1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Onu en çok Türkiye sevdi…
Onu en çok Türkiye sevdi…

Onu en çok Türkiye sevdi…

Kıbrıslıların kaderini değiştirdi Türkiye onu çok sevdi Dünya ona saygı gösterdi Hani evdeki baba vardır ya; kah seversin, kah kızarsın. Sevaplarını bilirsin, hatalarını ve zayıflıklarını da. Düşüncelerin farklıdır, geleceğe dair hayallerin de, ama ata

A+A-

 

 

 

Kanunname: Tarih, milletlerin tarlasıdır. Her toplum, geçmişte ne ekmişse gelecekte onu biçer. (Voltaire)

 

Onu en çok Türkiye sevdi…

 

Kıbrıslıların kaderini değiştirdi

Türkiye onu çok sevdi

Dünya ona saygı gösterdi

Hani evdeki baba vardır ya; kah seversin, kah kızarsın. Sevaplarını bilirsin, hatalarını ve zayıflıklarını da. Düşüncelerin farklıdır, geleceğe dair hayallerin de, ama atadır işte saygı duyarsın. Yaşamında özel bir yeri vardır.

İşte altmış kusur yıldır Kıbrıslıtürkler’in kaderini direkt etkileyen lider Rauf Raif Denktaş Kıbrıslıtürkler için öyle biriydi. Her beş yıl bir kuşaksa eğer tam on iki farklı kuşağı etkileyen kendi yolunda bir önder. Kimisi onu taparcasına sevdi, kimisi ise ömür boyu eleştirdi.

Milliyetçilik akımlarının dünyada pik yaptığı bir dönemde doğdu. Döneminden etkilendi. Rum milliyetçiliği ile de karşılaşınca koyu bir Türk milliyetçisi oldu. Kıbrıslıtürklerin liderliğine Türklük adına soyundu, kitleleri peşinden sürükledi. İnandığı dava uğruna yaşamını adadı.

Safkan Kıbrıslı bir Türk olsa da Kıbrıs’ı hiç bir bütün olarak algılamadı. Davası hep taksim ve Türkiye’ye bağlanmak oldu.

Dünya ona hep saygı duydu. Politik zekâsına, davasına olan tutkusuna, istikrarlı duruşuna ve lider özelliğine. Kurduğu devleti kimse tanımasa da dünya Kıbrıslıtürkleri onunla tanıdı.

Ve Türkiye; Belki de en çok Türkiye ve Türk halkı sevdi onu. Kıbrıs Türkiye’nin milli davasıydı ve onun adadaki en güçlü savunucusu Rauf Raif Denktaş’tı. O da Türkiye’yi çok sevdi. Türklük adına çalıştığını hiç inkar etmedi. Kendi halkı çözüm uğruna ona sırtını döndüğü günlerde bile, teselliyi Anadolu halkına derdini anlatmakta buldu.

Rauf Raif Denktaş: hiç kuşkusuz gerçek bir liderdi. Babalarımızın büyük çoğunluğunu  peşinden sürükledi. Zeki, çalışkan, üretken ve en önemlisi içimizden biriydi.

Atatürk’e hayrandı ve 1924 doğumlu bir cumhuriyet çocuğuydu. Keşke o da Atatürk gibi düşmanlarını yurttan kovduktan sonra onlarla barışmayı deneseydi. Savaştan hemen sonra adadaki ayrışma henüz bu kadar derinleşmeden çözümü zorlasaydı. O da Atatürk gibi barış adına gerekirse taviz verseydi. Keşke son nefesinde Rum tarafına “KKTC bağımsız bir devlettir” diye seslendiği gibi, Türkiye’ye de KKTC’nin bağımsız olduğunu haykırabilseydi.

Hatalarını ve sevaplarını da bilerek biz Kıbrıslıtürkler onu sevdik ve saygı duyduk. Ruhu şad olsun. Başımız sağ olsun.


 

Bir anı:

Kemal Yamak’ın anılarını anlattığı “Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler” adlı kitabında Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Raif Denktaş’a dair bir anı:

1973’de Türkiye’de Özel Harp Dairesi başkanı olan tümgeneral Kemal Yamak anlatıyor:

Kıbrıs cumhurbaşkanlığı (antlaşmalara göre muavinliği) seçimleri yaklaşıyordu. Artık Sayın Doktor Küçük’ün bu görevden ayrılıp, Sayın Denktaş’ın bu makama gelmesi gereğine inanıyorduk. TMT adına biz ve Dışişleri ilgilileri aynı kanaatteydik. O dönemde de Türk Mukavemet Teşkilatı’nın desteklemediği bir adayın seçimi kazanması da zaten mümkün değildi.

Rahmetli Doktor Küçük Türkiye’ye gelmişti. Kimlerle neyi görüştüğünü bilemiyorum. İkinci gün, daireye ziyaretime geldi. Konu cumhurbaşkanlığına adaylığıydı.

Yeniden cumhurbaşkanı olmayı arzuluyor, bununla ilgili gerekçelerini sıralayıp hizmetlerini, katlandıklarını dile getiriyor ve “Bir dönem daha” diyordu.

Konuşmalardan anladığıma göre Dışişleri topu bize atmış ve “Genelkurmay” demişti. Biz teklifimizi sunmuş, komutanlığın kararını almış ve bu görüşmeye hazırlanmıştık.

Rahmetli Dr. Küçük’ün söylediklerine ben de katılıyor, hizmetlerini biliyor gerekçelerinde doğru olabileceğini vurgulayarak diyordum ki: “Nöbet devri zamanı geldi, siz davanın bayrak ismisiniz. Bayrak elinizde olarak ayrılınız ve Denktaş’a imkan veriniz, onun değerini siz bizden daha iyi ve daha yakından biliyorsunuz. Takdir ettiğinizi de biliyorum. Seçimler olaysız olmalı. Sonuçta toplum bir liderin etrafında, bir yumruk gibi birleşmiş bulunmalı. Bu büyüklüğü siz gösteriniz.”

Bu münakaşamız, tam dört buçuk saat sürmüş, rahmetli bu süre içinde iki paket sigara ve tahminen yirmiye yakın çay ve kahve içmişti. Sonunda bir soru sordu: “Bütün bunlara rağmen seçimlere girersem ne olur?” Cevabım, “Büyük bir ihtimalle kazanamazsınız. Ortam bunu gösteriyor” şeklinde oldu ve ekledim: “Kendiliğinden görevi cemaat liderine devretmiş bir cumhurbaşkanı olarak ayrılmak, sizin tercih ve takdirlerinize bağlıdır Sayın Küçük. Bu takdir sizindir.”

Tereddütlerini hissediyordum, devam ettim: “Toplumunuz sizi her zaman davanın bayraktarı bilecek. Size karşı minnet ve şükran duygularını hep yaşatacak. Hem Türkiye, hem de Kıbrıs’ta saygın yeriniz titizlikle korunacaktır. Lütfen bu görüntünüzü zedelemeyiniz.” Rahmetli, bir an daha düşünmüş ve adeta rahatlamış gibi, “Peki paşam, anlaşıldı, galiba bu konuda karar verilmiş bulunuluyor. Benim de bu karara uymam gerektiğine inanıyorum. Seçimlere girmeyeceğim. Şimdi son kahveyi söyle, içip gideyim” demişti.

 

Rauf Raif Denktaş, Dr. Fazıl Küçük, Ümit Süleyman Onan

 


 

 

Karikatür Serkan Sürek

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1664 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler