1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Önce batır sonra sat…
Önce batır sonra sat…

Önce batır sonra sat…

Satamazsan, uzun vadeli kirala… Bu “Alışveriş” furyası yeni başlamadı… Yeni başlamadı ama artık yalnızca “veriş” kısmı yürürlükte… Bunda tek suçlu “alan” taraf değil elbette… “Kaz gelecek

A+A-

EKİN GÜNDEMİ

 

Önce batır sonra sat…

 

Satamazsan, uzun vadeli kirala…

Bu “Alışveriş” furyası yeni başlamadı… Yeni başlamadı ama artık yalnızca “veriş” kısmı yürürlükte…

Bunda tek suçlu “alan” taraf değil elbette… “Kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyen” den  tavuğu sorgusuz sualsiz alır; sonra da keser yersen; o da senin kazları götürür böyle, sorgusuz sualsiz...Yaklaşık dokuz yıl önce yazdığım, “HERŞEY SATILIK / MI?” başlıklı yazıma şu satırlarla başlamıştım:

 

Bir tekerleme vardı çocukluğumuzda:

“Yağ satarım, bal satarım

  ustam öldü ben satarım

  ustamdan da iyi satarım…”

Kapitalizmin “HER ŞEY SATILIK/TIR” ilkesini bize öğreten bu tekerleme, oyundaki rakiplerimizi(düşmanı) uyutup/kandırıp OYUN’u kazanmamızı sağlamak amacıyla söylenirdi…

O zamanlar, ne böyle marketler vardı… ne de yolboyu uzanan mağzalar… Köylü insan fazla bir şey satmazdı… Fazla birşey almadığı gibi…

Dedem, kaburgalarını kıran bir tosunu satacak diye bir hafta yas kurmuştu nenem…

Dedem, “Ne sızlanıp durun be kadın; sanki da onurumuzu, namusumuzu satıyoruk… nerdeysa geberdeceğdi beni beytambal…” dediğinde anlamıştım, satılmaması gereken şeylerin varlığını…

Büyüdükçe nelerin satılamayacağını; nelerin satın alınamayacağını daha iyi kavradım…

İnsanın onuru, namusu, özgürlüğü, kalemi bunların başında gelir… Ne alınır ne satılır(dı)… Bunun tersi, bizzat insanın alınıp satılan bir mala dönmesi demekti…

Oysa, herşeyin alınıp satılabileceği mantığından yola çıkan kapitalizm insansızlaştırma, kültürsüzleştirme, politikasızlaştırma, inançsızlaştırma” belgileriyle biçimlendirdiği neo-globalist evresinde, emeğin metalaştırılmasını çoktan aşıp; insanın bizzat kendisini metalaştırma çabasına girişmiştir.”

O günlerden bu yana neler satılmadı ki?

Salı günkü köşe yazısına, “Mafyamız Da Elden Gitti!” başlığını atmıştı, sevgili Aysu Basri… ve nerelere geldiğimizi şu anlamlı cümlelerle özetliyordu:

         “Burada acı olan siyasetin ne kadar kirlendiğidir. Hükümetler kurup, hükümetler deviren, Cumhurbaşkanlığı seçimleri dahil ülke seçimlerinde bizzat varlıklarıyla, paralarıyla tercih yapanlar, yönetiyor aslında siyaseti.

         Ama bu yönetimde de parası ve gücü olan söylüyor, son sözü.

         Kasino tartışmalarında şimdilik son sözü, büyükler söylüyor gibi görünüyor. Yoksa hükümet arkasında belli bir güç hissetmese, bir gecede kimseyle tartışmadan, 4 katlık bir artış kararı alamaz.

         Burada temel anafikirlerden biri de bu ülke turizmini, eğitim sektörünü teker teker yitirirken, yerli sermayesini daraltırken, artık yerli mafyasını da kaybettiğidir!

         Seçimlerde para dağıtan, milletvekili transfer edip parasını da ödeyenler şimdi daha fazlasını yapanlar karşısında çok söz söyleyemiyor.”

İnsanın, “kendi düşen ağlamaz!” diyesi geliyor ama; bu satılığa çıkmış; hurda gemide biz de yaşıyoruz… Bu her yanı farelerce istila edilmiş; kemirilip, delik deşik edilmiş (dağlarımızdaki ve kıçımızdaki delikleri durmadan genişletenlere bu kadar DELİK yetmemiş olmalık ki şimdi bir de TÜNEL’den söz ediyorlar…) yarım adamızda, satılacak bir şey kalmadığı zaman başımıza neler gelecek hiç düşündük mü?

Bunu düşünmenin zamanın, çoktan geldiğini; hatta geçtiğini dillendirenlerin sayısı az değil…  Ama, bu güne kadar işaret edilen ÇIKIŞ YOLLARI’nın; işe yaramadığı; mesleki (Ya da sektörel) çıkarları korumayı öne çıkaran; Irkçı, sızlanmacı; gocagarı şeyettikten sonra aklı başına gelen bir tutum izlendi…

KTHY ve DAÜ’de yaşananlar,  bu EDİLGEN tutumun en açık örnekleridir… Bazı işinsanlarımızın DAÜ’yü devralma girişimi de bence bu “geç kalmış, edilgen çıkışlardan” biriydi…

Tüm bunlara karşın gerek Mağusa Belediyesi’ni, gerekse bu işinsanlarımızı; atılması gereken kimi adımlar için siyasilere, sendikalara ve sivil toplum kuruluşlarına ciddi ipuçları verdikleri için kutlamak gerek…     

 

Ve son bir öneri:  Bu ülkedeki en verimsiz kurumlarımızın başında meclisimizin geldiği uzun zamandır geniş kesimlerce dillendirilmektedir… Hükümet kanadı da bu verimsizliğiyer darlığı”na bağlayarak bir anlamda kabul etmiş ve yeni bina yapılmasını gündeme taşımıştı… KTHY ve DAÜ’de istediği sonuçları alamayan tüm işinsanlarımız birleşip yeni bir bina yapıp; meclisin (ve hükümetin) işletmesini devralmak istediklerini duyursunlar… Kim bilir, belki bu kez başarırılar…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 992 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler