamızı istemiyor bazıları. Ama bizde eski toprakların genleri var. Yılmayacağız. Bu camiada hep varolacağız. İş işlemeyle biter, yol yürüme ile, borç da ödeme ile biter. Ama sen devlet olarak bize büyük projelerde yaşama hakkı vermezsen, önlem almazsan bu sanayici bu fabrikalarda var olamayacak. Türkiye’den gelen yatırımcı Kıbrıslı bu işi yapamaz der. Kıbrıslının kapasitesi yoktur. Kıbrıslıyı siz öyle yaptınız. Biz kapalı Maraş bölgesinde 1964-74 yılları arasında havalandırma-kanal işi yapardık otellere. Ben bugün bu işi hiçbir büyük otele yapamıyorum. Ben zaten 40 sene evvel yapardım şimdi niye yapamıyorum. İşte sen kendi kendine soru sor. İlk Türk oteli John Aziz’in Celebrity Oteli’dir. Biz o yıllarda otelin havalandırma-kanal işini yaparken niye şimdi 2012’de Kaya Artemis veya Nuh’un Gemisi otellerine havalandırma-kanal işini yapamadık. Adamlar oteli yaparken ahşap, demir, tesisatçı, havalandırma-kanal atölyelerini de kurdular otelin içine. Sıfır gümrükle de malzemeyi getirdiler ve otellerini ekonomik olarak yaptılar, bitirdiler. Sen devlet olarak diyeceksin ki otel yapacaksan yerli üretimi destekleyeceksin. Bir taraftan elektrik, su için uğraş vereceksin diğer taraftan çalışanın ihtiyat sandığını sigortasını yatıracaksın, çalışma iznini çıkaracaksın; Cratos da gemisini otele dayayacak ve limandan otele eşya indirecek. Sen Devletsen gümrüğün nerde. Yeni projeler var ama yanaşamıyoruz bile yanlarına. Devletin yerli sanayiyi destekleyeceksin diye şart koşması lazım bu oteller yapılırken. Karşı taraf derse teknolojiniz geri kaldı, ayıp yine devletindir. Devlet devlet olacak, gösterecek adresini. Firmanın yatırım sorunu varsa teşvik verecek ki sorununu çözsün. Avrupa Birliği bu iş için teşvik verir, sen devlet olarak bunu yapamıyorsun.

 

“BALIK BAŞTAN KOKAR”


YD: Sanayiciyi desteklemek için alınan önlemler var...

 

Dimililer: Ekonomi Bakanı Sanayi Bölgesi’nde kaç tane fabrika var bilmez, hangi fabrikanın ne üretim yaptığını hiç bilmez. Şimdi güneşten elektrik üreten paneller var, herkes fotovoltaik işine girecek. Sanayici bu dalda uğraşıyor zaten, sen devlet olarak gelip destek oldun mu? Ticari bankalarla %30 faizle yatırım yapmaya çalışıyoruz. Elektrik 45 kuruş oldu. Sanayicinin elektriği ucuz olmalı. Mağdur olup evdeki hesap da çarşıya uymayınca adam batar. Bu sistemde borcu olmayan sıkıntısı olmayan firma yok. Büyüyen firma tabii ki borçlanacak. Ama sen benim büyük projeler almamı engellersen ben nasıl borcumu ödeyeceğim. Ben Güney Kıbrıs’a ISO belgeli su depoları satıyorum Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde. Güney’de aynı meslekte olan 4 firmaya izin verilir. Beşinciye izin vermez Devlet. Biz burda rotasyonelci 30 kişi olduk. Devlet devlet olacak, halkına sahip çıkacak. Üreticiye sahip çıkmazsan Devlet olamazsın. Balık baştan kokar. Bu işlerin bu duruma gelmesinin tek sebebi var; çıkar işleri, koltuk sevdası. 

 

 


“Bu nüfusa göre bu kadar intihar, bu kadar göç, bu kadar borç normal mi?”

 

YD: Alınan ekonomik tedbirler, 2013-15 protokolü hakkında ne düşünüyor sunuz?

 

Dimililer: Alınan tedbirler ne, siz biliyor musunuz? Ben halkın içinden bir insanım. Yeşilırmak’tayken aynı gün Karpaz’dayım. Kıbrıs’ta yaşayan insanlar ne görür biliyor musunuz; fakirleşen, intihar eden insanlar. Borcu olmayan yok. Kıbrıs’ta yaşayan insanlar alım gücü olmayan, nakit gücü azalan, kredi kartı borcu çoğalan, bankalara ipotekleri olan bir toplumun parçası. Bana diyeceksiniz ki sen büyüdün. Büyüdüm ama sor bakayım ne kadar da borcum var. Bu dengeleri biz yaratmadık. Biz gelen talebe göre büyüdük. Şimdi tedbir dediniz, biz ufalmaya başladık ama kolay mı büyüyen bir firmayı aniden küçültmek. O da bir yatırım, o da bir bütçe. Bunları göremiyorlar. Ben devletin bir tedbir alacağına inanmıyorum. Bu iş fiyasko. Benim Devlete güvenim kalmadı. Ay sonu geldiğinde eskiden bir patlama olurdu çarşıda. Şimdi memur taksidini mi ödesin yoksa kırılan döküleni mi tamir etsin. Okuyan bir neslimiz var. Kaç tane mezunumuz var. Hangi işte, kaç paraya çalışacak. İnsanları fakirleştirip intihara teşebbüs ettirme, göçe zorlama bir tedbir ise; ben derim ki siz tedbirinizi aldınız, bizi yok ediyorsunuz. Bu nüfusa göre bu kadar intihar, bu kadar göç, bu kadar borç normal mi? Sen devlet olarak tedbirler alcaksan alacağın tedbirin arkasında duracaksın ve halkın ile alay etmeyeceksin. Resmen bizimle alay ediyorlar. Ekonomimiz büyüyormuş; neye göre? İnsanları batırarak, insanların cebinden paraları alarak, insanları göçe zorlayarak ekonomi mi büyür bu memlekette? Ben de tuttururum istersem bilançomu ama gerçek olmaz. 

 


Bir cümleyle

 

Ekonomi: Karamsarlık

Para: Kazanmak zor

Döviz: İstikrar

Hükümet: Bostan korkuluğu

Sanayi Odası: Yetersiz

Medya: Dedikodu (Kim battı, kimin borcu var)

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 887 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler