1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ÖNSÖZ VE SONSÖZ ARASI İÇİN ELEŞTİRİ
ÖNSÖZ VE SONSÖZ ARASI İÇİN ELEŞTİRİ

ÖNSÖZ VE SONSÖZ ARASI İÇİN ELEŞTİRİ

Gürgenç Korkmazel: Söz konusu kitap, geçen ay çıkan, Leyla Kıralp’ın Kaybolan Gökkuşağımız. Öncelikle şunu söylemeliyim. İyi niyetli, insancıl ve öteki’yi sevme üzerine kurulu bir kitap

A+A-

 

 

 

(İYİ NİYET-KÖTÜ SONUÇ: KAYBOLAN GÖKKUŞAĞIMIZ-LEYLA KIRALP)

 

Gürgenç Korkmazel
gurgench@yahoo.co.uk

 

 

Uzun bir süredir, şair ve yazar kadınları daha çok okuyorum (Anna Ahmatova, Venus Khoury-Ghata, Elizabeth Bishop, Colette, Ann Smith, Lale Müldür, Sema Kaygusuz…) Çevreyi algılayış biçimlerini, üsluplarındaki sevecenliği, yumuşaklığı ve şiirlerinde, yazılarındaki ayrıntı zenginliğini seviyor, çok şey öğreniyorum onlardan. Cinsiyet ayrımcılığı değil bu, böyle bir fark gerçekten de var. Ve her fırsatta dediğim gibi, ben şahsen inanıyorum ki geleceğin şiirini ve öyküsünü şair kadınlar, yazar kadınlar yazacak.  

 

Dünya edebiyatını takip etmeye çalışıyorum, daha önce de yazdığım gibi, ama yaşadığım adada üretilenler konusunda daha çok heyecan duyuyorum. Yayımlanan kitapları yakından takip ediyor ve ilgi alanlarıma girenleri, okunacak durumda olanları alıyorum.

 

Son dönemde, üst üste beş tane İngilizce öykü kitabı okudum. Sağ olsun Ruth Keşişyan indirim zamanlarını haber veriyor, Muflon Kitapevine gidip 1 veya 2 Euro’ya çok güzel kitaplar alabiliyorum. Benim için İngilizce okumak çoğunlukla yokuş yukarı çıkmak gibidir (dönem dönem yokuş yukarı çıkmayı da özlüyorum, istiyorum.) Oysa Türkçe okumak iniş aşağı koşmak gibidir. İşte, burada söz edeceğim, daha doğrusu eleştireceğim kitabı böyle bir dönemden sonra okudum. İniş aşağı koşmak gibi olmalıydı, ama değildi. Üstelik de sadece 104 sayfaydı.

 

Söz konusu kitap, geçen ay çıkan, Leyla Kıralp’ın Kaybolan Gökkuşağımız. Öncelikle şunu söylemeliyim. İyi niyetli, insancıl ve öteki’yi sevme üzerine kurulu bir kitap. Evet, takdir edilmesi gereken soylu bir amaç. Yalnız, iyi niyet, insancıllık, öteki’yi sevmek kendi başına iyi bir kitap yazmak için yeterli değildir. Anladığım kadarıyla genel kanı şu, yaz, nasıl yazsan olur, önemli olan mesajdır.      

 

Yazmak için illa ki edebiyatçı ehliyetine sahip olmak gerekli değil. Her isteyen, her istediğini yazabilir. Yazmanın birçok yararı var yazan için. Bunu bilmeyen yok. Yalnız, sadece kendin için değil de başkaları, bir topluluk veya toplum için yazmak, bunu kitap haline getirip yayınlamak büyük bir sorumluluktur. İşte bunu idrak edemiyor bu ülkede kitap yayımlayanların çoğu.  Nüfusu göz önünde bulundurunca, çok yazılıyor çiziliyor, ama iyi edebiyat, iyi kitap, iyi sanat o kadar az ki!!!    

 

Hikayeler ve anlatılar var Kaybolan Gökkuşağımız’da, hatta Hurmanın Hüznü başlıklı bir tane de şiir yazmayı denemiş Leyla Kıralp. Hikayelerin, anlatıların derdi, barış, dostluk, kardeşlik, ve bunun gibi şeyler. Cinayeti, tecavüzü, savaşı, göçü konu seçmiş kendine. Bunlar çok zor konular – demir leblebi. Bunların hepsi de yaşandı yakın zamanda bu adada. Elde bol malzeme var yani.  Söz konusu kitapta Leyla Kıralp kendi ağzından veya başkalarının ağzından olayları, olanları, durumları, duyguları, insanları vesaire anlatmış. Tabii ki sıradan değil geçmişte veya bugün yaşananlar, gel gör ki o kadar sıradan bir biçimde anlatılmışlar ki sıkılıyor insan okurken.

 

Leyla Kıralp yazdığı metinlerde dostluğun ve kardeşliğin nasıl olması gerektiğini göstermeye çalışmış bize, ama bunu yaparken de parmağını gözümüze sokmuş. Yazılması gerektiği gibi yazılmayıp da, böyle acele ve üstünkörü yazılınca, barışı ve dostluğu bayağı, ucuz gösteren, zorlama, şişirme metinler ortaya çıkmış.

 

Kitapta en kayda değer metinler, önsöz ile sonsöz. İçtenlik ile sahicilik arasındaki fark kapanıyor bu metinlerde. Leyla Kıralp meramını başarısız kurgu denemeleri ile değil de, dağınık ve gelişigüzel yazılmış olsalar da, kendi anılarını anlattığı, çocukluğuyla ilgili ayrıntıları içeren parçaları belge olarak işleseydi çok daha iyi bir sonuç elde edebilirdi.  

 

Leyla Kıralp’ın hikaye adı altında yazdıklarını okuyunca, yeterince hikaye, öykü, anlatı okumadığı belli oluyor. Okusaydı – ki okumak da kendi başına yeterli değil, ‘ne’den çok ‘nasıl’ üzerine düşünseydi, kafa patlatsaydı, uykuları kaçsaydı sonuç farklı olacaktı.

 

Neden mi yazma gereği duydum bunları. Kitap yazan ve yayınlamayı düşünenler bu işi daha ciddiye alsınlar, acele etmesinler, ön-hazırlık, ön-çalışma yapsınlar, en önemlisi de, ne yazmak kadar nasıl yazmak gerektiği ve yaratıcılık üzerine düşünsünler, daha çok düşünsünler diye söylüyorum bunları. Bir yazar olarak benim sorumluluklarımdan biridir bunu söylemek.  

              

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 917 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler