1. YAZARLAR

  2. Sinan Dirlik

  3. ONU YİNE BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ…
Sinan Dirlik

Sinan Dirlik

Yazarın Tüm Yazıları >

ONU YİNE BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ…

A+A-


Erdoğan, Cuma namazını müteakkip, habercilere “7 Haziran seçimleri aslında bir umuttu. Ama öyle oldu ki 7 Haziran seçimlerinden sonra arzu edilmeyen çok çok çirkin olaylar oldu. Bunun öncesinde ve sonrasında 6-7-8 Ekim süreci, bu sürecin en talihsiz gelişmesiydi. Öldürülenler Kürt vatandaşlarımızdı, öldürülenler de Kürt vatandaşımızdı. Sokaklara bunları davet eden kimdi? Bölücü terör örgütünü arkasına alan siyasi partinin eşbaşkanıydı. Ama medya ama bazı çevreler çok ciddi destekler verdiler, zaman geldi eline saz verdiler. Farklı bir sürece gidiyor. Yasin Börü atılmak üzere şehit edildi. Buna ülkemizdeki partiler ses çıkarmadılar, gerçekleri görmediler. Arkasından seçim yaşadık.” Sözleriyle yine HDP’yi hedef alan bir açıklama yaptı.

Sözünü ettiği 6-7-8 Ekim olayları ile 7 Haziran seçimleri arasında tam 9 ay vardı ve bu süre içerisinde yaşananlar, elbette açıkça hafızamızı küçümsediği anlaşılan Erdoğan’ın anlattıklarından ibaret değildi.
6-7-8 Ekim’de 50 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar, Kobane’de ölüm kalım savaşı veren Kürtlere askeri yardım ulaştırılması konusunda Erdoğan ve AKP’nin isteksizliği nedeniyle yaşandı.

IŞİD vandalları, binlerce sivilin yaşadığı Kobane’yi kuşattığında yükselen tepkilere “Varsa yoksa Kobane? Stratejik bir önemi mi var Kobane’nin? Nedir bu ısrar?” diyen Erdoğan, Kobane’ye haftalarca askeri desteğin ulaşmasını engellemiş bunun üzerine çıkan protesto olayları şiddete dönüşmüştü. Aynı Erdoğan, aylar sonra “Sn. Obama’ya telefonda Kobane asla düşmemeli dedim” diyerek herkesi şaşırtmıştı da…

Daha da önemlisi, HDP, 6-7-8 Ekim olayları ile ilgili olarak “suçlandığı konuda” Meclis Araştırması yapılması için önerge vermiş ve bu talep, “her nedense” AKP oylarıyla geri çevrilmişti…

Olayların yatışmasının ardından, 7 Haziran’a kadar geçen sürede neler olduğunu da kısaca hatırlayalım.
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve AKP Hükümetinin yetkilileri, HDP’li vekiller ile birlikte 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’de bir basın toplantısı düzenleyerek tarihi bir mutabakata imza atıldığını ilan etmişlerdi.

10 maddelik mutabakatta, Öcalan’ın çok yakın zamanda PKK’ye silah bırakma çağrısı yapacağı da müjdeleniyordu.

Nitekim 28 Şubat sonrasında, ayrıntılarını kısmen ve sonradan öğrenebildiğimiz gelişmeler doğrultusunda 21 Mart Diyarbakır Newroz’unda okunan Öcalan’ın mektubunda “silahlı mücadelenin anlamını ve gerçekçiliğini yitirdiği, PKK’nin en kısa zamanda kongresini toplayarak resmen silah bırakması için çağrı” da yapılmıştı.

Ekim ayından Nisan ayına kadar ülkede neredeyse tek bir şiddet olayı yaşanmadı. Sonrasında yaşanan şiddet olaylarının da sorumlusu değil, hedefi olarak HDP seçildi… HDP binalarına, seçim ofislerine saldırılar düzenlendi. Ağrı’da çatışma ortamı yaratıldı. Diyarbakır’da HDP mitingine yapılan bombalı saldırıda 4 kişinin ölümü, yüzlerce insanın yaralanmasıyla sonuçlanan bir katliam girişimi gerçekleşti.

“Kürt sorununun teminatı benim” diyen Erdoğan, günü geldi “Ne Kürt sorunu? Kürt sorunu mu kaldı?” diyerek 7 Haziran seçimleri öncesinde “sahaya indi” ve doğrudan doğruya HDP’yi ve Demirtaş’ı hedef aldı. HDP’nin barajı aşma ihtimali yükseldikçe, Erdoğan dozu artan sertlikte ifadeler kullanmaya, nihayetinde “Verin 400 milletvekilini bu işi huzur içinde çözelim” demeye kadar götürdü…

Seçmen Erdoğan’a istediği 400 milletvekilini vermediği gibi, 7 Haziran’da darbe anayasasının %10 barajını paramparça ederek HDP’yi 80 milletvekili ile parlamentoya soktu. HDP’nin %13 oyla barajı parçalaması ülke genelinde iyimser bir hava oluşturdu ama bu iyimser hava çok kısa sürdü. Erdoğan kısa bir sessizlikten sonra hükümeti kurma görevini verme konusunda ayak direyeceğinin sinyallerini vermeye başladı. Nitekim anayasal limitleri sonuna kadar zorlayarak Hükümet kurulması için gerekli 45 günlük süreci olabildiğince geç başlattı. Fakat bu arada koalisyon fikrinden hoşlanmadığını da sıkça ifade etmekten geri kalmadığı gibi HDP ye duyduğu öfkeyi daha da sertleşerek göstermeye başladı.

20 Temmuz günü Türkiye’yi sarsan Suruç katliamı ile adeta düğmeye basıldı.  Kobane’ye oyuncak ve insani yardım götürmek için yola çıkan sosyalist gençlerden 33’ü Suruç’ta bombalı eylemde katledildi.

Hemen ardından da PKK ve DHKP-C eylemleri ardı ardına gelmeye başladı. Bianet’in araştırmasına göre 20 Temmuz- 20 Ağustos tarihleri arasında 55 sivil, 32 PKK mensubu, 23 astsubay-uzman çavuş, 12 er, 16 polis, 2 korucu olmak üzere 18 ilde toplam 140 kişi hayatını kaybetti. Kontrolden çıkan şiddet, doğusundan batısına tüm Türkiye’yi sararken en çok henüz 20’li yaşlarında toprağa düşen gençlerin anaları, babaları, sevdiklerinin yüreğine ateş düşürüyor.

Hâlâ önemli bir kesim için “Kürt terörist” kalıbı geçerliliğini korusa da, devletin her zaman doğru söylemediğine dair çok fazla bilgi birikti kamuoyunun hafızasında. Bütün mesele, devlet ve AKP propaganda aygıtının bulandırmaya çalıştığı bu hafızayı sarmak ve silkelemek için hızlı davranmakta ve tabii şiddet karşısında, ölümler karşısında “seçici” davranmamakta…

Üniformasına, etnik kimliğine bakmadan ölen her can için aynı tepkiyi gösterip, silahların susması için bütün taraflara aynı kararlılıkla, aynı çağrıyı yapabilmek, ölüleri ayırmamak, ister devlet, ister örgüt şiddetine karşı açık ve net mesafe koymak, AKP ve Erdoğan’ın tüm hesaplarını boşa çıkarabilmenin tek yolu…

Cuma namazını müteakip, mikrofonlara hafızamızı küçümsercesine beyanat veren Erdoğan, yine anayasa limitlerini zorlayarak tamamlanan 45 günün ardından, demokratik teamülleri tanımadığını da ilan edercesine hükümeti kurma görevini ana muhalefet liderine vermeyeceğini ve ülkeyi 1 Kasım’da seçime götüreceğini açıkladı.

PKK şiddetine en fazla karşı olanlar bile “durup dururken” oluk oluk akmaya başlayan kanın ardında sadece ve sadece “verilmeyen 400 vekil” olduğunu biliyor. Bunu ülkenin dört bir yanındaki asker ailelerinin cenaze törenlerindeki çığlıklarından, sokakta durup konuştuğunuz insanlara, taksi şoförlerinden berberlere kadar herkes kabul ediyor artık: Vereydik 400’ü, almayacaktık evlatlarımızın ölüsünü!

Şimdi muhtemelen yine sesi kısılana kadar çıkacağı memleketle kucaklaşma turlarında “Size 400 vekili verin bu işi huzurla çözelim demiştim, dersinizi aldınız mı bakayım? Bu kez verecek misiniz 400’ü” demeye hazırlanıyor…

Keşke şimdiden belli bir sonuç için onca zahmete, onca masrafa girmese…  Zira onu yine başkan yaptırmayacağız!...

 

Bu yazı toplam 4473 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar