1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ONKOLOJİ, ÇOCUKLAR VE SEVGİ KUCAĞI
ONKOLOJİ, ÇOCUKLAR VE SEVGİ KUCAĞI

ONKOLOJİ, ÇOCUKLAR VE SEVGİ KUCAĞI

Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserlerle Savaş Vakfı Başkanı Nüket Gündüz adres Kıbrıs’a konuştu

A+A-


Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserlerle Savaş Vakfı Başkanı

Nüket Gündüz adres Kıbrıs’a konuştu

 

Stella ACİMAN


Önümüzdeki hafta Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nin Çocuk Onkoloji Bölümü’nün ek odaları, Sağlık Bakanı Sayın Dr. Ahmet Kâşif tarafından hizmete açılacak. Yaklaşık iki sene süren yapım aşamasında, engellerle karşılaşan ama asla yılmayan duyarlı, özverili ve çalışkan insanların bir zaferidir bu! Bitiş aşamasında odalardaki eşyaların tozunu alan kanser hastası Dilan’ın, hasta çocukların eli iş tutan ana-babalarının, orayı bir sevgi kucağına çeviren Dr. Dilek Birgen ve hemşirelerinin zaferidir bu!  Maddi desteklerini esirgemeyen duyarlı kuruluşların ve kişilerin zaferidir bu! Ve bu önemli projeyi hayata geçirerek hasta çocuklara taze bir nefes veren Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı’nın zaferidir bu!

 

Çocuk onkolojisi bölümünü genişletmeye neden karar verdiniz?

Hepimizin dileği hasta çocuklar olmasın ama çok da güvenilir istatistikler elimizde yok. Biz hep bunu kayıt altına almak istedik ama sadece onkoloji bölümünde yatan, doktorların kayıt altına aldığı raporları biliyoruz. Bir takım çocuklarda yurtdışında tedavi görüyorlar. Hastaneden geçmediyse bizde de kaydı olmuyor maalesef. Devletin de bir kayıt sistemi yok. Kanser kayıt diye bir sistemden söz ediliyor ama maalesef çok güvenilir, elle tutulur bir sistem değil. Bu hastalıkta çocukların sistemi sıfırlanıyor. Çocukların hastaneye kemoterapi, radyo terapi ve diğer tedavileri için yattığı bölüm onkoloji. Biz vakıf olarak orayı, çocuk bölümünden ayırarak hasta çocukları iki odanın içine izole ettik. Bu çocuklar o iki odada yiyor, aile ziyaretlerine maruz kalıyor ve tedavisini alıyor. Ben bir defa çocuğun koltuk üstünde oturarak tedavi aldığını gördüm ve şoklarımı yaşadım. Çünkü bu değil çocuklarımıza yakıştırdığımız tedavi şekli. Ana hedeflerimizden biri, çocukların Kıbrıs’ ta en çağdaş ve sağlıklı hizmeti almasıydı.  Biz baş koyduk bu yola. Bir buçuk yıl önce aynı odada kemoterapi alan üç çocuk anneleriyle aynı odada kalıyordu. Açılacak iki oda için 2 yıl mücadele ettik. 2 yılın sonunda Sayın Bakan, iki yıl önce kürsüden o iki odanın bize verileceğini duyurdu. Biz o günden beri mehter takımı gibi iki öne bir geriye giderek mücadele ettik. ‘Soldan iki oda’ dediler, olmadı! ‘Sağdan iki oda’ dediler, olmadı!  Maalesef, biz devletten maddi katkı istemediğimiz halde engellere takıldık. Burada bir takım gönüllü ve profesyonel insanlarla çalışıyoruz. İstediğimiz yerde miyiz? Hayır, ama bu bir süreçtir ve adım adımdır. Biz duygu sömürüsü yapmadığımız için suçlanan bir vakıfız. Ama hiçbir zaman da yapmayacağız. Hastalarımızı ve hasta yakınlarımızı kullanmayacağız.

 

Yani amaç çocuklara daha rahat bir ortam sunmak…

Evet, amaç daha steril, huzurlu bir ortam yaratmak. Bu hastalıkta onları ne kadar mutlu, ne kadar steril ne kadar yeni sistemlerle tedavi edersek, onların da bu hastalığı yenme oranları artıyor.

Finans olayını nasıl çözümlediniz?

Bizim az da olsa aylık bağışlarımız var. İngiliz örgütlerinin dikkatini çektik ve onlardan da ihtiyaçlarımız doğrultusunda yardımlar alıyoruz. Mesela son olarak çocuk bölümüne ventilasyon aleti bağışladılar. Little Society adlı bir grup var… Dolayısıyla biz arkamızdaki isimlere de güvendik. Bu iki odaya vakıftan 40bin TL harcandı. İki odanın iç döşemesini Limasol Türk Kooperatif Bankası ve Children in Need Foundation yaptı. Bunların yanı sıra 1982 LTL mezunları, Foder, Ögeler Co. Ltd, Rönesans Avize, Dimed, Sezer Köröğlu LTD. Şenol Gültekin İnş., Arangül İnş ve Hasgim Ltd. adlı kuruluşlar, küçük küçük yardımlarıyla bu odaların yapımına katkı koydular.  Zaten biz topladığımız her kuruşu bu çocuklar için harcıyoruz.  

Şeffaf bir vakıf mısınız? 

Biz vakıf olarak çok şeffafız, çok açığız. Nasıl ki, yardım etmek bir sosyal sorumluluksa onun hesabını da sormak bir sorumluluktur. Buraya gelenlerin bize ‘ne kadar para topladınız, ne kadar yardım ettiniz?’ diye sormalarını bekleriz. Her ay hesaplarımız son kuruşuna kadar çıkar. Vâkıfa kim isterse gelebilir, dosyalarımız burada. Lütfen bize hesap sorsunlar. Çünkü çok yere bağışlar yapılıyor ama insanlar bu paraların nerelere gittiğinin hesabını sormuyorlar,  Yanlış mı kullanılıyor… Hayır, orada değilim ama bu hesabın sorulması gerekir diye düşünüyorum.

Şu anda kaç tane kanser hastası çocuk var

Şu anda bizde kayıtlı 50’nin üzerinde çocuk var.

En küçük hasta çocuk kaç yaşında?

Ne yazık ki dört aylık…

Yurtdışında tedavi gören hastanız var mı?

Şu anda dört hastamız var, Ankara’da tedavi görüyorlar. Bu çocukların ailelerinin oradaki ev kiralarını biz vakıf olarak ödüyoruz.

Tamamen bağışlarla…

Tabii ki bağışlarla, hiç devlet yardımı yok. Zaten biz vakfın kuruluşunu, kurucu üyelerin yaptığı bağışlarla başlattık. 3 yıl kirada kaldık, sonra Vakıflar İdaresi’nden bu binayı aldık. Bu binanın yenilenmesinin bir kısmını Vakıflar İdaresi, bir kısmını da biz yaptık. Biz böyle eski bir Kıbrıs evini ortaya çıkardığımız içinde ayrıca gururluyuz.

Bu hastalığın tedavisi pahalı, bir vakıf olarak sadece bağışlarla bu yükün altından nasıl kalkıyorsunuz?

Bildiğiniz gibi bu çocuklar yurtdışına devlet sevkiyle gidiyor. Dolayısıyla çocukların orada doktorları var. Buradaki doktorla oradaki doktorun da diyalogu var. Bizim de zaman zaman yaptığımız seminerlerde tanıştığımız doktorlarla işbirliğimiz var. Bu arada vakıf kurulurken Hacettepe’nin değerli hocalarının da imzaları var. Dolayısıyla onlarla da diyalogumuz var.

Hastayı sevk zamanı aileye nasıl bir yardımda bulunuyorsunuz?

Her sevk alan hastaya öncelikle 500TL veriyoruz. Ama her daim onlarla temas halindeyiz. Onlar bilirler ki başları sıkıştığında; mesela bir emar çekilmesi lazım ve hastanın sıra beklemesi gerekiyor. Ama kanser hastasının sıra bekleme gibi bir lüksü yoktur. Bize telefon ediyorlar, biz onların hesap numaralarını alıyoruz ve hemen ne kadar gerekiyorsa fatura ile ibraz edilmek şartıyla parayı gönderiyoruz. Mesela bir sene önce kaybettiğimiz Narin’imizin ailesi, bir takım iğnelerin olduğunu öğrenmişler. O iğnelerin tanesi 1000TL idi. Biz, Narin’e o şansı vermek istedik ve vakıf olarak üstlendik. Yani bizim yardımlarımız kişiye, duruma göre değişiyor. Kasamızda para olduğu sürece bu çocuklar için harcıyoruz.

Aşağıda oksijen tüpleri, hasta yatakları, tekerlekli sandalyeler gördüm, nerelerde kullanıyorsunuz bu araç gereçleri?

O araçları terminal döneme giren erişkinler için kullanıyoruz. Bir mobil aracımız ve hemşiremiz ve bir gönüllü doktorumuz var. Sağlık Bakanlığı ile protokolümüz var.

Terminal döneme giren hastaların tedavileri kesilmiştir, tıbben yapılabilecek bir şey kalmamıştır artık. Orda amaç nedir? Hastayı kaliteli, ağrısız, sızısız yaşatmaktır. Onlara yardımcı olacak yatak, koltuk değneği, tekerlekli sandalye gibi araçların hepsi bizde mevcut. Bu durumda olan hastaların evde bakımları için broşürler hazırladık ve hastaneye verdik. Ama zaman zaman nedense bu broşürlerimiz ortadan yok oluyor, nedenini ise çözemedik.

Evde hizmet verdiğiniz kaç hastanız var?

Şu an beş hastaya evlerinde hizmet veriyoruz.

Her yıl yaptığınız gezilerden söz eder misiniz?

Çocuklarımız tedavi süreçlerinde ailelerinden kopuk dönemler yaşıyorlar. Bu durum manevi yönden çocukları yıpratıyor. Biz de düşündük; ‘biz bu ailelere ve çocuklarına ne gibi bir hediye verebiliriz?’ diye. Bu çocuklara yılda iki kez yurtiçinde aileleriyle tatil imkânı vermeye karar verdik. Keşke yurtdışına da götürebilsek ama dediğim gibi aileleri çocuklarından koparmak istemiyoruz, birlikte olsunlar istiyoruz. Bir de kendileri gibi olan çocuklarla ve ailelerle bir sosyal paylaşım olsun istedik. ‘Ben yalnız değilim benim gibi başka çocuklar da var’ diye düşünsünler ve sağlıklı çocukların da olduğunu görerek onlarla bir şeyler paylaşabileceklerini görmelerini istedik. En son Malibu Otel’deydi çocuklarımız. Finansmanını ise Girne’den John adında bir İngiliz arkadaşımız yaptı.

Yabancılar çok duyarlı oluyorlar değil mi?

Daha bonkörler diyelim… John çok değerli bir insan ve hep çocuklarla uğraşıyor. Mesela Güney Amerika’ya gidiyor. Oradaki çocuklarla haşır neşir oluyor. ‘Ben İngiltere’deki işimi kapattım, bir miktar paramı Kıbrıs’a getirdim çocuklara harcamak için’ diyor. ‘Burada doğru işler yaptığınız için bu para çocuklarındır, ne zaman doğru işlerin olmadığını görürsem parayı başka ülkenin çocuklarına götürürüm’ diyor.

Siz neden bu vakfı seçtiniz?

Kemal kızımın yaşıtıydı ve aile dostlarımızdı. Çok etkilendik doğal olarak ama oturup ağlamak çözüm değildir diye düşünürüm daima. Çözüm bunu başka çocuklara yaşatmamaktır. Çözüm;  ne kadar az çocuğa yaşatırsak bu hastalığı veya hasta çocukları  hayata nasıl bağlayabilirsektedir… Biz böyle bir misyon yüklendik

Bu ortam sizi nasıl etkiliyor?

Bizim işimiz kolay değil ama biz mütevelli heyeti olarak içerideki bölümdeyiz, dolayısıyla daha az etkileniyoruz. Esas kahramanlar içeride çalışanlar. Başta Genel Koordinatör’ümüz Gediz Hanım olmak üzere vakıf personelimiz her gün ordadır. Onlar hem çocuklarla oynuyorlar, onların ihtiyaçlarını gözlemliyorlar, ailelerle sohbet ediyorlar. Psikologumuz Selen Hanım her hafta orada. Bizler duygularımızı geri plana atmaya çalışıyoruz ki işimizi etkilemesin. Duyguların ön plana çıktığı yerde verim azalır ama insanız tabii ki. Kırılma ve isyan noktalarımız oluyor. Sizler bizleri takip ediyorsunuz, biz güzelliklerle ortaya çıkmaya çalışıyoruz. ‘Yandık, tutuştuk, bittik, ülke bitti, bu çocuklar çok hasta dememeye çalışıyoruz.’  Biz bilimsel olarak bunu nasıl başarabiliriz, hastalıkları nasıl daha aza indirebiliriz?  Bunlarla uğraşıyoruz.

Kıbrıs’ta kanser haritası var mı?

Biz bu haritanın çıkmasını çok istedik. İki sene önce Sağlık Bakanlığı bir araştırma sonucunu yayınladı. Bu raporun sağlıklı bir araştırma sonucu olduğuna inanmıyorum. Erken tanı bölümünü kurduk, Türkiye den uzman insanlar geldi, ellerindeki olanaklarla bir şeyler yapmaya çalıştılar. Sonuçta işin içine politika girdi.

Vakıf olarak gelecekle ilgili ne gibi çalışmalarınız var?

Çevre sorunlarına dikkat çekmek istiyoruz. Yakın gelecekte çevre örgütleriyle birlikte çalışmalar yapmak istiyoruz. Özellikle gıda ve kanayan yaramız Teknecik Santralı ve Dikmen Çöplüğü sorunlarını ele almak istiyoruz.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Ben buradan Çocuk Onkolojisi’nin doktoru Dilek Birgen olmak üzere, tüm doktorlara ve hemşirelerine gösterdikleri duyarlılık, özveri ve çalışmalarından dolayı çok teşekkür etmek istiyorum.  Onlar doktor ve hemşire değil, birer melekler.  Bu insanlar çocuk onkolojide bir sevgi yumağı oluşturdular ki çocukların da en çok sevgiye ihtiyacı var.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 611 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler